<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Araştırma Yazıları arşivleri - Support To Media Freedom Projesi</title>
	<atom:link href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/arastirma-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/arastirma-yazilari/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Nov 2023 00:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Çukurova çiftçisinin beklentileri karşılanmadı</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Nov 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>B&#246;lgede, mandalina ve limon elde kal&#305;rken, m&#305;s&#305;rdan zarar edildi, yer f&#305;st&#305;&#287;&#305; fiyatlar&#305; da beklentilerin alt&#305;nda kald&#305;. &#199;ift&#231;iler yer f&#305;st&#305;&#287;&#305;nda kendilerini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/">Çukurova çiftçisinin beklentileri karşılanmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bölgede, mandalina ve limon elde kalırken, mısırdan zarar edildi, yer fıstığı fiyatları da beklentilerin altında kaldı. Çiftçiler yer fıstığında kendilerini tüccara karşı koruyacak fındıkta olduğu gibi Fiskobirlik tarzı bir oluşumun kurulmasını istiyor. </strong></p>
<p><strong>Serkan Talan / Osmaniye</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="yer fsıtığı (2)" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/yer-fsitigi-2.jpg" style="height:282px; width:500px" /></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Çukurova çiftçisi bir yandan kuraklık diğer yandan gübre ve özellikle mazottaki fiyat yüksekliği nedeniyle sıkıntılar yaşıyor, adeta kan ağlıyor. Yeterli desteği de alamayan çiftçi ise ne yapacağını bilemiyor. Çiftçi, mısır fiyatlarının da geçtiğimiz yıldan daha düşük açıklanması nedeniyle bu yıl istediğini alamamıştı. Bu yüzden gelecek yıl çoğu çiftçi mısır ekmeyi düşünmüyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Osmaniye’nin tescilli ürünü fıstık hasadı bölgede başladı. Çiftçinin yüzü rekoltenin yüksek olması ile gülerken, fiyatlar yine beklentileri karşılamadı. İlk hasadın başlamasıyla kabuklu fıstık 65 – 80 TL fiyatıyla alıcı bulurken daha sonra fiyat yarı yarıya düşerek 35- 40 TL’ye kadar geriledi. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Fiyatların düşmesiyle hayal kırıklığına uğradıklarını belirten Çiftçi Ahmet Yılmaz, “Ben şu anda yer fıstığımı satmadım. Depoya kaldırdım. Muhtemelen ilerleyen günlerde fiyatlar artacak. Allah’tan bu yıl fıstığın en verimli olduğu dönemdi. Bu fiyatlar yüz güldürmese de bizi kurtaracak” dedi.</span></p>
<p><strong>Mısırdan zarar edildi, fıstık da yüzlerini güldürmedi</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">En büyük hayal kırıklığını ise mısırda yaşadıklarını anlatan Çiftçi Ahmet Yılmaz, “Geçtiğimiz yıl tonunu 5 bin 600 TL’den verdikleri mısır, bu yıl 5 bin 200 TL’den verdik. Ancak mısırda girdi maliyetleri yüzde yüzün üzerinde artış gösterdi. ‘Mısırdan zarar ettik. Fıstıktan yüzümüz güler’ dedik ama olmadı. Hasadımız çok iyiydi fiyatlar düşünce burada da bir hayal kırıklığı yaşadık. Bin bir güçlükle çiftçilik yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu. </span></p>
<p><img decoding="async" alt="Y5" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/y5.JPG" style="float:right; height:144px; width:250px" /><strong> “Yer fıstığı fiyatları beklentileri karşılamadı”</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Geçtiğimiz yıl mısırdan zarar ettiğine değinen 40 yıllık Çiftçi Ali Rıza Duman, bu yılda yer fıstığından beklentilerinin karşılanmadığını bildirdi. Gelecek yıl mısır ekmeyi düşünmediğini aktaran Duman, bunun yerine soya ekmeyi planladığını söyledi. Yer fıstığının bölge ekonomisi için hayati bir öneme sahip olduğunu belirten Duman, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">“Yer fıstığından binlerce insan ekmek kazanıyor. Bizler üretiyoruz. Daha sonra burada işlenip başka bölgelere gönderiliyor. O yüzden yetkililerimiz yer fıstığı konusunda bizlere daha çok sahip çıkmasını bekliyoruz. Artan girdi maliyetlerine göre kabuklu fıstığın kilosunun en az 60 TL olması gerekiyordu ancak şu anda 35 &#8211; 40 TL arasında gidiyor. Buna da şükür diyoruz.” </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Toprakkale Ziraat Odası Başkanı Bülent Uluğ ise çiftçinin ayakta kalmasının her yıl zorlaştığına dikkat çekti. Özellikle çiftçinin aracı ve tüccarlara yem edildiğini vurgulayan Uluğ, “Bizim 1 liraya verdiğimiz bir mal, marketlerde 20- 30 liraya kadar fahiş fiyatlarla satılıyor. Bu nasıl oluyor? Bunu sadece nakliye ücretleri ile açıklayamayız” dedi. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Mısırdan sonra çiftçinin yer fıstığında fiyat olarak istediğini bulamadığına işaret eden Uluğ, “Allahtan yer fıstığında genel olarak verim iyiydi. Birkaç hafta önce 80 TL’den satılan fıstık, şimdi 30-35 TL’den alıcı buluyor. Bu düşüş sizce normal mi? Buna acilen el atılması gerekiyor” diye konuştu. </span></p>
<p><strong>Üreticiyi korumak için Fiskobirlik tarzı oluşum kurulmalı</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="Y3" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/y3.JPG" style="float:right; height:251px; width:250px" /><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yeni ürünün çıkmasına rağmen kuruyemişçilerde yer fıstığı fiyatının hâlâ aynı olduğunu hatta zam gelmesinin normal olmadığını aktaran Ziraat Odası Başkanı Uluğ, açıklamalarını şöyle tamamladı:</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">“Bu yüzden yer fıstığında aynı fındıkta olduğu gibi Fiskobirlik ya da ofis tarzı bir oluşuma ihtiyaç var. Bu tür birlikler, bizleri tüccara karşı koruyor. Böyle bir birlik olsa o zaman tüccarlar kafasına göre fiyat belirleyemez. Aracılardan kurtulsak inanın hem üretici olarak bizler, hem de tüketiciler kazanır. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Büyük emekler verdikleri ürünlerin para etmemesi karşısında çiftçi, ne yapacağını bilemiyor. Yer fıstığında destekleme yok. Mısırdaki destekleme ise 10 yıl önceki ile aynı. Girdi maliyetleri almış başını gidiyor. Gübre fiyatına yine zam gelmiş. Ne yapacağız bilemiyoruz. Geçtiğimiz yıl almak için yarışılan mandalina limon bu yol dalında kaldı, satılmıyor. Tedbir alınmazsa başında çürüyecek.” </span></p>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/">Çukurova çiftçisinin beklentileri karşılanmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cukurova-ciftcisinin-beklentileri-karsilanmadi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kavallar susunca…</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kavallar-susunca/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kavallar-susunca/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/kavallar-susunca/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Asl&#305;nda peygamberler mesle&#287;i olarak bilinse de g&#252;n&#252;m&#252;zde prestiji olmad&#305;&#287;&#305; i&#231;in &#231;obanl&#305;&#287;&#305;n taliplisi yok. A&#287;&#305;r i&#351; y&#252;k&#252; ve &#252;cret yetersizli&#287;i nedeniyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kavallar-susunca/">Kavallar susunca…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aslında peygamberler mesleği olarak bilinse de günümüzde prestiji olmadığı için çobanlığın taliplisi yok. Ağır iş yükü ve ücret yetersizliği nedeniyle yerli çoban bulunamamasından dolayı sektörde çoğunluğunu Afganların oluşturduğu göçmenler hâkim olmaya başladı. Çobanlık, ülkemizde hem tarım ve hayvancılığın krizini anlatıyor hem de göçmenliğin dramını… </strong></p>
<p><strong>Kelime Ata</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="Kavallar susunca…" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/kelime-ata.jpg" style="height:281px; width:500px" /></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Anadolu’da yaklaşık 6.000 yıl önce başladığı düşünülen en eski ve en mitolojik mesleklerden biri olan çobanlık, Türkiye’de hem tarım ve hayvancılıktaki krizin somut yansıması hem de göçmenlik sorunlarının merkezindeki konulardan biri haline gelmiş durumda. Kaçak yollarla ülkemize giriş yapan Afgan göçmenlerin daha çok istihdam edilmesinden dolayı neredeyse etnik bir meslek niteliğine de dönüşen çobanlık, kırsal kalkınma, gıda güvenliği ile doğrudan ilgili. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">İlk sayımın yapıldığı 1927 yılında, toplam nüfusun yüzde 75,8’ini oluşturan köy nüfusu, 1950’li yıllarda başlayan şehirleşme serüveni ile birlikte sürekli azaldı ve 2021’de yüzde 6,8’e kadar düştü. Dolayısıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomi büyük ölçüde tarıma dayalıydı ve istihdamın yüzde 80’ini tarım sektörü sağlıyordu. Ancak 1980’den sonra neoliberal ekonomi politikalarının etkisiyle tarım sektörü yapısal bir dönüşüme uğradı ve desteklemelerin kapsamı daraltılırken, ürün fiyatları baskılandı. Ve tarımın istihdam içindeki payı da yüzde 15.8’e kadar geriledi. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye Bankalar Birliği’nin 2023 yılı Tarım Sektörü Raporu’nda tarım sektöründe istihdam edilenlerin sayısının, 2013 yılında 5.2 milyon iken 2022’de 4.9 milyona düştüğü bilgisi bulunuyor. Oysa 2002 yılında tarım nüfusu, 7 milyon 458 bin idi. Kayıtlı çiftçi sayısının esas alındığı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre de düşüş var. Çiftçi sayısı 2022 yılında ilk kez 500 binin altına indi ve 493 bin oldu. 2016 yılında çiftçi sayısının 718 bin olduğu düşünülürse, bu, sadece 5 yılda 200 binin üzerinde çiftçinin, tarlasını terk etmesi anlamına geliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), yaptığı açıklamalarda sık sık tarımda değişen bu demografik yapıya dikkat çekiyor. Çünkü, tarım nüfusunun yaş ortalaması yükseliyor ve köyde yalnızca yaşlılar kalıyor. TZOB kayıtlarına göre, erkek çiftçilerin yaş ortalaması 57,7, kadın çiftçilerin yaş ortalaması ise 60,1. Çiftçilerin sadece yüzde 1’i 18 ile 24 yaş arasında. 18-32 yaş arasındaki çiftçilerin oranı toplam çiftçilik yapanlar içinde yüzde 4,8’e tekabül ediyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Son yıllarda et fiyatlarının yüksek seyretmesinden dolayı ilgi gören hayvancılık sektörünün durumu da farklı değil. Sektörde, artan nüfusun ihtiyacını karşılayacak paralellikte hayvan sayısı, et ve et ürünleri üretimi gerçekleştirilemiyor. Kaldı ki, son üç yıldır büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısında da azalma yaşanıyor.   </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2022 sonu itibarıyla Türkiye’deki büyükbaş (sığır ve manda) hayvan sayısı 17 milyon 24 bin olarak tespit edildi. Oysa 2021 yılında bu rakam 18 milyon 024 idi ve azalma yüzde 5,6 oldu.  Küçükbaş hayvan kategorisinde ise koyun sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,1 azalarak 44 milyon 688 bin baş, keçi sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 6,2 azalarak 11 milyon 578 bin baş oldu. </span></p>
<p><strong>Dünyada da tarım nüfusu yaşlanıyor</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Aslında dünyadaki durum bizdekinden farklı değil. Örneğin ABD’de tarımla uğraşan kişilerin yaş ortalaması 58. Avrupa Birliği ülkelerinde de tarım nüfusunun üçte biri 65 yaş üzeri. Ülkeler, tarım nüfusunu gençleştirmek için doğrudan gelir ve yatırım destekleri gibi korumacı politikalar hazırlarken Türkiye’de de Genç Çiftçi projesi ya da Kırsalda Uzman Eller Projeleri gibi pratikler uygulamaya konuldu. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Genç Çiftçi Projesi, 2016-2018 yılları arasında 3 yıllık bir program olarak tasarlandı ve 47 bin 750 proje desteklendi. Amaç, kırsal kalkınma ve tarımda sürdürülebilirliği sağlamak, kırdan kente göçü azaltmak, kırsalda istihdam yaratmak, tarım nüfusunu gençleştirmek olarak açıklanıyor. Ancak, kırsal kesimde eğitim sağlık, sosyal hayat, sosyal güvence gibi sosyo-ekonomik iyileşmelerin tatminkâr seviyede olmaması, geliştirilen projelerin yaygınlaşmasına ve sürekliliğine engel oluşturuyor. Örneğin, köy okullarının kapatılması nedeniyle çocuklarını okutmak isteyen köy nüfusu, soluğu kentte alıyor. Bu da gıda arz güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi kırsal kalkınmayı zayıflatıyor, göçü artırıyor.  </span></p>
<p><strong>Çoban krizi…</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Tarım ve hayvancılık sektöründeki gerilemenin pek çok sebebi var. Girdi maliyetlerinin yükselmesi, ürün satış fiyatlarının tatmin edici bulunmamasından dolayı yeterli gelirin elde edilememesi ve gelir sürekliliğinin olmaması, genç nüfusun tarımı ve hayvancılığı zahmetli bularak hizmet sektörüne yönelmesi belli başlı nedenler olarak sıralanabilir. Bir neden daha var ki, o da yaşanan çoban krizi… Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan iş adamı derneklerine, besicilerden bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına kadar hemen hepsinin raporlamalarında, çoban krizine ayrı bir başlık açıldığı görülüyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Çobanlık sorunu, onun bir meslek olarak görülmemesinden kaynaklanıyor. Genellikle fakir ve vasıfsız insanların başka bir iş bulamadığı için çaresizlikten yaptığı düşünülüyor. Mesleğin itibarsızlığı, sürekli arazide dolaşmayı ve tetikte olmayı gerektiren zahmeti, sosyal güvence yoksunluğu, yaşam koşullarının zorluğu gibi nedenlerle çobanlık ilgi görmüyor. Yaşam koşullarının zorluklarının başında da çobana kız verilmek istenmemesi geliyor. Oysa çobanlık dünyanın en eski ve aynı zamanda peygamberlik mesleği olarak kutsal bir boyut taşıyor ve olağanüstülüğe yakın bilgi ve tecrübe istiyor. Sürünün sağlıklı ve verimli olması, güdülmesi, suya götürülmesi, ağıla alınması, yemlenmesi, doğum, sağım ve kırkım çobanın yapacağı işler arasında bulunuyor. Dolayısıyla basit bir iş gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Çobanlığın, kamuoyundaki olumsuz algısının düzeltilmesi, mesleğe itibar kazandırılması için yeni bir tanımlamaya bile gidildi. Geleneksel isim olan çobanlığın yerini “sürü yönetim elemanı” şeklindeki tanımlama aldı ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), bu adla seminerler düzenlemeye başladı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile birlikte gerçekleştirilen bu seminerlerden yetişip belirlenen koşullarda çalışan çobanlara SGK prim desteği ayrıca bankalardan düşük faizli kredi veriliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Ama, seminerlere, mesleği yeniden tanımlamalara, teşviklere rağmen köylerde çoban bulunamıyor. Sürü sahipsiz kalınca ya başka yerlerden çoban getirilmeye çalışılıyor ya da köy halkı sırayla sürüyü güdüyor. 20 Ekim tarihi itibariyle sahibinden.com adresinden yapılan “çoban arıyorum” ilanlarında 122 kayıt bulunuyor. Ancak, bunun dışında, sosyal medya gruplarında ve ziraat odaları platformlarında çoban ilanlarına yer verilen pek çok hesabın ve sayfanın varlığı da dikkat çekiyor. Bu ilanlarda özellikle “Afgan çoban arıyorum” duyurusu yapılırken sadece Afgan çobanların arandığı sayfalar mevcut. </span></p>
<p><strong>Neden Afgan çoban?!..</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Afganistan’daki göç hareketlerinden en fazla etkilenen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan köprü olması nedeniyle tercih edilirken, Afganlı göçmenler için önce transit ülke kabul edildi, İran ve Pakistan’ın kısıtlayıcı politikaları uygulamaya sokmasıyla birlikte Türkiye “hedef ülke”ye dönüştü. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Her ne kadar Afgan göçünün uzun bir geçmişi varsa da özellikle Taliban’ın Afganistan’da hakimiyetini kurmasıyla göç trafiğinin arttığı biliniyor. Göçün nedenleri ise Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinin yarattığı olumsuz durum, sosyo-ekonomik sorunlar, Taliban baskısı, demokratik hakların kısıtlanması, siyasi istikrarsızlık ve çatışmalar, kuraklık sel gibi doğal afetler şeklinde sıralanıyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">TÜİK’in 2020 yılı verilerine göre Türkiye’ye gelen beş farklı yabancı uyruk içerisinde ilk sırayı yüzde 11,9 ile Iraklılar, yüzde 9,4 ile Afganlar alıyor. Ancak yakalanan düzensiz göçmenler bağlamında ele alınınca bambaşka bir manzara ortaya çıkıyor. Göç İdaresi’nde, 2014 yılında 12 bin 248 düzensiz Afgan göçmen yakalandığına dair bilgi mevcut. 2018 yılına gelindiğinde büyük bir sıçrama gerçekleşiyor ve bu rakam 100 bin 841’e çıkıyor. 2019’da bu sayı katlanarak 201 bin 437 oluyor. Pandeminin de etkisiyle düşüş kaydedilen 2020’de 50 bin 161, 2021’de ise 70 bin 237 düzensiz göçmen yakalanıyor. 2023 yılında da 12 Ekim tarihi itibariyle bu sayı 52 bin. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Afgan göçmenler hem düzensiz göçmen sıralamasında hem de uluslararası koruma başvurusu yapan ülkelerin başında geliyor. 2020 Afganistan Mülteciler ve Geri Gönderme Bakanlığı’nın raporunda, dünya üzerinde toplam 650 bin Afgan göçmenin bulunduğu, bu göçmenlerin yüzde 80’inin Türkiye’ye göç ettiği belirtiliyor. Türkiye’nin resmi rakamları da 500 bin civarında bir Afgan göçmenin bulunduğu yönünde. Ancak Afganların yasa dışı yollarla Türkiye’ye geldikleri ve halen kaçak oldukları, sayının resmi verilerin çok üzerinde seyrettiği tahmin ediliyor.  </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye’de, kırsal kesimde yaşanan çoban ihtiyacı ile ülkeye kaçak giren Afganların çok iş-az maaş sistemi ile ucuz işgücüne dönüşmeleri, işte bu kayıt dışılıkta gerçekleşiyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Başkanı Nihat Çelik, Türkiye’de 300 bin civarında çobanın çalıştığını, her 4 çobandan 1’inin, yani 75 bin çobanın ağırlığı Afganlar olmak üzere mültecilerden oluştuğunu belirtiyor. Çelik, İŞKUR’un Toplum Yararına Programı’na (TYP) çobanlığın da dahil edilmesi gerektiğini belirtirken bu programda yüzde 25’lik kontenjanın çobanlar için ayrılmasını istiyor. Çelik’in, hayli tartışmalı bir başka önerisi de var. O da, göçmen düzenlemelerinde “Afganlar sadece çoban olarak çalıştırılmalı” şeklinde bir ifadenin bulunması. Çünkü, çalışma iznini alan Afganların çobanlık değil başka işler yaptıkları anlaşılıyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Genç nüfusun çobanlık yapmak istememesi nedeniyle çözümü çoban ithalinde gören Türkiye’de zaman zaman kamuoyuna yansıyan bilgilere bakılırsa, İçişleri Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı Afgan çoban düzenlemesiyle ilgili çalışmalar da yürütüyor. </span></p>
<p><strong>İşi biliyor, özveriyle çalışıyor, itaatkâr…</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Hayvancılık sektörünün “ille de Afgan çoban olsun” isteğinin nedeni açık. En büyük faktör, aynı ücreti vererek Türk vatandaşlarının çalıştırılamayacak olması. Ayrıca Afgan çobanlar, işi bilen kişiler olarak tanımlanıyor, özveriyle çalıştıkları düşünüldüğü gibi itaatkâr bulunuyor. Genellikle sigara içmemeleri de ek bir masraf çıkmadığı için artı özellik kabul ediliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Sürünün büyüklüğüne göre değişmekle birlikte, çobanlara genellikle asgari ücret civarında bir rakam veriliyor; hatta asgari ücretin altında alanlar bile mevcut. Bu rakamlar, ağır iş yükü dikkate alındığında yerli çobanlar tarafından pek cazip bulunacak gibi değil. Oysa Afgan göçmenler, kayıt dışılıklarının getirdiği dezavantajlı konum ve çalışmak zorunda kalmalarından dolayı düşük ücretlere ve ağır çalışma koşullarına rızalık gösteriyorlar.</span></p>
<p><strong>Artık akademinin de konusu</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Afgan çobanlar, sadece hayvancılıkla uğraşanların değil akademinin de ilgi alanına girmiş gözüküyor. Örneğin, Tansu Aktaş, Çorum Hitit Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans tez konusu olarak Afgan çobanların Alaca ilçesindeki kültürel farklılıklarını ve uyumunu inceledi. Bu akademik çalışmada, Aktaş, göç nedenlerini, Taliban’dan kaçış (Ölüm ve asker olma korkusu), tehdit, baskı ve şiddet ayrıca ekonomik nedenler olarak tespit etti. Sözkonusu çalışmada, Türkiye’nin tercih edilmesinin nedenleri “ortak tarihi bağlar, ortak kültürel değerler, dini ve mezhepsel yakınlık, Türkiye’deki iş olanaklarının çeşitliliği” şeklinde sıralandı. Afgan çobanların genellikle eğitimini yarıda bırakmış kimselerden oluştuğu saptansa da aralarında NATO’da eğitim almışlarına da rastlandı. Gelenlerin göç öncesi meslekleri ya çobanlık ya da çobanlık yapan bir ailede büyümüş olmaları. Kaçak yollarla ülkeye giriş yapan çobanlar, çalıştıkları dönem boyunca hiç tatil ve izin yapmadıklarını söylüyorlar. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Kapak Fotğrafı: Freepik</span></p>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kavallar-susunca/">Kavallar susunca…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kavallar-susunca/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2024’ün “yumuşak karnı”, bütçe açığı!</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meclis&#8217;e sunulan b&#252;t&#231;e teklifine g&#246;re 20242&#8217;te ekonomik b&#252;y&#252;me y&#252;zde 4&#8217;e gerilerken, i&#351;sizlik y&#252;zde 10,3&#8217;e &#231;&#305;kacak. 2023&#8217;&#252;n Ocak-Eyl&#252;l d&#246;nemi b&#252;t&#231;e a&#231;&#305;&#287;&#305; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/">2024’ün “yumuşak karnı”, bütçe açığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Meclis’e sunulan bütçe teklifine göre 20242’te ekonomik büyüme yüzde 4’e gerilerken, işsizlik yüzde 10,3’e çıkacak. 2023’ün Ocak-Eylül dönemi bütçe açığı 512 milyar lira olurken yılsonunda bütçe açığının 1 trilyon 633 milyar olması bekleniyor. 2024 yılı bütçe açığı hedefi ise 2 trilyon 651 milyar lira olarak öngörülüyor.</strong></p>
<p><strong>Cemı̇l Cahı̇t Saraçoğlu</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">AK Parti iktidarının 22’nci ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 6’ncı bütçe kanunu, TBMM’ye sunuldu. Ve, bütçedeki verilerle ekonominin nasıl toparlanacağı tartışmaları da başlamış oldu. Verilere göre, 2024 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nde giderlerin 11 trilyon 89 milyar TL, gelirlerinin 8 trilyon 437 milyar TL olması öngörülüyor. Ortaya çıkan 2 trilyon 652 milyar TL bütçe açığının Gayrı Safi Milli Hasılaya (GSYH) oranı ise yüzde 6,4’e ulaşıyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Bütçe Kanunu teklifinde öngörülen bu devasa bütçe açığının enflasyonu daha da artıracağından endişe ediliyor. Ortaya çıkacağı olası enflasyona rağmen, 3 yılın sonunda enflasyonun tek haneli rakama indirileceği işçinin, memurun, emeklinin, yoksulun enflasyona ezdirilmeyeceği açıklanıyor. Bu büyüklükteki kamu açığının ekonomiyi büyütebileceği ancak, kaçınılmaz olarak iki yönlü enflasyonu da tetikleyeceğine işaret ediliyor. Yani arz/maliyet yönlü maliyet enflasyonun yanı sıra, kamu harcamalarındaki artışın neden olacağı bütçe açığından kaynaklı talep yönlü bir enflasyonun da oluşabileceği dile getiriliyor. Bu çerçevede ilk olarak 2023 yılında yüzde 65 beklenen enflasyonun, 2028’de yüzde 4,7’ye nasıl düşürüleceği kafalarda soru işareti olarak kalıyor. 2024’te de enflasyonun yüksek hızda olacağı hesaplanırken, bunu da faiz artışlarının izleyeceğine dikkat çekiliyor. Bu durumun da emekli, işçi ve küçük üreticileri oluşturan geniş halk kesimlerinin borç yükünü artıracağı vurgulanıyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">İçerideki rakamlar böyle olurken enerji, hammadde ve döviz darboğazının hüküm sürdüğü ve Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa ekonomilerinin durgunluğa girdiği bir dönemde, hem kamu harcamalarıyla pompalanan bir talebi karşılayabilecek ve hem de fiyat artışlarına yol açmayacak bir üretim artışının iktisat teoreminde yer almadığına dikkat çekiliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Orta Vadeli Planda (OVP) ise ödemeler dengesinin iyileştirilmesi için uluslararası helal ürün ve hizmet pazarlarından daha fazla pay alınacağı yer alıyor. “Helal Akreditasyon Kurumu” tarafından akredite edilen kuruluşlarca düzenlenen helal belgelerin uluslararası tanınırlığını artıracak girişimlerin yürütüleceği belirtiliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yine OVP’de küresel ticarette yeşil dönüşüm ve dijitalleşme koşullarında katma değeri yüksek ihracat potansiyelinin artırılması, enerji ve imalat sanayiinde ithalat bağımlılığının azaltılması, turizm, yazılım gibi alanlarda hizmet gelirlerinin çeşitlendirilmesi yoluyla cari işlemler dengesinde sürdürülebilir bir iyileşme sağlanmasının amaçlandığına da işaret ediliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Ancak deprem, ekonomik kriz ve Ortadoğu’da gelişmeye başlayan savaşın da katkı vereceği büyük çaptaki bütçe açığı ortada iken, geçen yılı yüzde 400’lerin üzerinde net kârlılıkla kapatmış olan sermaye kesiminden alması gereken vergilerin önemli bir kısmının alınmasının düşünülmemesi de yine ekonomistlerce cevabı beklenen bir soru olarak ortada bekliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Üstelik bunlara rağmen bu yıl 2.2 trilyon lira tutarında 2024-2026 dönemini kapsayan 3 yılda ise 8.2 trilyon lira tutarında “vergi indirimi, istisnası (vergi harcamaları)” adı altında sermaye kesiminden verginin alınmayacağı da kafalarda başka soru işaretleri oluşturuyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Bilindiği üzere vergi harcaması, devletlerin gelir toplamını azaltan, standart vergi sisteminden ayrılan ayrıcalıklar veya istisna ve muafiyetler anlamına geliyor. Teklife göre, 2024 yılında toplam bütçe geliri olan 8 trilyon 437 milyar TL’nin yüzde 26’sı düzeyinde vergi gelirinden vazgeçilecek. Bu arada 2023 yılı bütçesinde vergi harcamaları 994 milyar TL düzeyindeydi ve 2024 yılı için vergi harcaması tutarı 1 trilyon 228 milyar TL olarak tahmin edilmişti.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">İstisna ve muafiyet tanınan vergilerin içinde, asgari ücretliden alınmayan ya da ihracatın, üretimin teşviki için alınmayan vergiler de var. Ancak vergi harcamalarının büyüklüğü, şirketlerin affedilen vergi cezaları ve kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarından elde edilen gelirin vergilendirilmemesi gibi örnekler nedeniyle tartışmalara konu oluyor. Bütçenin vergi harcamalarının, 2024-2026 OVP’de yer alan “Vergi harcamaları gözden geçirilecek, etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimler kaldırılacaktır” ifadesiyle örtüşmeyeceği de dikkat çekiyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2024 Bütçe Kanun teklifinde, sonraki yıllara ilişkin vergi harcaması öngörüleri de yer alıyor. Buna göre vergi harcaması tutarlarının, toplam gelirin 10,8 trilyon TL olduğu 2025 bütçesinde 2,8 trilyon TL ve gelirin 12,9 trilyon TL olduğu 2026 bütçesinde, 3,2 trilyon milyar TL’ye çıkacağı tahmini yapılıyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Bütçe verilerine göre 2024 yılında ekonomik büyüme yüzde 4’e gerilerken, işsizlik yüzde 10,3’e çıkacak. Bu yılın Ocak-Eylül (9 aylık) dönemi bütçe açığı 512 milyar lira oldu. OVP’ye göre bu yılın sonunda bütçe açığının 1 trilyon 633 milyar lira olması bekleniyor. Rakamlar geriye kalan son üç ayda 1 trilyon liranın üstünde harcama yapılacağını gösteriyor. Bu durum ise sadece deprem harcamalarında değil, yerel yönetim seçimleri yolunda da çok ciddi harcama yapılacağının planladığı sonucunu ortaya koyuyor. 2024 yılı bütçe açığı hedefi ise 2 trilyon 651 milyar lira olarak öngörülüyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Gelelim harcamalar üzerinden alınan vergilere… Dolaylı vergi olarak nitelendirilen bu vergilerin başında; KDV, ÖTV, özel iletişim vergisi, gümrük vergisi, damga vergisi ve şans oyunları geliyor. Bu kasamda bütçeye en büyük gelir 2 trilyon 498 milyar TL ile Katma Değer Vergisi’nden (KDV) sağlanacak. Özel Tüketim Vergisi’nden (ÖTV) elde edilecek 1 trilyon 404 milyar TL ile birlikte dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı yüzde 52,7 olarak hesaplanıyor. Burada 12. Kalkınma Planına bakıldığında ise orada gelir dağılımı eşitliği vurgusu yapılırken, sıklıkla tartışma konusu olan dolaylı vergilerin payında gerileme öngörülmemesi dikkat çekiyor.</span></p>
<p><strong>Depreme 1 trilyon TL</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Bütçede en büyük gider kalemini 4 trilyon TL ile cari transferler oluştururken, deprem harcamaları için 1 trilyon 28 milyar TL kaynak ayrılıyor. Yüksek bütçe açığına gerekçe gösterilen deprem harcamalarının teklifte yer alan bütçe giderleri içindeki payı böylece yüzde 12 oluyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) ayrılan tutar 671,3 milyar TL oldu. Deprem harcamaları için sonraki yılların tahminlerinde tutar ciddi ölçüde geriliyor. 2024’te 671 milyar TL olan AFAD bütçesi, 2025’te 20,8 milyar TL ve 2026’da 22,6 milyar TL’ye geriliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2023 yılı bütçesinde 887 milyar TL olarak eğitim harcamalarına kaynak ayrılmıştı. 2024 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nde ise yüzde 14,6 oranında artırılarak 1 trilyon 615 milyar TL’ye çıkarılıyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">En yüksek ödenek ayrılan bakanlıklar arasında ise 1 trilyon 92 milyar TL ile Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 732,6 milyar TL ile Sağlık Bakanlığı geliyor. İki bakanlıkta da en yüksek ödenek personel giderleri için ayrılıyor. 2024’te personel giderleri için MEB’e 790 milyar TL ve Sağlık Bakanlığına 404 milyar TL ödenek aktarılacak. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Sağlık harcamaları için 1 trilyon 650 milyar TL, sosyal yardım ve destekler için 497 milyar TL, kaynak ayrılıyor. Tarım için 384 milyar TL ve reel sektör destekleri için 376,5 milyar TL ödenek öngörülüyor. Bütçe kanun teklifinde savunma ve güvenlik için ayrılan bütçe ise 1 trilyon 113,5 milyar TL oldu. Mahalli idarelere ayrılan kaynak da 2023’te 520 milyar TL iken, 860 milyar TL’ye çıkarılıyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun (KYK) verdiği öğrenim kredilerinin geri ödenmesinden 3 milyar TL gelir elde edileceği tahmin ediliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2024 yılı Bütçe Kanunu teklifinde TBMM’ye 9,5 milyar TL, Cumhurbaşkanlığı’na ise 12,3 milyar TL ödenek ayrılıyor. TBMM’nin 6 milyar TL’lik personel giderleri en büyük harcamayı oluştururken, Cumhurbaşkanlığı’nda yaklaşık 6,9 milyar TL’lik mal ve hizmet alım giderleri dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanlığı’nın mal ve hizmet alım giderleri için ayrılan bütçe, TBMM’nin aynı giderlerinin 6,5 katını oluşturuyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2024 yılı bütçesinin 11,1 trilyon TL’lik giderlerde en yüksek ödenek 4 trilyon 564 milyar TL ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ayrılıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın en büyük harcaması ise 2 trilyon 958 milyar TL ile cari transferler için yapılacak. Ayrıca Bakanlık, 2024’te 1 trilyon 254 milyar TL faiz ödemesi yapacak. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Kanun teklifinde, bütçe ödeneklerinin programlara göre dağılımına da yer veriliyor. Buna göre, en yüksek bütçe 1 trilyon 285 milyar TL ile Hazine varlıklarının ve yükümlülüklerinin yönetimi için ayrılıyor. İkinci sırada ise 1 trilyon 237 milyar TL ile sosyal güvenlik harcamaları geliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Bağımlılıkla mücadele için 2024’te ayrılan ödeneğin 9,3 milyar TL olduğu görülüyor. Bütçe Kanunu teklifinde ailenin korunması ve güçlendirilmesi başlığı altında ayrılan ödenek 11,9 milyar TL iken, kadının güçlenmesi için 3,8 milyar TL ödenek ayrılıyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2024 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) ayrılan toplam bütçe 91,8 milyar TL olurken, din hizmetleri ve yaygın din eğitimi programları için 79,7 milyar TL ödenek ayrılıyor. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Sayıştay, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği Başkanlığı, Devlet Arşivleri Başkanlığı, İletişim Başkanlığı bütçelerinin tamamının toplamı 90,9 milyar TL ediyor.</span></p>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/">2024’ün “yumuşak karnı”, bütçe açığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/2024un-yumusak-karni-butce-acigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krizin faturası çocuklardan çıkarılmasın:</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>K&#305;rtasiye, kantin fiyatlar&#305; ve servis &#252;cretleri velileri en &#231;ok zorlayan kalemlerin ba&#351;&#305;nda geliyor. Veliler, yetkililere &#8220;Krizin faturas&#305; &#231;ocuklardan &#231;&#305;kar&#305;lmas&#305;n&#8221; &#231;a&#287;r&#305;s&#305; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/">Krizin faturası çocuklardan çıkarılmasın:</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kırtasiye, kantin fiyatları ve servis ücretleri velileri en çok zorlayan kalemlerin başında geliyor. Veliler, yetkililere “Krizin faturası çocuklardan çıkarılmasın” çağrısı yapıyor.  </strong></p>
<p><strong>Esra Ülkar</strong></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/">Krizin faturası çocuklardan çıkarılmasın:</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/krizin-faturasi-cocuklardan-cikarilmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ten, “Başkanlık sistemi”ne tavır</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 May 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>T&#252;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu Atat&#252;rk, 93 y&#305;l &#246;nce, &#252;lkede ba&#351;kanl&#305;&#287;&#305; &#246;ng&#246;ren &#8220;Amerikan sistemini uygulamay&#305;&#8221; hi&#231; akl&#305;na getirmedi&#287;ini vurgulay&#305;p &#8220;Sistemsiz ve yasaya [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/">Atatürk’ten, “Başkanlık sistemi”ne tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, 93 yıl önce, ülkede başkanlığı öngören “Amerikan sistemini uygulamayı” hiç aklına getirmediğini vurgulayıp “Sistemsiz ve yasaya aykırı biçimde Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim” demiştir.</strong></p>
<p><strong>Hasan Safa Tekeli / İstanbul</strong></p>
<p>Türkiye’de, 14 Mayıs 2023 Pazar günü, çok önemli bir seçime tanıklık edilecek. Bu seçimlerde seçmen, bir bakıma parlamenter sisteme dönüş ile cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin devamına ilişkin bir irade beyanında da bulunacak. Bu doğrultuda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşleri ayrı bir değer kazanıyor. Bu konuda, Atatürk’ün görüşlerini açıklığa kavuşturmak da önem taşıyor.</p>
<p>Millî Mücadele’yi örgütleyen, Erzurum ve Sivas kongrelerinde başkanlığa seçilen, Ankara’da Heyeti Temsiliye’ye başkanlık eden, Meclis açıldığında ilk başkanı seçilen, milleti arkasına alıp Kurtuluş Savaşı’nı yöneten, Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, 93 yıl önce vurguladığı üzere, ülkede, başkanlığı öngören “Amerikan sistemini uygulamayı hiç hatırına getirmediği”ni kaydediyor.</p>
<p><strong>Söylentileri reddediyor</strong></p>
<p>Bu konuya ilişkin şu gelişmeler yaşanıyor:</p>
<p>Fethi Okyar başkanlığında 12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, İsmet İnönü başbakanlığındaki hükümetin özellikle ekonomik politikalarını hedef alan bir muhalefet yürütüyordu. Eylül ayına gelindiğinde siyasete bir kriz ortamı hâkimdi. Bu sırada, “Atatürk’e ömür boyu cumhurbaşkanlığı teklif edileceği” söylentileri çıkarılmıştı. Atatürk, 25 Eylül 1930 tarihinde gazetecilere verdiği demeçte, bu söylentileri şiddetle reddederek, “Siz ve kamuoyu bilmelisiniz ki, bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez! Dediğiniz gibi bir teklifi, benim idealimi cidden rencide eden bir manada telakki ederim” der.</p>
<p><strong>İnönü kabinesi istifa ediyor</strong></p>
<p>Meclis’te yaşanan güven krizi sonucu İsmet İnönü kabinesi, 26 Eylül 1930’da istifa eder; hükûmeti yeniden kurmakla görevlendirilen İnönü, yeni kabinesini açıklar. Hemen ertesi gün, 27 Eylül 1930’da, basında, Atatürk’ün,  “&#8230;Eğer İsmet Paşa hükûmet kurmayı kabulden kesinlikle kaçınsaydı, Başbakanlığı bizzat üstlenmekten başka çare kalmazdı” dediğine ilişkin bir haber yer alır.</p>
<p><strong>Atatürk’ün önemli açıklaması</strong></p>
<p>Atatürk ise yeni İsmet Paşa kabinesi için Meclis’te güvenoylaması yapılacağı 3 Ekim 1930 Cuma günü, “Akşam” gazetesine yukarıdaki sözlerine açıklık getiren bir demeç verir. Başyazar Necmeddin Sadık (Sadak) imzasıyla 4 Ekim (Teşrinievvel) 1930 Cumartesi günkü “Akşam” gazetesinde yer alan ve Atatürk’ün başkanlık sistemine kesinlikle karşı çıktığı bu demeci şöyle:</p>
<p>“Arkadaşlarımız arasında başbakanlık yapacak kişi çoktur. Fakat bütün bu arkadaşlarım dâhil olduğu hâlde milletin genel eğilimi benim şu ve bu zaruret karşısında başvekil olmamı gerektirirse bu görevi tam bir alçak gönüllükle ve minnetle yerine getirmeye hazırım. Bu takdirde benim aynı zamanda cumhurbaşkanlığını uhdemde bulundurmanın elbette yasal olarak olanağı yoktur.</p>
<p>Benim alacağım bir yeni durumu çeşitli şekil ve anlamlarda kötü yorumlamak, Türk milletinin düşüncelerini karıştıracak tarzda açıklamaya kalkışmak akla ve mantığa uygun değildir.</p>
<p>Amerikan sistemini ülkemizde uygulamayı hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve yasaya aykırı biçimde Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım, bütün milletçe bilinmektedir zannederim.</p>
<p>Bugünkü koşullar içinde bir hükümetin, millet ve ülke yararı için güçlendirmesine yönelik herhangi sözümü bin türlü anlamsız, boş laflarla sömürmeye kalkışmak isteyenler çok bedbaht adamlardır. Akşam gazetesi başyazarına söylediğim sözler, benim ağzımdan çıkmış ve gerektiğinde daima tekrar edilecek sözlerdir.”</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/">Atatürk’ten, “Başkanlık sistemi”ne tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ataturkten-baskanlik-sistemine-tavir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağın en önemli konusu: Enerji verimliliği</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 May 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Kapak foto&#287;raf&#305;: Matthew Henry / Unsplash T&#252;m end&#252;striyel devrimlerin &#8220;anahtar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/">Çağın en önemli konusu: Enerji verimliliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                    Kapak fotoğrafı: Matthew Henry / Unsplash</strong></p>
<p><strong>Tüm endüstriyel devrimlerin “anahtar sektörü” olarak nitelendirilen enerjide dijitalleşme, şebekelerin güvenilirliği ve kârlılığını arttırıyor. Yerlileştirme ve teknoloji geliştirilmesine yönelik Ar-Ge’nin, Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlığını azaltacak potansiyele sahip olduğu vurgulanıyor.</strong></p>
<p><strong>Fatma Ağaç / Ankara</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yapılan araştırmalar, 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 70’inin şehirlerde yaşayacağına dikkat çekiyor. Şehirlerdeki nüfus artışının önüne geçmek amacıyla tarımsal desteklerle, küçük şehirler ile beldelere ve kırsala göç teşvik ediliyor. Sağlık, eğitim, ulaşım, enerji, su, kanalizasyon, çevre, sosyal hizmetler, güvenlik ve daha nice alanlarda şehir insanlarının taleplerini karşılamak, mevcut durumu korumak yoğun çalışma ve çaba gerektiriyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">“Tüm binalar tek bir ağa bağlanabilir. Evlerdeki ısıtma, havalandırma, enerji yönetimi ve birçok şey uzaktan kontrol edilebilir” denilirken fiziki ve siber platformlarda enerji güvenliğinin etkin olarak sağlanamadığının altı çiziliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yöneticiler, şehirlerdeki sorunları analiz edip kaynakları koordine etmek için sürekli bir arayış içerisinde. Söz konusu arayışlar arasındaki en önemli olan başlıklardan birisi, “Enerji”. </span><span style="color:rgb(0, 0, 0)">Enerjiyi yerli yerinde, doğru ve etkin bir biçimde kullanmak önem taşıyor.</span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)"> Türkiye’nin Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı, 2017-2023 yıllarını kapsadığı için, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir yüzyıla girişinde daha geniş kapsamlı ve uzak öngörülü yeni bir “Enerji Verimliliği Eylem Planı”na daha ihtiyacı olduğu gözleniyor. Buradaki amaç elektrik ile diğer enerji kaynakları, su ve internet kesintilerini en aza indirmek… Şehirlerde enerji ile ulaşım alanlarında yaşanan zorluklar ve</span><strong> </strong><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">“</span><span style="color:rgb(0, 0, 0)">İklim değişikliği”nden etkilenen </span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">enerji</span><span style="color:rgb(0, 0, 0)"> bileşenleri,</span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)"> yeni bir </span><span style="color:rgb(0, 0, 0)">yönetim sistemini de gündeme getiriyor. </span></p>
<p><strong>Enerjide dijitalleşme stratejileri</strong></p>
<p><span style="color:rgb(0, 0, 0)">“Dijital farkındalık”, tüm alan ve sektörlerde hissedilmeye başlandı. Dijital düzenin etki ettiği en önemli sektörlerden birisi de enerji sektörü… Dönüşümün yanı sıra veri (bilgi) güvenliğine de göz alıcı katkı sağlayan dijitalleşme, </span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">enerji sektöründe maliyetlerin aşağıya çekilmesinde en büyük etken olarak değerlendiriliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Gelişen teknoloji ve dijitalleşme ile birlikte enerji sektörü de kaçınılmaz bir değişime uğruyor. Bu kapsamda, IoT (Internet of Things-Nesnelerin İnterneti) cihazlar, blockhain (blok zinciri), bulut bilişim, 5G, kablosuz bağlantılar, büyük veri analizleri enerjinin de her alanında uygulanmaya başlıyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Enerji kaynaklarının git gide azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu nedenle şehirler, enerjiyi etkin biçimde kullanmak durumunda. Uzmanlar, “Eğer verimlilik yakalanmazsa enerji kesintileri, yüksek fiyatlar kaçınılmaz olacak” diyor… </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Enerji sistemlerinin akıllı yapılar haline dönüşmesi, sürecinin ilk adımı, planlama… Akıllı sayaçlar sayesinde elektrik kullanımını izlemek mümkün. Şebekeyi uçtan uca kontrol eden sistem ile kayıp ve kaçaklar en aza indirgenecek. Enerjide dijitalleşme, şebekelerin güvenilirliğini ve kârlılığını artıyor. Enerjinin üretim, tüketim ve dağıtımında etkin bir şekilde yönetilmesini sağlıyor ve kaybını önlüyor. Hızla gelen bu değişim; aynı zamanda daha sürdürülebilir bir dünyanın da oluşmasını, enerji kayıplarını da önleyerek ekonomiye daha fazla katkı vermesini sağlıyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Öte yandan bir de, elektrik enerjisine alternatif çözüm olarak sunulan; kamuoyunun yeterince ikna edilemediği nükleer enerji konusu var. Bu arada nükleer enerjiye duyulan güven sorununun çözülmesi gerekiyor. Ayrıca, petrol üretimine ilişkin krizler, küresel ısınma ve iklim değişimi sorunu yeni ve temiz enerji kaynaklarına yönelimi artırıyor. Bu noktada yer alan güneş ve jeotermal seçeneklerinin yanında son yıllarda rüzgâr enerjisi de daha çok öne çıkıyor…</span></p>
<p><strong>Enerji anahtar sektör</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Enerji, tüm endüstriyel devrimlerin anahtar sektörü olarak nitelendiriliyor. Enerjide dijitalleşme ile elektrifikasyon artacak, verimlilik artacak, yenilenebilir enerji kaynakları daha yaygın bir şekilde kullanılacak, depolama teknolojileri yaygınlaşacak, mikro şebeke gibi yeni kavramlar hayatımıza girecek. Onun dışında iletim ve dağıtım şebekelerinin yapısında ve yönetiminde çok önemli değişiklikler olacak.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Pek çok sektörde olduğu gibi enerji endüstrisinde de geleceği sağlama alabilmek için modernizasyon adımlarına ve teknolojik yatırımlara önem verilmesi gerektiğinin altı çizilirken, enerji sektöründe dijital dönüşüm yatırımları her geçen dönemde artışını sürdürüyor. Bu alandaki öncelik maliyetleri düşürmek… </span></p>
<p><strong>Enerjide dışa bağımlılığa “Ar-Ge” çözümü  </strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Enerji sektöründe yapılan araştırma-geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarının sektörde ileri derecede yaşanan dışa bağımlılığa çözüm olması bekleniyor. Dünyadaki örnekleri gibi bir Ar-Ge yapılanmasının, mevcut modelle birlikte enerji sektöründeki ivmelenmeyi artıracağı dile getiriliyor. </span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yerlileştirme</span><strong> </strong><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">ve teknoloji geliştirilmesi konusunda ortaya konulan Ar-Ge’nin, Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlığını azaltacak potansiyele sahip olduğu bildiriliyor. Türkiye’de Ar-Ge çalışmalarının ağırlığı giderek artırılırken; sektörün istihdamını ve bilgi düzeyini yükselterek uluslararası alandaki başarıyı getirecek çalışmalar önem kazanmaya başladı. 2023 vizyonu doğrultusunda ülkemizin dünyada bilginin ve ileri teknolojinin önemli merkezi olması hedeflenirken; bu hedef doğrultusunda Ar-Ge çalışmalarına daha fazla kaynak ve destek sağlanıyor. </span></p>
<p><strong>Enerjide rüzgârın yükselişi</strong></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kaynaklarında güneş enerjisiyle birlikte ilk sıralarda yerini alan rüzgâr enerjisinin kullanımı Türkiye’deki yükselişini sürdürüyor. Türkiye’nin toplam enerji ihtiyacının yüzde 10’u rüzgârdan karşılanıyor.</span></p>
<p><span style="color:rgb(0, 0, 0)">Türkiye, rüzg</span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">â</span><span style="color:rgb(0, 0, 0)">r enerjisinde </span><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">2030’da, 25 bin megavat kurulu güce ulaşmayı hedeflerken, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini üst seviyeye taşımak için rüzgâr ve güneş gibi yerli kaynakların değerlendirilmesi gerektiği dile getiriliyor.</span></p>
<p><span style="background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)">Rüzgâr santralları, günümüzde temiz enerji üretmek için en çok tercih edilen yöntemlerden biri. Rüzgâr santralları için, “arazi şartları uygun değil” bahanesi önemini yitiriyor artık. Akdeniz ve benzeri gibi açık denizlerdeki “açık deniz rüzgâr çiftlikleri” kullanılarak, deniz ve okyanuslarda enerji üretmek mümkün.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/">Çağın en önemli konusu: Enerji verimliliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cagin-en-onemli-konusu-enerji-verimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgelerinde sivil dayanışma: Toprakkale ve Gaziantep örneği</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Mar 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmara&#351; merkezli deprem sonras&#305;nda olu&#351;turulan sivil inisiyatifler de kendi imk&#226;nlar&#305;yla depremzedelerin yard&#305;m&#305;na ko&#351;uyor. Gaziantep&#8217;te Sar&#305;fak&#305;o&#287;lu &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;nde kurulan &#8220;G&#246;n&#252;ll&#252;ler Evi&#8221;nde g&#252;nde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/">Deprem bölgelerinde sivil dayanışma: Toprakkale ve Gaziantep örneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kahramanmaraş merkezli deprem sonrasında oluşturulan sivil inisiyatifler de kendi imkânlarıyla depremzedelerin yardımına koşuyor. Gaziantep’te Sarıfakıoğlu öncülüğünde kurulan “Gönüllüler Evi”nde günde iki öğün yemek yaklaşık 3 bin kişiye dağıtılıyor. Sarıfakıoğlu, cocuk ve yetişkinler için rehber ve psikologlara ihtiyaç duyulduğuna işaret etti. Depremden yaklaşık 15 dakika sonra 15 kişinin harekete geçmesiyle oluşturulan Osmaniye’den Toprakkale Yardımlaşma Grubu kurucularından Acı, en çok ihtiyacın çadır olduğunu tespit ettiklerini vurgulayıp yaklaşık 30 çadır yapmayı planladıklarını bildirdi</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" class="alignnone size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-268099" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/03/toprakkale-yardim-grubu-71.jpeg" style="height:398px; width:700px" /></strong></p>
<p><strong>SERKAN TALAN</strong></p>
<p>6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 şiddetindeki deprem sonrasında özellikle resmi kurumların yetersiz veya eksik kaldığı yerlerde vatandaşlar, dernekler ve sivil inisiyatifler, kendi imkânlarıyla yardım grupları oluşturup deprem bölgelerinde yardıma koştular. Bu yardımlara en güzel örnek, depremin etkilediği illerden Osmaniye’nin Toprakkale ilçesinde bir grup genç tarafından oluşturulan Toprakkale Yardımlaşma Grubu. Bir diğer örnek ise Gaziantep’te yaşayan Dilek Sarıfakıoğlu öncülüğünde bir grup kadın ve erkek tarafından oluşturulan “Gönüllüler evi”.</p>
<p><strong>Günde 3 bin kişiye, iki öğün yemek dağıtımı… </strong></p>
<p>Sosyal hizmet uzmanı ve anne-çocuk evi gönüllüsü Sarıfakıoğlu, Gaziantep’i de etkileyen deprem sonrası harekete geçen isimlerden. Gaziantep Güvenevler Mahallesi’nde, mahalle sakinleri ile hemen “Gönüllüler evi”ni harekete geçirdiklerini, insanlara yardım etmeye çabaladıklarını aktaran Sarıfakıoğlu, burada yaklaşık 3 bin kişiye, günde iki öğün yemek dağıtımı yapıldığını belirtti. Sarıfakıoğlu, çalışmaları hakkında şunları anlattı:</p>
<p>“Deprem sonrası insanlar, bir şişe su bulamıyordu. Hemen bir mutfak kurmak istedik, saha taraması yaptık. Ayakta duran bir anaokuluna gittim, ‘Bana bir mutfak verir misiniz?’ dedim. Verdiler. O anda gönüllü arkadaşlarla hemen mutfak kurduk. Şu anda 3 bin kişiye 2 öğün yemek veren bir mutfağımız var. Ayrıca depremzedelerin ilaç ihtiyaçlarını da karşılıyoruz. Şu anda bebek maması, kadın pedi gibi ürünleri birçok deprem bölgesine gönderdik. Herhangi bir kamu kurum ve kuruluşundan destek almadan, kendi imkânlarımızla bulduğumuz sponsorlarla, 30 kişilik gönüllüler ekibi kurduk.</p>
<p>Mahallemiz olan Güvenevler Mahallesi’ndeki kadın, yaşlı ve erkek bu gönüllüler grubunda var. Kimseden bir şey beklemedik, hemen biz kendimiz harekete geçtik. Çünkü depremzedelerin acil ihtiyaçları var, bekleyecek zamanımız yoktu. Yaklaşık 30 arkadaşımızla insanlara yardım ulaştırıyoruz. Yoruluyoruz saat 2 de yatıyoruz ama tatlı bir yorgunluk bunlar.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-268094" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/03/ASDFFGDFGHJ.jpg" style="height:394px; width:700px" /></p>
<p style="text-align:center">Dilek Sarıfakıoğlu</p>
<p><strong>“İnsanlar gerçekten ruhen de yıkılmış durumda”</strong></p>
<p>Gaziantep’te acı bir tablo yaşandığını, depremin ağır hasar verdiği birçok bölgeden de depremzede misafir bulunduğunu aktaran Sarıfakıoğlu, şu andaki en önemli işin, depremden etkilenenlerin ruhsal problemlerine çözüm üretmek olduğunu vurguluyor. Çocuk ve yetişkinler için rehber ve psikologlara ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Sarıfakıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Deprem yaralarını maddi olarak sarıyoruz. Ancak şu anda ruhsal olarak da iyileşmeye ihtiyacımız var. Bununla ilgili de bir çalışma yapıyoruz. Çünkü insanlar gerçekten ruhen de yıkılmış durumda. Acilen eski hayatımıza dönmemiz gerekiyor. Bunun için rehberlik hizmeti yapacak gönüllü psikolog arayışına girdik. İnşallah en kısa sürede bu acıları birlikte dayanışma ile atlatacağız.”</p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" class="alignnone size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-268100" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/03/toprakkale-yardim-grubu-81.jpeg" style="height:397px; width:700px" /></strong></p>
<p><strong>Toprakkale Yardımlaşma Grubu, depremden 15 dakika sonra kuruldu</strong></p>
<p>Depremin vurduğu Osmaniye Toprakkale ilçesinde de gençler, WhatsApp’ta oluşturdukları yardım grubu ile ilçelerine sığınan depremzedeler olmak üzere Osmaniye merkez, Nurdağı, İslahiye, Hatay ve Kahramanmaraş’tan gelenlerin yardımına koştu. Depremden yaklaşık 15 dakika sonra 15 kişi, hemen bölge taraması yaparak harekete geçiyor. Toprakkale Yardımlaşma Grubu, topladıkları yardımları depremzedelere ulaştırarak depremin yaralarının sarılmasına destek olmaya devam ediyor. Örnek bir harekete imza atan Toprakkaleli yardımseverler, nerede depremzedelerin ihtiyacı var ise oranın ihtiyacını gideriyor. Ayrıca grup, Toprakkale’ye dışarıdan gelen yardımların taşınması için de gönüllü olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), kaymakamlık ve belediye gibi kurumlara hizmet veriyor.</p>
<p>Grubun ilerleyen günlerde, TODER adıyla resmileşerek dernek statüsüne kavuşacağını, olası felaketlerde daha hızlı bir şekilde yardıma koşmayı planladıklarını duyuran Toprakkale Yardım Grubu kurucularından Fettah Acı, depremin büyüklüğünün ciddiyetini ilk önce anlayamadıklarını, enkazları gördükleri zaman idrak edebildiklerine dikkat çekti. Acı, çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri verdi.</p>
<p>“Deprem sonrası hemen harekete geçtik. İlk anda deprem bölgesi Osmaniye’de enkaz çalışması ile arama kurtarma faaliyetine katıldık. Ardından WhatsApp grubumuz büyüdü. Burada herkes koordineli bir şekilde çalışıyor. Kimin ne ihtiyacı varsa burada belirlenip hemen bu ihtiyaçlar temin ediliyor. Sağ olsun herkes özveri ile çalışıyor. Şu anda 250’nin üzerinde farklı mesleklerde kişi grubumuzda koşturuyor. Hiç kimsenin yardım dışında bir beklentisi yok. Nerede kimin ne ihtiyacı varsa grup üzerinden bu problemleri çözüyoruz. Bizler, ilçe olarak depremzede olmadık. Ancak depremden yara alan bölgelere gıda, bebek maması, bebek bezi, ayakkabı, battaniye ve ısıtıcı gibi ürünler gönderdik. Buraya, yakınları ya da tanıdıklarının evlerine, Osmaniye başta olmak üzere çevre il ve ilçelerden çok sayıda depremzede geldi, sığındı. Bunların da ihtiyaçlarını kendi imkânlarımızla sağlıyoruz. Sağ olsun muhtarlarımız, esnaflarımız, gençlerimiz herkes elini taşın altına koyuyor.”</p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" class="alignnone td-animation-stack-type0-2 wp-image-268098" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/03/toprakkale-yardim-grubu-31.jpeg" style="height:440px; width:330px" /> </strong></p>
<p><strong>Depremzedeler için çadır imalatı başladı</strong></p>
<p>Şu anda en çok ihtiyacın çadır olduğunu tespit ettiklerinin altını çizen Acı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“O yüzden hemen çadır yapmak için faaliyete geçtik. Şimdi grubumuzda bu işlerden anlayan kişilerle görüştük, bunları bir araya getirdik. Yaklaşık 30 çadır yapmayı planlıyoruz. Malzemeleri aldık. Gece gündüz demeden kaynak yapıyoruz, bunların üzerine de çadır bezi hazırladık. Çadırların dikimini Halk Eğitim Merkezimiz yapacak. Hazırladığımız çadırları, öncelikle evi yıkılmış, evi hasarlı olduğu için evlerine giremeyen depremzedelere vereceğiz.”</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/">Deprem bölgelerinde sivil dayanışma: Toprakkale ve Gaziantep örneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/deprem-bolgelerinde-sivil-dayanisma-toprakkale-ve-gaziantep-ornegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkurtoğlu: Şantiyeden değil WhatsApp’tan yapı denetimi</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malatya&#8217;da&#160;y&#305;k&#305;lan 3 y&#305;ll&#305;k bina Kahramanmara&#351; merkezli ve toplam 10 ilde etkili olan depremde, eski yap&#305;lar kadar 1-2 y&#305;l &#246;nce yap&#305;lan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/">Erkurtoğlu: Şantiyeden değil WhatsApp’tan yapı denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Malatya&#8217;da yıkılan 3 yıllık bina</p>
<p><strong>Kahramanmaraş merkezli ve toplam 10 ilde etkili olan depremde, eski yapılar kadar 1-2 yıl önce yapılan apartmanların da yıkılması şaşkınlık yarattı. AYİDER Başkan Yardımcısı Mimar Erkurtoğlu, İstanbul’daki yapı denetiminin, WhatsApp’tan gösterilen fotoğraflarla onay alındığına işaret edip, yeni de olsa İstanbul’da birçok binanın bir depremde yıkıma uğrayacağı uyarısında bulundu. Afet Uzmanı Mimar Şen, deprem bölgesinin yapı stokunun düzelmesi için 10 yıl gerekeceğinin altını çizerken, Prof. İlki, İstanbul’da 2000 öncesi yapılara nokta atışı dönüşüm planı uygulanmasını önerdi. </strong></p>
<p><strong>ERDİNÇ AKKOYUNLU / İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin deprem imtihanı, en zor virajında&#8230; Ağır kış şartları yaşanırken 6 Şubat saat 04.20 sularında Kahramanmaraş merkezli, 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki 2 deprem, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay’da büyük yıkıma yol açtı. Depremin ardından 3. gün açıklanan verilere göre 6 bin 444 bina yıkıldı. Eski binalar kadar 2020 ve 2021’de yapılan, son tekniklerin kullanıldığı, 4 milyon TL bedelle satılan dairelerin bulunduğu binaların da yıkılması şaşkınlık yarattı.</p>
<p>Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) Başkan Yardımcısı Ahmet Erkurtoğlu, “Sorunun temelinde belediye, müteahhit ve yapı denetim firmaları var. İstenilen her yer rant alanına çevriliyor. Yapı denetimi yönetmeliği çok doğru ama uygulaması yanlış. Kadıköy’deki inşaata Büyükçekmece’den yapı denetim uzmanı veriliyor. Gecikip gelemeyince de ‘Bana çimentoyu demiri WhatsApp’tan gösterin’ diyor. Attığımız fotoğrafa onay alıyoruz. Yeni de olsa İstanbul’da birçok bina Kahramanmaraş ve 10 ildeki gibi yıkıma uğrayacak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnşaat sistemi kökten değişmeli</strong></p>
<p>Televizyondan izlediği kadarıyla depremde zarar gören 10 ildeki yapıların imalat şartlarına uygun şekilde inşa edilmediğinin görüldüğünü belirten Erkurtoğlu, “Şartnameye bire bir uyulmadığı görülüyor. Burada denetimi yapan ve yeni olan belediye binası da yıkılmış durumda. Kendini bile denetleyemeyen bir denetim yapısı var. Türkiye’de konut imalat sisteminin siyaset, imalatçı ve denetim anlamında baştan aşağı değişmesi lazım” diye konuştu.</p>
<p><strong>İzolatör olmayan binalar tehlikeli</strong></p>
<p>Afet Uzmanı Yüksek Mimar Nihat Şen, Kahramanmaraş başta olmak üzere depremde zarar gören yapıların fay hatlarına yakın alanlardaki 12-14 katlı binalarda meydana geldiğini anımsatarak, “Bu tür binalar yapılır ama deprem izolatörü kullanılması gerekirdi. Bu kullanılmayınca ve kötü yapı uygulaması olunca, yıkım meydana geliyor. Bölgede aktif fay hattı olduğu biliniyor. Son yıllardaki gösteriş mimarisi nedeniyle yüksek katlar yerine 5 kata kadar mimari ile Anadolu’da imar faaliyeti yapılmalı” ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>10 il, 10 yılda düzelebilir</strong></p>
<p>Türkiye’de yatay mimarinin bir gereklilik olduğuna dikkat çeken Şen, “Dikey bina yapacaksanız Japonya’daki ya da Kaliforniya’daki gibi şartlara uyarak yapacaksınız. O zaman bu binanın maliyeti çok yüksek olacak. O binayı o bölgeye yapmaya ekonomik olarak değer mi? Buna bakacaksınız. Yoksa satış yapmak, zengin olmak için fay hattının olduğu yere yüksek katlı yapılar yapılmaz” dedi. Şen, deprem yaşanan bölgedeki yapı stokunun ancak 10 yıla yakın bir sürede eski yoğunluğuna kavuşabileceğini belirterek, “Bunu yaparken de yatay mimariyi tercih etmek gerekir. Yoksa bu tür felaketler deprem merkezi o alan olmasa bile yine binaları etkiler” dedi.</p>
<table border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:500px">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>İstanbul için 2000 öncesi bina avı</strong></p>
<p>Bölgede inceleme yapmak üzere hareket etmeden önce gazetemize konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Deprem Laboratuvarı’ndan Prof. Dr. Alper İlki ise, “Bölgedeki yapıların depremde hasar görmesi beklenir ama yıkılması beklenmez. Binaların ayakta kalması gerekiyordu. 1-2 yıllık binaların yıkılmış olması, yan yatması onların doğru şekilde inşa edilmediğini gösteriyor” dedi.</p>
<p>İstanbul üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Prof. İlki, “Şehirde 2000 yılı öncesi yapıları tespit ederek nokta atışı kentsel dönüşüm çalışması yapılması lazım. İBB öncülüğünde bir proje yapıldı. 30 bin binadan 300’ü deprem olmadan yıkılacak durumda. Çok sayıda bina da depremden hasar görecek pozisyonda görülüyor. İstanbul için çok acil şekilde 2000 öncesi bina tespiti yapılması gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/">Erkurtoğlu: Şantiyeden değil WhatsApp’tan yapı denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/erkurtoglu-santiyeden-degil-whatsapptan-yapi-denetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de kısa filmcilik kabuk mu değiştiriyor?</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Art&#305;k sinemay&#305; &#246;&#287;renme arac&#305;ndan &#231;ok bir sinema tarz&#305; oldu&#287;u kabul edilen k&#305;sa film, Oscar&#8217;a aday oluyor, &#246;d&#252;ller al&#305;yor&#8230; K&#305;sa film [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/">Türkiye’de kısa filmcilik kabuk mu değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Artık sinemayı öğrenme aracından çok bir sinema tarzı olduğu kabul edilen kısa film, Oscar’a aday oluyor, ödüller alıyor… Kısa film üretimi, festivallerin artmasıyla yoğunlaştı. İzmir Kısa Film Festival Koordinatörü Saygı, ülkemizde kısa film üretiminin daha çok desteklenmesi gerektiğini vurgularken Kısa film, kendi dinamiği olan bir tür olarak kabul görmeye başladı Yapımcı Menlikli de tüm sinema, hatta sanat üretimine ayrılan bütçe ve alanın daha fazla olmasını istedi. Verilen fon ve destekleri yetersiz bulup iyileştirilmesini öneren Yönetmen Bocut, kısa film çekenlerin zaman ve tecrübeden ödün vermek zorunda kaldıklarına dikkat çekti.</strong></p>
<p><strong>DENİZ ALİ TATAR </strong><br />
Türkiye’de film üretimi, yapımcı ve yönetmenlerin artmasıyla beraber bambaşka bir hal aldı. Sektördeki her bir çalışanın birbirine destek verip kolektif bir şekilde iyi üretim yaptığını gözlemlediğimiz bugünlerde, özellikle kısa film yapımının da bambaşka bir yöne doğru kaydığını görüyoruz. Kısa film, sinema öğrencilerinin kendini geliştirme alanı dışında yavaş yavaş bir “auteur” yönetmenlik tarzı haline mi geliyor? Hem görüntü hem de senaryo anlamında uzun metrajlı film niteliğine dönüşen kısa film yapımı, ülkemizde nasıl bir değişime uğruyor? Artık kısa filmin, sinemayı öğrenme aracından çok bir sinema tarzı olduğunu kabul etmek gerektiğini söylüyor uzmanlar. Oscar’a aday olma, hatta ödüllere boğulma standardına ulaşan kısa filmcilik, giderek festivallerin de artmasıyla beraber üretimin daha da yoğunlaştığı bir alan haline geldi. Kısa filmin geldiği yeri, geçirdiği değişimi, İzmir Kısa Film Festival Koordinatörü, İzmir Sinema Ofisi çalışanı ve yapımcı Gülen Gözkara Saygı, yapımcı Cansu Menlikli ile yönetmen Çağıl Bocut ile konuştuk.</p>
<p><strong>Saygı: İzleyici ne kadar gelişirse, kısa film üretimi de o kadar artar</strong></p>
<p>Uzun yıllardır kısa filmin içerisinde bilfiil görevler üstlenen Gülen Gözkara Saygı, İzmir Kısa Film Festivali’nde Koordinatörlük yapıyor, aynı zamanda İzmir Sinema Ofisi’nde çalışıyor. Sinemayla bağının üniversite yıllarında oluştuğuna değinen Saygı, aslında Ege Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’nda (BEYSO) okurken İzmir Kısa Film Festivali’nin de başladığından söz etti. Okuldayken yaşamını etkileyen bir rahatsızlık sonucu bölümün kendisine uygun olmadığını fark ettiğini, o dönem İletişim fakültesinde arkadaşlar edinip onların kısa filmlerine yardımcı olarak sinemayla tanıştığını söyledi. Festivalin direktörü Yusuf Saygı’yla, İzmir Kısa Film Festivali’nin teknik kısmında çalışmaya başladığını bildiren Saygı, şunları anlattı:</p>
<p>“Yaklaşık 10 yıl önce, festivalin artık İzmir’de yapılamayacağını öğrenen Yusuf Saygı, festivali beraber yapmayı ve devam ettirmeyi teklif ettiğinde hemen kabul ettim. O zaman İzmir’de bu tarz sanatsal etkinler yok denecek kadar azdı. Tematik anlamda olan bazı festivaller yapılsa da, gerçek anlamda İzmir’in bir uzun metraj film festivali de yok. İzmir’de uluslararası anlamda bir festival açlığımız olduğunu da söylemek mümkün. İzmir Kısa Film Festivali ile bu açlığı gidermeye çalışıyoruz. Bu yola girdiğimizde ilk olarak, Bremen Film Büro ile iletişime geçtik. Bremen’den öğrencileri İzmir’e getirttik ve film çekmelerini sağladık. Buradaki öğrencileri de Bremen’e götürdük, orada film çektiler. Sonra projeyi daha çok genişleterek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e sunduk. Projenin, kabul edilmesiyle beraber, benim İzmir Sinema Ofisi’ndeki çalışmalarım da başladı. Her yıl, ‘Yaratıcı ne katabiliriz?’ diye kendimize soruyoruz aslında. İzmir’de yaşayan, gönlü sinemada olan ve kreatif bir alanda olmak isteyen herkese kapımız açık.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-263441" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/SSSSSSSSSSSSFDFGDFH-e1675065630654.jpg" style="height:462px; width:334px" /></p>
<p>Gülen Gözkara Saygı</p>
<p><strong>“Türkiye’de kısa film üretiminin daha çok desteklenmesi gerekiyor”</strong></p>
<p>İzmir’de elinden geldiğince kısa film üretimi yapan gençlere destek bulmak için çaba gösterdiğini aktaran Saygı, özellikle üniversite öğrencilerinin başlama noktası olarak ne yapmaları gerektiğini sorduklarında, bir kartvizit edinmelerini, öğrencilerin kendilerini görmesi ve kolektif çalışmayı unutmamalarını tavsiye ettiğini vurguladı.</p>
<p>İzmir’de kısa film üretimi yapan gençlere destek bulmak için çaba gösterdiğini de belirten Saygı, hem senaryo hem teknik anlamda bir filmin iyi üretilmesi için gerekenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Bir kısa filmin hikâyesi ve bu hikâyeyi karşındakine inandırmak çok önemli. Kısa film üretimi a’dan z’ye çok çok ciddi bir iş çünkü. İzmir Kısa Film Festivali sayesinde kısa film izlemeyi bir tutku haline getirmiş izleyiciler var. Aslında iyi film üretimi sayesinde oldu bu durum. İzleyicinin de gelişimi çok önemli. İzleyici ne kadar çok gelişirse film üretimi de o şekilde pozitif yönde artar. Bu etkinliklerle beraber aslında bir network alanı da oluşması çok önemli. Öğrencilerin sektör profesyonellerine sorular sorması ve söyleşilerle beraber yeni bilgiler edinmeleri de gelişim açısından önem taşıyor. Herkesin bir derdi, bir hayatı var. Bunu da rehabilite etmenin bir yolu da, o sinema sahnesinin içine girerek kendisini dışarıdan izlemek olabilir. Üretilen kısa filmler üzerine konuşabilmek ve eleştirebilmek de ayrıca önemli bir taraf aslında. Bu yüzden izleyicinin gelişebilmesi ve film üretimin iyiye gitmesi paralel ilerliyor aslında.”</p>
<p>Türkiye şartlarında kısa film üretiminden para kazanmanın söz konusu olmadığına işaret eden Saygı, yurt dışındaki çalışmalarla para kazanılabildiğini, yönetmenin kendini tanıtmasının ve iyi bir network oluşmasının bir yönetmen için paha biçilemez olduğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Yönetmenin bu anlamda kendini geliştirmesi çok önemli. Çünkü bazen öyle filmler izliyoruz ki şaşkınlık içerisinde kalıyoruz. Türkiye’de kısa film üretiminin daha çok desteklenmesi gerekiyor. Tabi ki kısa film setleri, git gide uzun metrajlı film seti veya dizi seti gibi standardını çok iyi yönde arttırdı. Bu da sinema sektöründeki yapımcıların, yönetmenlerin ve oyuncuların maddi manevi destek vermesiyle oldu. Ben de bu süreçte kısa film yapımcılığı yapmaya başladım. Çağıl ve Çağlar Bocut ile beraber, bu ekonomide zor bir işe atladık ve bu ekonomik şartlarda ciddi denilebilecek bir bütçe ile çektik. Daha da kaynak arıyoruz. Çünkü kısa film üretimi de git gide pahalılaşmaya başladı. Her zaman özenli, nitelikli ve güzel bir iş çıkması için kısa film yazanların senaryolarını yazarken, nereden destek alabileceklerini düşünerek yazmaları lazım.</p>
<p>İzmir Kısa Film Festivali’nde zor şartlarda hazırlık yaptık. Yeni festival için bir yıl önceden hazırlık yapmaya başladık. Beş günlük bir festival yaptık, planladığımız etkinlikler, festivale sığmadı, daha uzun olması için talep aldık. Her yıl yeni bir şey koymak için çaba sarf ettiğimiz festivale başvuran filmler, hem on-line platformda hem de fiziki gösterim salonlarında izlenme rekorları kırıyor. Festival süresince herkesi burada iyi ağırlamaya çalışıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleri her zaman yanımızda. Birkaç yıldır yaşadığımız pandemi süreci ve ekonomik kriz bizi bu yıl ekstra olarak yordu. Festival için yeri geliyor kendi cebimizden de harcama yapma durumunda kalıyoruz. Ama git gide kabuğumuzu kırdık, özellikle İzmir markalarından da destek almak bu yıl için güzel bir kazanç oldu.”</p>
<p>Eşiyle aynı çatı altında üretim yapmanın bazı insanların gözünde kendi emeğinin yok olmasına neden olduğunu itiraf eden Saygı, Türkiye’nin de yurtdışındaki gibi cinsiyet eşitliğini destekleyen bir çizgisi olmasını, kadını sadece eş ve anne olma konumundan çıkartılmasını ve eşlerin birbirlerini birey olarak görüp üretimlerinde birbirlerine alan açmaları gerektiğini belirtti. İzmir Kısa Film Festivali’nde 21. yıl itibariyle Oscar Akademi’den aldığı sertifika ile filmlerin Oscar’a aday adayı olmasını sağlamaya başladığını da bildiren Saygı, sözlerini “Bu bizim için mutluluk verici bir şey. Ulusal Kurmaca ve Animasyon dallarındaki filmler için yapılabiliyor şu an. Türkiye’de sadece bizim festivalimizde bunun oluyor olması da bizim için heyecan verici bir motivasyon kaynağı” diyerek tamamladı.</p>
<p><strong>Menlikli: Kısa film, “uzun metraja giden kestirme yol”dan fazlası </strong></p>
<p>Kısa filmlerde yapımcı olarak görev alan Cansu Menlikli, dinamik bir hayat istediği için sinema okumaya yöneldiğinden söz edip Menlikli, sinemayla ilişkisinin başlangıcını şöyle anlattı:</p>
<p>“Farklı disiplinlerin bir arada olduğu bir alanda kendimi geliştirmek istedim. Bilmediğim bir sektör olduğu için de Bilgi Sinema’ya girdiğim ilk seneden itibaren deneyim kazanmak için farklı alanlarda çalışmaya başladım ve yolum KısaKes Kısa Film Festivali’yle kesişti. KısaKes’in de yurtdışına açıldığı ilk seneydi sanırım. Küçük bir ekiple büyük bir iş yapar halde buldum kendimi ve kısa filmle de yolum böyle kesişmiş oldu. Aynı sene reklamda yardımcı yönetmen olarak staj yapmaya başladım. Bir reklamda yönetmen kendi reji ekibiyle geldiği için yapım ekibine dahil oldum ve sonrasında yapımcı asistanlığı yaptım. Festival ve set, organize olabilmeyle ilgili aslında ve bu süreçte organize etmeyi sevdiğimi fark ettim. Yapımcı olarak ilerlemek beni heyecanlandırdı, bu alanda ilerlemeye başladım. Ulusal ve uluslararası kısa film üreticileriyle tanıştıkça kısa filmin, ‘uzun metraja giden kestirme yoldan fazlası olduğunu gördüm. Çok klasik olacak ama roman – hikâye farkı gibi benim için de, iyi bir hikâye üreticisi olmak hoşuma gidiyor. Yapımcılığı, ev sahipliği gibi görüyorum. Herkesin ve projenin konforunu gözetmek önceliğiniz oluyor.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="td-animation-stack-type0-2 wp-image-263439" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/Cansu_Menlikli-1-1.jpeg" style="height:622px; width:350px" /></p>
<p>Cansu Menlikli</p>
<p><strong>Kısa film, kendi dinamiği olan bir tür olarak kabul görmeye başladı</strong></p>
<p>İlk yapımcılığını üstlendiği kısa filmin, sınıf arkadaşı Asiye Aksoy’un bitirme projesi olduğunu bildiren Menlikli, şunları söyledi:</p>
<p>“Maalesef bitirme projelerinde sadece yönetmeni notlanıyor, halbuki koca bir ekip çalışıyor. Genel olarak ülkemizde festivallerin de kısa filme bakışı gibi geliyor bu tutum. Çektiğimiz senaryo bir uyarlamaydı bir nevi ve dönem dokusu olan bir filmdi. İyi mekân, yağmurlama, sette hayvan – at (kesinlikle bu filmde bir hayvana zarar verilmedi), post prodüksiyonda biraz yükü olan bir film çektik. O dönem reklamda çalıştığım için profesyonel ekiplerden de destek alabildim ama ekibin çoğu sınıf arkadaşlarımızdan oluşuyordu, kurgusunu Özgürcan (Uzunyaşa) yapmıştı. Tüm ekip ‘öğrenci filmi’ olan projemizde elinden gelenin fazlasını yaptı. Yağmurlama çok maliyetli olduğu için Büyük Ada’nın meydanında çektiğimiz sahnede belediye su tankerinin üstünde rejimiz ile dönüşümlü olarak su püskürttüğümüz an bu işi niye sevdiğimi bildiğim anlardan mesela. Senaryo aşamasında da Asiye ile çok güzel anlaştık ve sadece seti var etmek değil tüm üretimin her aşamasında içime sinerek dahil olabildiğim bir iş oldu. Sonraki süreçte de beni heyecanlandıranın ön hazırlıkta yaratıcı kısımda da var olmak olduğunu anladım ve dahil olduğum projelerde senaryodan festival sürecine işi sahiplendim. Okula başladığım 2015 yılından günümüze kısa filmlerin prodüksiyon kalitelerinde büyük bir artış gözlemliyorum. Hikâyelerin önüne geçebilecek kadar şık işler de yapılabiliyor. Kısa film, ‘öğrenci filmi’ olmaktan sıyrılıp kendi dinamiği olan bir tür olarak kabul görmeye başladı ülkemizde de. Bunun çekim imkânlarının gelişimi kadar tüketim alanın değişmesiyle de ilgili olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p><strong>“Tüm sinema, hatta sanat üretimine ayrılan bütçe ve alan, daha fazla olmalı” </strong></p>
<p>Uzun yıllar KısaKes Kısa Film Festivali’nde görev alan Menlikli, festivalin kısa film alanında örnek bir festival olduğundan söz edip festivalle beraber kazandığı deneyimleri şöyle aktardı:</p>
<p>“KısaKes’in geniş seçkisi, katılımcıları, kokteyller, atölyeler, eğitimler ve son senesinde Saraybosna FF ile ortak olan Pitching Platformu’yla kısa film alanında kısa film severlerin ve profesyonellerin rahat ve samimi bir ortamda buluştuğu bir alan açtık. Dünya ve ülkemizden gelen başvurularda her sene ülkemizdeki filmlerin dünya standartlarını yakalamaya ne kadar yaklaştığını gözlemleme fırsatımız da oldu. Prodüksiyon kalitesi haricinde içeriklerin de farkı önemli bu noktada. Mesela Avrupa ve Amerika’dan gelen başvurularda komedi ve animasyon filmleri Türkiye’deki başvurulardan daha fazlaydı. Dünyadaki diğer kısa filmcilerin ürettikleriyle bizimkiler arasında farklar var, pek çok sebepten ve biri diğerinden daha iyi demek değil. Yine de önümüzdeki tablo sosyo-ekonomik olarak da bize çok şey söylüyor diyebiliriz. Seneler içerisinde hep aynı temalar üzerinden ülkemizin önemli yönetmenlerinin taklitleri estetikte işlenen hikâyeler kadar orijinal içeriklerin de sahalarda arttığını söyleyebilirim. Film yapımı alanında açtığımız ve Cannes, Berlin, Sarajevo gibi festivallerde katıldığımız atölyeler benim için de çok faydalı oldu. Yaptığınız işin dünya standartlarını ve imkânlarını görmek sizi de motive ediyor, yaratıcı sürecinize çok katkı sağlıyor, ülkenizde kendi koşullarınızı iyileştirmek adına itici bir güç oluyor. Ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız da üretimin bir parçası. Süt almaya giden bir çocuğun hikâyesini sonsuz farklı şekilde çekebiliriz. Bakış açımız, hikâyenin neresine odaklandığımız ve elimizdeki imkânlar ortaya çıkaracağımız filmi şekillendiriyor. Kısa filmde bakış açımızın ve üretim anlayışımızın değiştiğini ve genel anlamda geliştiğini görmekten mutluyum.</p>
<p>Türkiye’de kısa filmciliğin geldiği noktadan mutluyum ama daha yürünecek çok yolumuz var. Dünyadaki tüketim alışkanlıkları değişiyor. Hepimiz artık biliyoruz ki odaklanma sürelerimiz kısaldı. Dünyada içerik üreticileri dakikalar hatta saniyeler içerisinde bir hikâye anlatıyorlar hem de oldukça teknik anlamda yetkin şekillerde. Kısa film de bu değişimden nasibini alıyor. Türkiye’de benim takip edebildiğim kadarıyla oldukça güzel tasarlanmış kısa filmler üretiliyor özellikle son 2-3 senedir.”</p>
<p>Kısa film üretiminde şartların değişiminin tartışmalı bir konu olduğuna dikkat çeken Menlikli, konuşmasını şöyle bitirdi:</p>
<p>“Hâlâ beş – on bin liraya kısa film çekilmesini bekleyen insanlar, içeriklerin kalitesini de eleştiriyor ironik bir şekilde. Ülke ekonomisi, çekim teknolojisinin ülkemizde üretilmemesinden dolayı döviz kuruna bağımlı ekipman kullanımı vs. gibi etkenler göz ardı edilemez halde. Telefonla da çekilir dendiğinde aklıma şu geliyor, metrajından bağımsız her film isteniyorsa tabi ki telefonla da çekilir. 40-50-100 kişilik ekip kurmadan da sadece gün ışığında da çekilir, eğer hikâyeye hizmet ediyorsa bu da tercih edilebilir. Ancak dönüp uzun metraj için ya da reklam filmleri için o zaman böyle çekilsin denmiyor çünkü sinema, sadece dakika doldurduğun bir üretim değil. Un pahalandı diye fırıncıya ‘ekmek yaparken un kullanma’ demek gibi geliyor. Ülkemizde sadece kısa filme değil tüm sinema üretimine hatta sanat üretimine ayrılan bütçe ve alanın daha fazla olması gerektiğini düşünüyorum. Profesyonel ekiplerin kısa film yapımına dahil oluşlarında büyük bir artış var. Sanıyorum kısa filmin tüketiciyle buluşması arttıkça bu daha da iyileşiyor. Ancak ekonomik olarak gerçekçi bir destek bulmak ülkemizde oldukça zor.”</p>
<p><strong>Bocut: Verilen fon ve destekler yetersiz, iyileştirme gerekiyor </strong></p>
<p>“Brigitte Bardot” kısa filmi ve uzun metrajlı filmi “Sardunya” ile bilinen yönetmen Çağıl Bocut, yönetmen olmasında ortaokulda mahallesindeki arkadaşlarıyla yaptıkları kısa filmlerin etkili olduğunu bildirdi. Arkadaşının babasının Almanya’dan getirdiği kamera ile sinema bilgisi olmadan çekimler yaptıklarını belirten Bocut, şunları söyledi:</p>
<p>“Çok felaket ve komik filmler yapmıştık. Ardından ilk ciddi anlamda sinemayla ilgilendiğim yer Boğaziçi Üniversitesi’nde Mithat Alam Film Merkezi oldu. Gönüllülerin, sinemaseverlerin ve öğrencilerin ayakta tuttuğu bu kurum çok fazla genç sinemacının ilham kaynağı olmuş, pek çoğunun da profesyonel olarak bu alanda ilerlemesini sağlamış olabilir. Daha sonra devam etmeye cesaret edip yüksek lisans yapmaya karar verdim. Sonrasında doktora ve reklam filmleri yönetmen olmama giden yolun önünü açtı diyebilirim.”</p>
<p>Ciddi anlamdaki ilk kısa filmini yüksek lisans bitirme projesiyle gerçekleştirdiğini aktaran Bocut, başrol için Seyfi Dursunoğlu’nu ikna ettiğini ve mütevazi bir ekiple beraber çekim yaptığını, ilk kısa filminde yaşadığı süreci şöyle anlattı:</p>
<p>“Seyfi Dursunoğlu ile geçen çekimlerin ne kadar eğlenceli olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Gülmekten çekim yapamamıştık resmen, benim için çok güzel ve özel bir tecrübeydi. O dönemle şu an arasında üretim metotlarının çok da değiştiğini düşünmüyorum açıkçası. Evet teknoloji gelişiyor ve sektörde daha çok iş bilen insan yetişiyor. Hatta artık , ‘Cep telefonuyla bile bir şeyler çekebilirsiniz’ diyenler oluyor. Ancak şöyle asimetrik bir durum söz konusu. Prestijli film festivallerine seçilen ve festivallerde gösterilen filmlere baktığınızda ciddi bir maliyet harcandığını görüyoruz. Cep telefonu ile çekilmiş olması sadece PR amaçlı dile getiriliyor ama çekimi gerçekleştiren sektör profesyoneli görüntü yönetmeni, ışık şefi, sanat yönetmeninin ve diğer ekip üyelerinin kaşeleri, mekân maliyetleri, ekibin ulaşımı ve yemeği, sigortaları ve daha pek çok kalem dile getirilmiyor. Şu an, sadece bir mekânda geçecek, 2 oyuncuyla 10 dakikalık bir kısa film çekmek isterseniz bunun maliyeti 300.000TL’nin altında olması gerçekçi değil. Bunun rağmen maalesef yurtiçinde verilen fon ve destekler yetersiz. Bu konuda iyileştirmelerin olması gerekiyor. Ayrıca dünyada üretilen filmlerin sayı ve kalite olarak altında kalıyor olmamız, genç ve yaratıcı pek çok yönetmenin işlerinin kaybolmasına neden oluyor.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="td-animation-stack-type0-2 wp-image-263440" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/HJKHJKHJKHJK-1.jpg" style="height:519px; width:387px" /></p>
<p>Çağıl Bocut</p>
<p><strong>“Zaman ve tecrübeden ödün vermek zorunda kalıyor” </strong></p>
<p>Bir filmin senaryo dışında, çalışma ekibinin tecrübesi ve çekim zamanının genişliğinin kaliteyi belirleyen iki faktör olduğuna dikkat çeken Bocut, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Maalesef ülkemizde kısa film çeken arkadaşlar zaman ve tecrübeden ödün vermek zorunda kalıyor. Pek çoğu ile konuştuğumda hayalini kurdukları filmin yüzde 40-50’sinden memnun olduklarını, sürekli kafalarındakilerden taviz vermek zorunda kaldıklarını söylüyorlar. Bir diğer sorun da, maalesef çoğu setlerde kadın erkek eşitliğine önem verilmiyor. Bazı ekipler kadın yönetmenlerden bir komut geldiğinde ağırdan alıyor, hemen bir açıklama yapmaya kalkıyor. Hatta ciddiye almayanlar olabiliyor. Bu çok üzücü bir durum çünkü çok sayıda yaratıcı genç yönetmenin motivasyonu kırılabiliyor ya da istediklerini elde etmeleri zorlaştırılıyor.”</p>
<p>Kısa ve uzun metrajlı filmin kendisi için yerinin ayrı olduğunu söyleyen Bocut, uzun metrajın uzun bir maratona, neredeyse 3-4 yıllık bir sürece sahip olduğunu, kısa filmin ise az ekiple çalışıldığından daha samimi olduğuna vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uzun metrajlı film için; uzun süreli plan yapmanız, sabırlı olmanız, motivasyonunuzu korumanız, senaryonuzu sürekli iyileştirmeniz, filminize fon yaratacak olanakları değerlendirmeniz, yabancı yatırımcılar bulmanız, kurguda en az 3-4 ay geçirmeniz gerekiyor. Ayrıca filminiz tamamlandığında 200’e yakın insanla çalışmış oluyorsunuz. Herkesle çok iyi anlaşamasanız da bu 200 kişinin birbiriyle uyum içerisinde, fonksiyon görecek şekilde çalışması için belli sosyal becerilere de sahip olmanız gerekiyor. Bütün bunlar da ciddi bir fiziksel ve psikolojik yük getiriyor. Diğer yandan kısa filmin bu aşamaları çok daha hızlı gerçekleşebiliyor. Bir yıl içerisinde, tempolu bir çalışma ve ufak bir ekiple içinize sinen bir çalışma gerçekleştirebilirsiniz. İşin bu kısmı üretim metotları ile ilgili açıkçası. Bunun dışında kısa film benim için çok sevdiğim ve cazip bir hikâye anlatım formu. Bir duyguyu, bir anı ya da bir karakter özelliğini anlatmak için harika bir seçenek. Ayrıca uzun metraja göre çok daha az kişi dahil olduğu için daha özgün ve samimi geliyor bana. Bu nedenle festivallerde özellikle kısa filmleri izlemeyi daha çok seviyorum galiba.”</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/">Türkiye’de kısa filmcilik kabuk mu değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turkiyede-kisa-filmcilik-kabuk-mu-degistiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukları izleme uygulamaları koruyucu mu, tehlikeli mi?</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baz&#305; ebeveynler, ebeveyn kontrol&#252; co&#287;rafi izleme uygulamalar&#305;n&#305; kullanman&#305;n iyi bir ebeveynlik belirtisi oldu&#287;unu s&#246;ylese de, psikolog ve siber g&#252;venlik uzmanlar&#305;, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/">Çocukları izleme uygulamaları koruyucu mu, tehlikeli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı ebeveynler, ebeveyn kontrolü coğrafi izleme uygulamalarını kullanmanın iyi bir ebeveynlik belirtisi olduğunu söylese de, psikolog ve siber güvenlik uzmanları, artı ve eksileri olduğu konusunda uyarıyor, ebeveynler kaydolmadan önce bir kez daha düşünmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Ramazan Eles</strong></p>
<p>Ebeveyn veya velilerin, çocuklarına göz kulak olmak için kullandıkları Find My Kids, Google Family Link ve Apple’ın FindMy gibi ebeveyn kontrolü coğrafi izleme uygulamalarının popülaritesi hızla artıyor. Ebeveynlere çocuklarını izlemeleri için eşi benzeri görülmemiş yetkiler veren bu programları yüklediyseniz, uygulamaların yeterince güvenilir olup olmadığını kontrol etmek isteyebilirsiniz. Bazı ebeveynler, bu hizmetleri kullanmanın iyi bir ebeveynlik belirtisi olduğunu söylese de, psikolog ve siber güvenlik uzmanları, artı ve eksileri olduğu konusunda uyarıyor, ebeveynler kaydolmadan önce bir kez daha düşünmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kötü amaçlı kullanılıyor</strong></p>
<p>Yapılan bir araştırmaya göre; bu uygulamaların aileler için tehlikeli olabileceği ortaya çıktı. Araştırmacılar, 10 popüler uygulamadan dördünün bazı güvenlik sağlayıcıları tarafından kötü amaçlı olarak kabul edilen bağlantılar içerdiğini tespit etti. En popüler izleme uygulamalarından bazıları zayıf güvenlik ve gizlilik özelliklerine sahipken, diğerleri kötü amaçlı web sitelerine bağlantılar yönlendirdiği ortaya çıktı. Bu uygulamalar, çocuklarını güvende tutmak için onları indiren ebeveynleri bile takip ediyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="entry-thumb td-animation-stack-type0-2" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/image-696x393.jpg" style="height:393px; width:696px" title="" /></p>
<p>Çocukların mahremiyeti özel bir ilgiyi hak ediyor çünkü çocukların verileri bazı benzersiz şekilde zararlı şekillerde kötüye kullanılabilir. Araştırmada ortaya çıkan bir diğer bulgu ise pek çok çocuğun reklamları içerikten ayırt edemediğini gösteriyor ve izleme teknolojisi, pazarlamacıların genç zihinleri mikro düzeyde hedeflemesine olanak tanıyor.</p>
<p><strong>“Sana hiç güvenmiyorum” mesajını veriyor </strong></p>
<p>Klinik Psikolog Hatice Öztürk, akıllı telefonun nasıl kullanılacağı konusunda ebeveyn ile çocuk arasında açık iletişimin daha sağlıklı olacağını belirtti. Ebeveynlerin her sosyal medya hesabı için şifreleri olmasını ve çocuklarına zaman zaman giriş yapacaklarını bildirmelerini tavsiye eden Öztürk, şunları söyledi:</p>
<p>“Akıllı telefonlar, gerçekten de çocuklara dünyayı açıyor. Ve bu dünyanı içerisinde iyi şeyler olduğu gibi kötü şeylerde var. Ebeveynlerin işleri daha güvenli hale getirmek için çocuk izleme uygulamalarını kullanmak istemelerini anlıyorum. Ancak amaçlarını boşa çıkarıyor olabilirler. Çocuklarınızı güvende tutmanın yolu, onların kendi başlarına bakabilmelerini sağlamaktır. Ebeveynler çocuklarının nereye gittiğini sormalı, ancak onları takip etmek anında düşmanca bir ilişki yaratıyor.”</p>
<p>Sürekli izlemenin ebeveyn ve genç ilişkilerine zarar verebileceğini vurgulayan Öztürk, “Olgunlaşmanın bir parçası da hata yapmak ve onlardan ders almak. Bu tarz uygulamalar, ‘Gerçekten sana hiç güvenmiyorum’ mesajını veriyor” dedi.</p>
<p>Öztürk, ebeveyninin her zaman izlediğini ve her şeyi düzelteceğini hisseden çocukta, “özgüven eksikliği” ve “artan kaygı” gelişebileceğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>İndirmeden önce kontrol edilmesi gerekir</strong></p>
<p>“İzleme uygulamaları veya herhangi bir uygulamanın suiistimal edilebileceği birçok durum olduğu açıktır” diyen Siber Güvenlik Uzmanı Gökhan Saygın, ebeveynlerin, gözetimleri altında oldukları sürece çocuklarının dijital aktivitelerini bilmeye hakları olduğuna işaret edip “Ayrıca, akıllı telefonların ve çevrimiçi etkinliklerin izlenmesi zorbalığı önleyebilir. Ebeveynler bu izleme uygulamalarına sahipse ve çeşitli hesaplarının şifrelerine sahiplerse, içeri girip bir göz atabilirler ve belki de olası bir intiharın önüne geçebilirler” diye konuştu.</p>
<p>Gençler ve ebeveyn ilişkileri bir yana, her bir hizmet veya uygulamanın hangi verileri toplamış olabileceğiyle ilgili gizlilik endişeleri olduğuna dikkat çeken Saygın, şu önerilerde bulunuyor:</p>
<p>“İnsanlar bir tane kullanmak için kaydolmadan önce, her bir şirketin bu bilgilerle ne yaptığını kapsamlı bir şekilde kontrol etmeli. Herhangi bir tür uygulamayı yüklediğinizde, o uygulamanın gizlilik politikasına gerçekten dikkatlice bakmanız gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>
Kaynak: https://journals.openedition.org/ticetsociete/6532</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/">Çocukları izleme uygulamaları koruyucu mu, tehlikeli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklari-izleme-uygulamalari-koruyucu-mu-tehlikeli-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür-sanat haberciliğine önem verilmiyor, alan muhabirleri giderek azalıyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son d&#246;nemde &#246;tekile&#351;tirilen, daha az &#246;nem verilen k&#252;lt&#252;r-sanat habercili&#287;i&#160;alan&#305;nda muhabirler giderek azal&#305;rken kimi gazetelerde servisleri de kapat&#305;ld&#305; DEN&#304;Z AL&#304; TATAR [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/">Kültür-sanat haberciliğine önem verilmiyor, alan muhabirleri giderek azalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde ötekileştirilen, daha az önem verilen kültür-sanat haberciliği </strong><strong>alanında muhabirler giderek azalırken kimi gazetelerde servisleri de kapatıldı</strong></p>
<p>DENİZ ALİ TATAR</p>
<p>Gazeteciliğin olmazsa olmaz bölümlerinden biri olan “Kültür-Sanat Haberciliği”, son dönemde ötekileştirilmiş durumda. Meyada özellikle “Siyaset” ve “Magazin” bölümlerine göre daha az önem verildiğinden kültür-sanat muhabiri yok denecek kadar azaldı. Neredeyse gönüllülük esasıyla çalışmaya kadar indirgenen kültür sanat haberciliğine bakıldığında; bazı gazetelerin kültür-sanat servislerinin bile olmadığı, tek muhabirin hem “kültür-sanat”, hem “magazin” hem de “yaşam” haberlerine aynı anda baktığını gözlemliyoruz. Sanat alanında çalışma gerçekleştiren organizasyonlar, haberlerinin yapılması için “kültür-sanat muhabiri” bulamamaktan şikayet ediyor. İstanbul dışında Ankara ve diğer şehirlere bakıldığında, gazetelerin çoğunda, bir “kültür-sanat” muhabiri istihdam edilmiyor.</p>
<p>Genel anlamda medyanın, kültür-sanata haberlerine bakışı nedir? Yeni nesil habercilikte, kültür-sanatın yeri, okuyucuların kültür-sanat haberlerine bakışı nasıl? Kültür-sanat haberciliğinde gelinen noktayı; Birgün Gazetesi’nde Kültür-Sanat Editörü Işıl Çalışkan, Evrensel Gazetesi’nde Kültür Sayfası Editörü İsmail Afacan ve kültür-sanat alanında muhabirlik yapan Gizem Ertürk ile değerlendirdik. Çalışkan, Türkiye’de, kültür-sanatın “ne yazık ki hak ettiği” değeri bulmadığı ve maddi olanaksızlılar gerekçesiyle dar kadrolar verildiğini vurgularken Afacan, kültür-sanatın, okurun öncelikleri arasında olmadığını, bunda kültür-sanatın “eğlence” kültürüyle özdeşleştirilmesinin etkili olduğunun altını çizdi. Ertürk ise, bakış açısının değişmesiyle, kültür-sanat gazeteciliğinin “iyi bir yere geleceğini” düşündüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Çalışkan: Hak ettiği değeri bulmuyor, maddi olanaksızlıklar gerekçesiyle dar kadrolar veriliyor</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="td-animation-stack-type0-2 wp-image-262518" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/HHHHHHHHHHH-1.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:1000px; width:750px" /></p>
<p>Birgün Gazetesi’nde Kültür-Sanat Editörü Işıl Çalışkan</p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Birgün Gazetesi’nde Kültür-Sanat Editörü olan Işıl Çalışkan, sanatın kendisi için vazgeçilmez bir tutku olduğuna değinerek şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdim ardından HaberTürk’te staj yaptım. Gazeteciliği sevmiştim. Müzik dinlemek, kitap okumak, film izlemek en büyük hobilerim. Neden hobilerim işim olmasın diye düşündüm ve sonra bunun için mücadele ettim. Sektörde tutunmak zor elbette ama tutkum sayesinde buradayım ve ne kültür sanattan ne de gerçekleri yazmaktan hiç vazgeçmedim.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Kültür-sanat gazeteciliği, artık medyada ‘çerez’i gibi görülüyor. ‘Olsa da olur, olmasa da olur’ gözüyle bakılan bir bölüm olması çok üzücü. Kültür-sanat sayfası olan gazete sayısı, bir elin parmağını geçmiyor artık. Gazetelerin birinci sayfasında kültür-sanat haberlerine ayrılan yere bakarak, verilen değerle ilgili kolaylıkla çıkarımda bulunabilirsiniz. BirGün’de olduğum için şanslıyım elbette. Kültür sanata verilen değer, diğer alanlardan daha az değil. Kültür sanat haberleri gazetemizde manşet bile olabiliyor. Her kuruluşta olması gereken bu…”</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Türkiye’de kültür-sanat, ‘ne yazık ki hak ettiği’ değeri bulmuyor, maddi olanaksızlıklar gerekçesiyle dar kadrolar veriliyor” diyen, kendisinin de bölümde tek başına çalıştığını belirten</p>
<p>Çalışkan, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Gazetelerin kültür-sanat birimlerinde, iki muhabir, bir editör olmak üzere en az 3 kişi olması gerekir. Birimde üç kişi çalışırsa; biri muhabir olarak basın toplantılarını takip eder, diğeri ise röportajlara gidip, özel haber çıkarabilir. Kültür-sanat gazeteciliğinin daha iyi bir yere gelmesi için önce ülkede kültür-sanat alanındaki sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Yıl sonunda tiyatro, müzik, sinema ve yayıncılık alanlarında çalışan sektör temsilcilerine yönelttiğim ‘Nasıl bir yıl geçirdiniz?’ sorusu durumun vahametini ortaya koydu. Hem sanatçılar hem de basın temsilcileri, ‘Sanat üzerine daha iyi neler yapılabilir’ üzerine sorgulayıp araştırmak yerine yasaklar, baskılar ve sansürleri konuşmak zorunda kaldık. Sanatın ve sanatçının kıymetinin bilindiği bir ülkede gazetecilik yapmayı dilerim.”</span></p>
<p><strong>Afacan: Geçmişin kültür-sanat birikimini bugüne taşımak, bugünün güncel sanat üretimini geleceğe aktarmak…</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="td-animation-stack-type0-2 wp-image-262525" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/FGFHGFHGFH.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:1127px; width:750px" /></p>
<p>Evrensel Gazetesi’nde Kültür Sayfası Editörü İsmail Afacan</p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Evrensel Gazetesi’nde Kültür Sayfası Editörü olan İsmail Afacan, 2011 yılından bu yana Kültür sanat alanında gazetecilik yaptığını, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olarak alaylı bir gazeteci olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Evrensel’i öğrencilik yıllarımda takip ediyorum. Önce okuru, sonra gönüllü dağıtımcısı, sonra muhabiri oldum. Ardından editörlük yapmaya başladım. Dolayısıyla, gazeteciliği de özel olarak kültür sanat gazeteciliğini de Evrensel’de öğrendim. Halen kültür sanat editörü olarak çalışıyorum.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Gazetecilikte en zorlu ve ekonomik koşullarda vazgeçilen alan ve sayfalardan biri, kültür-sanat. Bu nedenle çalıştığım gazetenin kültür sayfasından taviz vermemesini, ülkemizdeki kültür-sanat haberciliği açısından oldukça kıymetli olarak nitelendiriyorum.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Gazeteciliğin güç kaybettiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu güç kaybında, iktidarın basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik kuşatması, bir elin parmaklarını geçmeyecek gazete ve televizyon dışında medyanın büyük bir bölümünü kendine bağlaması başlıca neden olarak sayılabilir. Ayrıca siyasal kutuplaşmanın yarattığı atmosferde doğru haberden çok tarafgirlik beklenmesi gazeteciliğin temel sorunlarından bir tanesi… Kültür-sanat alanında da bu atmosferin etkilerini sıklıkla görebiliyoruz. Şair-Yazar Sennur Sezer, ‘Ben bir gazetenin kimliğinin, kültür sayfasından belli olacağına inanırım’ derdi. Medya sektörünün genelinde kültür sanata bakış aynı zamanda onların kimliğini anlamak açısından da önemli bir gösterge. Kimleri yok saydıkları, ne tip yazı ve haberlere yer verdikleri, nitelik konusundaki ısrarcı olup olmadıkları, gazeteciliğe nasıl baktıklarını da gözler önüne seriyor. Ayrıca kendi gazetem dışında BirGün, Cumhuriyet, Milliyet, Gazete Duvar, KRT gibi yazılı, dijital ve görsel medyanın kültür-sanat haberciliğini önemsiyorum. Kültür-sanatın, yaşantımızda önemli yeri olduğunu düşünüyorum. Kültür-sanat, gazeteciliğin en önemli öznelerinden biri. Yayın çizginizi tıklama sayısı üzerinden belirlediğinizde, kültür-sanat haberleri, sadece popüler sanat ürünlerinden, tanınmış isimlerden ibaret olabiliyor. Bazı siteler, doğrudan tercih etmediğinden, bazıları da ekonomik sorunlardan dolayı buraya odaklanmış editör ya da muhabir çalıştırmıyor. Hal böyle olunca tıklanma önceliğine ek olarak, mecraya gönderilen basın bültenlerinin dili haberciliğin dili haline geliyor. Sonuçta kültür-sanat haberciliği, magazin ve tanıtım yayıncılığına evrilebiliyor. Bu da bir nitelik sorunu yaratıyor. Tüm bunların yanında ‘haber değeri’ni sadece en popüler alanda bulmayan, farklı sanat dallarını ve isimleri takip eden, bu alanda nitelikli ve özenli içerik üreten isimler, mecralar elbette var. Ama sayısının az olduğu da bir gerçek.”</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Güncel kültür-sanat üretimini takip eden, geçmiş kültür-sanat birikimini merak eden okurların olduğuna işaret eden Afacan, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Toplumsal kutuplaşmadan kaynaklı olarak, kimi okurların beklentisi doğru haberden çok tarafgirlik oluyor. İktidarın en fazla saldırdığı alanlardan biri de kültür-sanat sektörü. Tek adam diktasının yarattığı ekonomik kriz, adaletsizlik, baskı atmosferi okurun önceliğini belirliyor. Kabul etmek gerekir ki kültür-sanat, okurun öncelikli haber başlıkları arasında değil. Kültür sanatın ‘eğlence’ kültürüyle özdeşleştirilmesi de bunda etkili. Kısacası kültür-sanat gazeteciliğinin okur nezdinde hak ettiği ilgiyi görmediğini düşünüyorum. Meşhur sözdeki gerçeklik burada da kendini gösteriyor: Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı kesiyor. Patron medyasında da bu ‘kanun’ geçerli… Evet, kültür-sanata bakış değişiyor ama geçmişteki yaklaşım da pek matah değildi. Kültür ve sanata yönelik piyasacı yaklaşım terk edilmedikçe bu olumsuzluklar hep yaşanacak.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">İlk başladığım zamanlar üç kişilik bir ekibimiz vardı. Bir editör, iki muhabirdik. Bir kültür sayfası için bunun bulunmaz bir olanak olduğunu görüyorum bugünden baktığımda. Evrensel Gazetesi, Basın İlan Kurumu’ndan ilan almıyor. Yani Evrensel Gazetesi, ekonomik olarak iktidar tarafından boğulmak isteniyor. Bu koşullar nedeniyle artık ilk etaptaki gibi bir ekibimiz yok. Ama buradaki en büyük artımız gönüllü muhabirler ağı olan bir gazete olmamız. Dolayısıyla ekibimiz gönüllü muhabirler ağımızdan oluşuyor. Türkiye’nin her köşesinden kültür sanat haberleri ve yazıları gazetemize geliyor, bu da işimi çok kolaylaştırıyor. Bu nedenle tek başıma değilim.”</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Kültür-sanat gazeteciliğine niceliğin önemli ama nitelik konusundaki direncin de önemli olduğunu vurgulayan Afacan, açıklamalarını şu sözlerle bitirdi:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Gazeteciliğin, kültür aktarımının en önemli faaliyetlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Geçmişin kültür-sanat birikimini bugüne taşımak, bugünün güncel sanat üretimini geleceğe aktarmak kültür-sanat gazeteciliğinin en önemli özellikleri… Bunlar aynı zamanda kültür-sanat gazeteciliğinin magazin gazeteciliğinden ayrılan en önemli yanları… Popüler olana teslim olmayan, sanat eserlerinin PR unsuru olarak görmeyen, sanat eleştirisinin gelişmesine katkı sunan, toplumsal kutuplaşmadan kaynaklı estetiği unutmayan bir kültür-sanat gazeteciliğine ihtiyaç var. Elbette bunlar için ekip çalışması gerekli.”</span></p>
<p><strong>Ertürk: Siyaset ya da magazin kadar önemli bir yere konduğumuzu düşünmüyorum</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="entry-thumb td-animation-stack-type0-2" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/SSSSS-696x696.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:750px; width:750px" title="" /></p>
<p>Kültür-sanat alanında bağımsız olarak muhabirlik yapan Gizem Ertürk</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/">Kültür-sanat haberciliğine önem verilmiyor, alan muhabirleri giderek azalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kultur-sanat-haberciligine-onem-verilmiyor-alan-muhabirleri-giderek-azaliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir iletişim ve ifade biçimi: Dövme</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ki&#351;inin karakterini tamamlayan, d&#305;&#351; d&#252;nyaya aktarmak istedi&#287;i hik&#226;ye ve mesaj olan d&#246;vme, tarihi neolitik &#231;a&#287;lara kadar uzayan, g&#252;n&#252;m&#252;zde h&#226;l&#226; anlam&#305;n&#305; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/">Bir iletişim ve ifade biçimi: Dövme</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişinin karakterini tamamlayan, dış dünyaya aktarmak istediği hikâye ve mesaj olan dövme, tarihi neolitik çağlara kadar uzayan, günümüzde hâlâ anlamını yitirmeyen bir iletişim aracı</strong></p>
<p><strong>EMRAH BAKIR </strong></p>
<p>Dövmenin tarihi neolitik çağlara dek uzuyor. Dünyadaki en eski dövmeli insanın, M.Ö. 3351 ile 3017 yılları arasında yaşadığı biliniyor. Bulunan en eski dövme kalıntıları Mısırlılara ait olsa da dövme, pek çok toplumda yaygındı, hastalık ve kötü ruhlara karşı bir tılsım gibi görüyordu. Günümüzde de kimisinin tutkunu olarak kiminin de bir değişiklik ve aksesuar düşüncesiyle yaptırdığı dövme, anlamını korumaya devam ediyor. 24 Saat Gazetesi olarak, akademik alanda dövme konusunda çalışan uzman ve dövme yaptıran kişilerle konuştuk.<br />
Uzun yıllar dövme sanatıyla uğraşan, bu alanın pratik ve teorisine hâkim olan Turgay Yalçın, insanların ne tür dövmeleri ve neden yaptırma gereği duyduklarını, kendi gözlemleri ve akademik açıdan anlattı. İnsanların bedenlerine yaptırdığı sembol ve işaretlerin, insanlığın olgunlaşma sürecinden bu yana sürekli değişim ve dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan Yalçın, akademik alanda dövme konusunda iletişim boyutu üzerine çalışmalar olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Dövmenin iletişimsel boyutu üzerine yapılan sınırlı akademik çalışmalar var. İnsanlık tarihi kadar eski ve zengin olan dövme kültürü, günümüzde teknolojinin gelişmesi ve popüler kültüründe etkisiyle daha çok estetik kaygıları barındıran bir boyuta evrildi. Günümüzde büyük ilgi gören dövme sanatı, akademik alanında ilgisini çekerek iletişimsel boyutu tarafından ele alınmaya başlandı. Bu sanat dalının pratiğine ve teorisine hâkim biri olarak Nla University college Yüksek Lisans yapmakla beraber ‘Modern toplumlarda bir iletişim aracı olarak ‘tattoo’ konulu bazı bağımsız akademik çalışmaların içerisinde bulunmaktayım.”</p>
<p><strong>“İnsanın kendisiyle kurmaya çalıştığı bir iletişim”… </strong></p>
<p>Dövmenin estetik kaygıların yanı sıra, içsel yoğunluğun ve hikâyelerin iletişim aracı olduğuna dikkat çeken Yalçın, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Dövme sanatını, öncelikle insanın kendisiyle kurmaya çalıştığı bir iletişim olarak algılıyorum. İnsanlar kendilerine hatırlatmak istedikleri veya unutturmamak istedikleri şeylerin tasarımlarını vücutlarında taşımak istiyorlar. Bu, kimi zaman bir yazı, bir sembol hatta bir nokta bile olabiliyor. Günümüzde sanatsal olarak bunun sınırı yok artık. Dövme yaptırmaya gelen herkes, çoğu zaman bir fikirle, bir sembolle, kimi zaman bir işaret veya kelimelerle geliyor. Dövme yaptıran herkes, yaptıracağı dövmenin hikâyesini de (iletişimsel anlam) yanında getiriyor. Bu aynı zamanda onun karakterini tamamlayan ve dış dünyaya aktarmak istediği bir hikâye ve mesaja dönüşüyor. Dövme, geleneksel iletişim modellerinden ayrılarak bizzat insanın bedeninde taşıdığı bir mesaj, anlam ve imgeleme dönüşüyor. İşte bu noktada dövmenin iletişimsel boyutunun bildiğimiz diğer iletişim yöntemlerinden çok daha farklı ve içsel bir yoğunluğa sahip olduğunu görüyoruz.”</p>
<p><strong>Bir çeşit iletişim aracı olarak kullanılıyor</strong></p>
<p>Dövmeyi, kendisi ve diğer isteyen insanların başta estetik kaygılarla yaptırdıklarını, sonrasında ise bir ileti aracı hale geldiğini söyleyen Belen Taşçı, dövme yaptırma sürecine ilişkin şunları anlattı:</p>
<p>“Dövme yaptırmak istememdeki ilk sebep, güzel göründüğünü düşünmemdi. İki tane kuş dövmesi yaptırdım. Dövmelerim sebebiyle birçok insan benimle iletişime geçiyor. Genellikle dövmenin anlamı merak ediliyor. Bu soru aslında dövmenin bir iletişim aracı olduğunu vurguluyor. Dövme, birçok insan tarafından sadece estetik kaygılarla değil, bir çeşit iletişim aracı olarak da kullanılıyor.</p>
<p>Duygularını bastırmak zorunda kalan bireyler, belli bir süreden sonra birikmişliğin de etkisiyle bu tarz yollara yönelebiliyorlar. Bu, duygularımızı daha görünür kılma ve sözel olamasa da bir şekilde ‘Ben de buradayım’ deme ya da baskıları yok sayma yolu. Ben, ilk dövme yaptırmak istediğimi dile getirdiğimde ailem karşı çıkmıştı ve bu uzun süre bir tartışma konusu olmuştu. Uzun diyaloglara girmek yerine dövmeyi yaptırdım. Bu, benim için ‘kararlarımı kendim alabilirim’ deme yoluydu. Ayrıca özgürlüğü simgeleyen kuş dövmesini seçmem ise benim bu konudaki tavrımı daha da vurgulamamı sağladı.”</p>
<p><strong>Organik bağ ve iletişim dili…</strong></p>
<p>Tarihsel olarak dövmenin, bir anlamı ve iletişim aracı olarak kullanıldığını belirten Abdullah Doğan ise şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Elbette görseller, her zaman karşı taraflara bir mesaj verir. İnsanlığın çok eski dönemlerinden bugüne dek pek çok toplum, farklı metotlarla dövmeler yaptı. Kimilerinde güç, otorite, kimilerinde bağlılık ve aidiyet duygusu için yapıldı. Kültürlerin kendilerine has milyonlarca farklı motiflerle şekillendirdiği dövme sanatı; insanı, doğayı, duyguyu ve düşünceyi bir görsel olarak bizlere sundu. Dövme yaptırma isteklerimden biri de, benim gibi dövme yaptıranlarla konuşmadan, sözel olarak iletişime geçmeden onlarla kurduğumuz organik bağ ve iletişim dilidir.”</p>
<p><strong>Konuşmadan iletişim sağlayan bir yol… </strong></p>
<p>Nasıl bir dövme yaptıracağına bir süre karar veremeyen ve dövmeyi, kişilerin birbiriyle konuşmadan iletişimini sağlayan bir yol olarak gören Volkan Akkuş, şunları söyledi:<br />
“Ruh halimiz, dini inançlar ve karakter yansıması başta olmak üzere dövme, iletişim dili sağlıyor. Dövme yaptırma niyetim ve merakım hep vardı. Ama ne yapmak istediğim konusunda çok kararsızdım. Çünkü her dövme yapan bireyin, kendine has bir özelliğini gösteren ya da kişiliğini öne çıkarmak istediğini düşündüm. Kafamda birden çok dövme fikri oluştu. En belirgin özelliğimin, taraftarlığımın olduğunu düşünüp takımımı ifade eden dövmeyi yaptırdım. Dövmenin, toplumda anlaşılması zor olan bir şeylerin açıkça ifade edilmesini sağlayan bir araç olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Ayrıca, dövmenin insanların garip şeylere yönelmesine sağlayan bir şey olduğunu da düşünüyorum. Mesela biri, bir sembol görüyor ve bunun neye ait olduğunu bilmeden, sadece hoşuna gittiği için onu dövme olarak yaptırıyor. Sonradan o sembolü araştırıp ait olduğu din, ırk ya da mensubiyeti sevip o şeye bağlı kalabiliyor. Öte yandan dövmenin, yaptıran kişinin hangi dine bağlı olduğunu ya da nasıl bir ruh hali ve karaktere sahip olduğunu gösteren bir iletişim kanalı olduğu açık bir şekilde ortada. Bana göre dövme, toplumun konuşmadan birbiriyle iletişimini sağladığı bir mesaj yolu.”</p>
<p><strong>Sessiz çığlık…</strong></p>
<p>Estetik kaygılarla dövme yapmaya karar vermenin arka planında, başkaldırı olduğunu ifade eden Begüm Arslan da şunları kaydetti:</p>
<p>“Dövmelerin beden dilini yansıttığını ve estetik görüntüsünün yanında ayrı bir iletişim dili olduğunu düşünürüm hep. Bu yüzden sadece hoşuma giden bir figürü değil de biraz da olsa kendimi iyi hissedip ruhumu temsil edebileceğim bir dövmeyi görmek istedim vücudumda. Bir de bazı durumlarda ailenin, çevrenin karşı çıkmasına hatta dinde yeri olup olmadığının sorgulanmasına karşın dövmeyi bir başkaldırı örneği gibi gören bir grubun olduğunu da söyleyebilirim.</p>
<p>‘Bazılarının sessiz çığlığı’ olabileceği konusuna, böyle bir örneğe hiç tanıklık etmesem de katılırım. Bu açıdan bir beden dili olduğunu düşündüğüm dövmelerimin, daha çok ‘öznel yansımalar’ olduğunu söylemek doğru olacak.”</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/">Bir iletişim ve ifade biçimi: Dövme</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/bir-iletisim-ve-ifade-bicimi-dovme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cizreli servis şoförü, 13 yıldır hayvanlara sahip çıkıyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>G&#252;nde en az 300 hayvan&#305; besleyen Cizreli Serim, b&#246;lgede &#246;zellikle k&#246;peklerin &#8220;haram&#8221; olarak g&#246;r&#252;ld&#252;&#287;&#252;nden istenmedi&#287;i ve eziyet g&#246;rd&#252;&#287;&#252;n&#252; belirtti. Serim, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/">Cizreli servis şoförü, 13 yıldır hayvanlara sahip çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günde en az 300 hayvanı besleyen Cizreli Serim, bölgede özellikle köpeklerin “haram” olarak görüldüğünden istenmediği ve eziyet gördüğünü belirtti. Serim, herkesi hayvanlara karşı daha duyarlı olmaya davet etti</strong></p>
<p><strong>ŞİRİN BAYIK</strong></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşayan, okul servisi şoförü Mazlum Serim, tek başına hayvan hakları için çaba gösteriyor. 13 yıldır hayvan besleyen Serim, annesinin aşıladığı hayvan sevgisi etkisiyle küçüklüğünden beri hayvanlara, hayvan haklarına duyarlı biri. Hayvanlara mama verdiği için defalarca arabasının camı kırılmış ve lastikleri bıçaklanmış. Hayatını servis şoförlüğü yaparak kazanan Serim, iş dışındaki vaktini hayvanları beslemek için ayırıyor.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Sürekli arabamda mama ve karton vardır. Yere dökmeden kartonun üzerine döküyorum. Oraya bir kap su bırakıyorum. Dondurmacı arkadaşlardan boşalan dondurma kutularını sürekli alıyorum” diyen Serim, her an bir sokak hayvanı ile karşılaşabilme ihtimali nedeniyle arabasında sürekli mama ve su taşıyor. Bu işi gönüllü olarak yaptığını belirten Serim, hikâyesini güzel bitirmek istiyor ve herkesi, hayvanlara karşı duyarlı olmaya davet ediyor.</span></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="alignnone size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-261002" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/WhatsApp-Image-2022-12-14-at-19.33.31_8927.jpeg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:474px; width:700px" /></p>
<p><strong>Birilerinin kalbine dokunmak için…</strong></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Bahçelerinde en az 20 kedinin bulunduğunu bildiren Serim, bölgede yaşanan bir gerçeği de şöyle dile getiriyor:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Ben aslında kedileri çok seviyorum ama köpekler bu bölgede, mezhepsel olarak çok eziyet görüyor. Burada köpekler, haram olarak görüyorlar. İşte bu yüzden köpeklerle ilgileniyorum ama kedileri de ihmal etmiyorum. Bunu sadece hayvanların karınlarını doyurmak için yapmıyorum. Bana göre insanlarımızın özellikle hayvanlar konusunda uyuyan duyguları var. Ben o duyguları uyandırmak için çaba sarf ediyorum. Birilerinin kalbine dokunmak için.”</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Sokak köpeklerine mama verdiği için çeşitli zorluklar yaşadığı ve tepkilere maruz kaldığını kaydeden Serim, bu konuda şunları anlatıyor:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Millet burada bana deli gözüyle bakıyor. Mama alıp hayvanları beslemeye, yerleri kötüyse ona iyi bir yaşam alanı bulmaya çalışıyorum. Arabamın camımı kırıyor, lastiklerimi bıçaklıyorlar sadece mama dağıttığım için. Bundan bir sene önce servise gittiğim bir alanda köpek sesleri duydum. İşi gücü bıraktım koştum. Belediye köpekleri topluyordu. Video çektim ‘Toplayamazsınız’ dedim. Çünkü kanunu biliyorum. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda, ‘Sokaklar hayvanların yaşam alanlarıdır’ deniliyor. Hayvanları topluyor, götürüp öldürüyorlar. Buna karşı çıktığım için 20 kişi üzerime yürüdü. Sürekli tartıştığım insanlar var, bu konuda… Bu işin tek güzel yanı, öğrencilere hayvan sevgisini onlara aşılayabilmem. Servisle taşıdığım öğrencilerin sayısı, 400’ü geçer. Öğrenciler, bütçeleri yetmeyince sokaklara yemek bırakıyorlar. Bu benim için çok güzel bir şey. Ailelerinden izin isteyerek çocukları besleme alanlarına götürüyorum. Bazen aileleriyle birlikte götürüyorum, bazen öğretmenleri ile etkinlikler düzenliyorum.”</span></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="alignright td-animation-stack-type0-2 wp-image-261001" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2023/01/WhatsApp-Image-2022-12-14-at-19.33.08.jpeg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:537px; width:419px" /></p>
<p><strong>Cizreli_pati_dostu…</strong></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Hayatının çoğunu sokak hayvanlarını besleyen Serim, pandemi dönemindeki yasaklar süreci ve sonrasına ilişkin şunları söyledi:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Cizre’de de bir yasak süreci oldu, o dönem kimse kimseye bakmıyordu bile. Hayvanların gerçekten aşırı derecede etkilendiğini gördüm. O süreci yaşadıktan sonra hayvan beslemeye daha fazla vakit ayırmaya başladım.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Arkadaşlarımın tavsiyesiyle bir sosyal medya açtım. ‘Cizreli_pati_dostu’. Bana, ‘Bu kadar hayvanlara besleme alanı yapıyorsun. Bunu paylaş belki başkasının da kalbine dokunursun’ dediler. O zamandan beri paylaşmaya başladım.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Yaklaşık bir sene önce birkaç arkadaşla beraber Cizre Hayvan Severler Derneği’ni kurduk. Ama yürütemedik. Derneğin ileriye dönük adım atmamız adına diğer arkadaşların da taşın altına elini koyması gerekti. Kimi işinden dolayı gelemedi, kimi aile sorunlarından, kimi maddi durumdan. Derneğin ister istemez elektrik, kira, telefon vs. masrafları oldu. Zaten mamayı nerden bulacağı düşüncesi bir yana bir de bu masrafların altından kalkamadık.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Ben zaten sabah 6’dan gece 12’ye kadar çalışıyorum. Ben aylık kazancımın yüzde 70’ini zaten mamaya harcıyorum. Yüzde 30’u da mama kumbarasından gelen mamaları dağıtıyorum. O destekler eskiden yoktu son bir senedir böyle bir destek olması iyi ama yine de yetmiyor. 15 kilo mamayı bir besleme alanına götürdüğümde 20 dakika dayanmıyor. Çünkü şehrin bütün hayvanlarına sahip çıkmaya çalışıyorum.</span></p>
<p><strong>Biraz merhamet ve duyarlılık…</strong></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Belediye’nin üzerine düşeni yapmamasından da yakınan Serim, sözlerine şöyle devam ediyor:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Sokak hayvanları konusunda belediyeler, maalesef gözlerini ve kulaklarını kapatmışlar. Yaptıkları şey, bir vatandaş arayıp ‘Burada bir köpek havlıyor, rahatsız oluyoruz gelin alın’ dediğinde, gidip alıyorlar. Ne yaptıklarını biliyorum. Şehrin dışında bir çöplük var, oraya atıyorlar. Kimini öldürüyor, kimini 50 kilometre şehrin dışına atıyorlar. Topladıkları köpeklerin kiminin yavruları var. O yavrular öylece orada kalıyor.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Ayrıca hiçbir bakımevi veya barınak da yok. Belediyeni bir veterineri yok. Yaralı bir hayvan olduğunda ararsanız kimse gelmez. Bu nedenle sokak hayvanları tamamen sahipsiz bırakılıyor. Belediyeler bir kısırlaştırma merkezi açmıyor bir yaşam alanı sunmuyor. Buradan bir sürü yetkiliyle görüştüm. Kaymakamlar, belediye başkanları, kaç senedir görüşüyorum ama bir sonuç alamadım. İnsanlar barınak diyor ama ben barınaklara karşıyım. Ama bu şehirde köpeklere haram gözüyle baktıkları için bu şart. Sadece iyi bir şekilde bakılırsa.”</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Serim, konuşmasını şu çağrıyı yaparak tamamladı:</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">“En kırgın olduğum nokta, insanlar beni maaşlı zannediyor. Ama ben bu işi tek başıma ve gönüllü olarak yapıyorum. Kendimi bir devrimci olarak görüyorum yaptıklarımla. Aslında bu şehre kırgınım çünkü hayvanlar konusunda birbirimizi hiç anlamıyoruz. Hikâyemi güzel bitirmek istiyorum. Bunun için her şeye rağmen hayvan besleyeceğim. Burada herkese bir çağrıda bulunmak istiyorum.</span></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Benim istediğim tek şey insanlardan biraz merhamet ve duyarlılık. Herkesi hayvanlara karşı daha duyarlı olmaya davet ediyorum.”</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/">Cizreli servis şoförü, 13 yıldır hayvanlara sahip çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cizreli-servis-soforu-13-yildir-hayvanlara-sahip-cikiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Harf Devrimi’nde Anadolu Ajansı’nın rolü</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Foto&#287;raf: DEPO Photos T&#252;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nin tarihi ile &#226;deta &#246;zde&#351; bir tarihe sahip Anadolu Ajans&#305; (A.A), Atat&#252;rk&#8217;&#252;n A&#287;ustos 1928&#8217;deki a&#231;&#305;klamas&#305;ndan sonra, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/">Türk Harf Devrimi’nde Anadolu Ajansı’nın rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Fotoğraf: DEPO Photos</p>
<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi ile âdeta özdeş bir tarihe sahip Anadolu Ajansı (A.A), Atatürk’ün Ağustos 1928’deki açıklamasından sonra, yeni Türk harflerini kullanma ve kamuoyunu aydınlatmada hiç güçlük çekmedi. AA’nın, Türk Harf Devrimi’nin başladığı o yıllarda yayına verdiği haberleri, yıllar sonra bu konuda yapılan bilimsel çalışmalara kaynaklık etti. Yalnızca bu bile, AA’nın Harf Devrimi sırasında görevini tam anlamıyla yaptığının en önemli göstergesi.</strong></p>
<p><strong>Hasan Safa Tekeli</strong></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Genç Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun beşinci yılının içindeydi. I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti, tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmış; savaştan yorgun Türk halkı, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, eşsiz bir mücadeleyle yurdu işgalcilerden kurtarmıştı. Saltanatın kaldırılmasını Lozan Zaferi izlemiş, Cumhuriyet’in ilanından dört ay sonra da Hilafete son verilmişti. Aynı gün (3 Mart 1924), “Tevhidi Tedrisat Kanunu” kabul edilerek öğretim de birleştirildi. 1925 yılının ikinci ayında başlayarak yayılan Şeyh Sait Ayaklanması, 15 Nisan’da bastırılmış, bu arada iki yıl yürürlükte kalacak Takriri Sükûn Yasası çıkarılmıştı.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, genç Cumhuriyeti şekillendirecek devrimleri sürdürmekte kararlıydı. 1925 Ağustos’unun sonu ile Eylül başında Şapka Devrimi’ni gerçekleştirdi. Tekke ve zaviyeler kapatıldı. Ankara’da Birinci Tıp Kongresi’nin toplanması ile “Ankara Hukuk Mektebi”nin açılması, yine bu yıldaydı. 1926, Medeni Yasa’nın kabulüne tanıklık etti. Bu yılın ortasında Mustafa Kemal’e girişilecek suikast ortaya çıkarıldı. 1927 yılında ise Atatürk, ünlü “Nutuk”unu söyledi.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Mustafa Kemal Atatürk, sağlam temeller üzerinde yükselecek Cumhuriyet için, toplumsal, ekonomik, kültürel alanda kökten değişiklikler gerektiren yapılanmaları sürdürmekte kararlıydı. Şapka Devrimi’ni başlattığı gün, “Bu millet, medeniyet güneşinin bütün hararetini almıştır” diyen Atatürk, yurdun her karış toprağının ve yaşlı, genç, çocuk; kadın, erkek; genç cumhuriyette her yurttaşın uygarlık güneşinin ışıklarıyla aydınlanmasını istiyordu.</span></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="entry-thumb td-animation-stack-type0-2" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2022/12/6.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:455px; width:637px" title="" /></p>
<p><span style="color:rgb(34, 34, 34)">Atatürk, Türkiye’nin geleceğinin her zaman aydınlık olmasını sağlayacak bu kaynağı oluşturmanın yöntemini de bulmuştu: Herkes okuma yazma öğrenecekti. Bunun da Türkçenin daha kolay öğrenebileceği Latin harflerinin kabulüyle sağlanabileceğini öngörüyordu.</span></p>
<p><strong>Harf Devrimi’nde AA’nın Görevi</strong><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Gazi Mustafa Kemal Paşa, 9 Ağustos 1928’de, İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenen toplantıda, yeni Türk harflerini açıklamasıyla bir süredir Harf Devrimi ile ilgili yürütülen çalışmaları kamuoyuna duyurdu.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu da 17 Eylül 1928’de yaptığı toplantıda, Harf Devrimi’ne ilişkin hazırlıklara katkıda bulunmak amacıyla “siyasi bültenlerin” bu tarihten itibaren yeni Türk harfleriyle yayımlanmasını ve bunun yönetime bildirilmesini kararlaştırdı (Karar numarası: 90). Gerçi, siyasi bültenin yeni Türk harfleriyle yayımlanmasına ilişkin bu karar, eski harflerle karar defterine geçirildi; ancak Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Paşa, kararın altına imzasını yeni harflerle atmıştı. Toplantıda bulunamayan Genel Müdür Alaeddin Bey ise imzasını bu tarihten önce zaten yeni Türk harfleriyle atmaya başlamıştı.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi ile âdeta özdeş bir tarihe sahip Anadolu Ajansı, önemli bir görev üstlendiğinin bilincindeydi. Bu bilincin temeli de olağanüstü koşullarda, kurucusu tarafından konulan ilkelerde yatmaktaydı. İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgali karşısında Anadolu’ya geçen Halide Edip (Adıvar) ile Yunus Nadi’nin (Abalıoğlu), Mustafa Kemal Paşa’ya önerisi üzerine 6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı (AA), kurucusu Mustafa Kemal’in bir genelgeyle tüm yurda duyurduğu “doğru, tam ve hızlı” habercilik ilkeleriyle ateş altındaki haber yolculuğuna çıkmıştı.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Aslında AA, daha bu yolculuğunun başlarında “Latin harflerini” bir biçimde kullanmaktaydı. AA, kurulduğu gün, “bir daktilo makinesi” gerektiğini söyleyen Halide Edip’e, Mustafa Kemal’in “Osmanlı Bankası’ndan temin edilebileceği”ni belirttiği daktilo makinesinin tuşları, büyük ihtimalle “Latin harfleri” içeriyordu. Çünkü kurtuluş mücadelesini başlatan Anadolu’nun sesini ,“iç” ve özellikle “dış” kamuoyuna iletmesi amaçlanan AA’nın dışa yönelik bültenlerinin bu amaca uygun yazılması gerekiyordu. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı arşivi arasında yer alan 1921 tarihli AA bültenleri, Latin harfleriyle Fransızca yazılmıştı. Harf Devrimi’ne gelinceye kadar da AA, dış yayınlarında bu harfleri kullanmıştı.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">O yüzden Türk basınının en önemli haber kaynağı olan AA, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, 9 Ağustos 1928’de, İstanbul’da Sarayburnu Parkı’ndaki açıklamasından sonra, yeni Türk harflerini kullanmada ve kamuoyunu bu konuda aydınlatmada hiç de güçlük çekmedi.</span></p>
<p><img decoding="async" alt="" class="alignright size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-258311" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2022/12/3.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:435px; width:455px" /></p>
<p><strong>Yeni harflere alışmak</strong><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Gazeteler de yavaş yavaş yeni harfleri kullanmaya başlamışlardı. 24 Ağustos 1928 tarihli Cumhuriyet, “Gazi Hazretleri”nin Tekirdağ’a yaptığı geziye ilişkin (A.A) kaynaklı ve aynı konudaki haberleri yeni ve eski harflerle aynı sayfada alt alta veriyordu:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin de iki ay süren “teftiş gezileri”ne ilişkin 14 Ağustos 1928’de AA’ya verdiği demeçte, Mustafa Kemal’in yeni harflerle ilgili çalışmalarını anlatışı ve haberdeki içtenlikli üslubuyla, “Ben, Reisicumhur Hazretleri’nin bu hususta gösterdiği mesai karşısında hakikaten utandım” deyişi dikkati çekiyordu. Mustafa Necati, “Türk ulusu, bir gönül olmuş ve o gönül bütün içtenliklerden toplana toplana Mustafa Kemal olmuştur” diyordu.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Anadolu Ajansı’nın baş harflerinden oluşan sembolünü, gazetelerde yeni harflerle (A.A) olarak ilk kez, Hâkimiyeti Milliye gazetesi 4 Eylül 1928 tarihli sayısında, Mustafa Kemal Paşa’nın Marmara’daki manevraları bizzat idare ettiğini duyuran haberde kullanıyordu:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Cumhuriyet gazetesinin 6 Eylül 1928 tarihli sayısında yer alan başlığı yeni, metni eski harflerle dizilmiş A.A haberi ise şöyle başlıyordu:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“İstanbul, 5 (A.A) – Dil Heyeti’nden tebliğ olunmuştur: Türk yazı makineleri için, sabit bir klavye esası elzemdir.</span></p>
<p><strong>“Yeni harflerin kullanımı zorunlu olacak”</strong><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Vakit gazetesinin 27 Eylül 1928 tarihli sayısında yer alan olağandan daha büyük ve tümü küçük yeni harflerle dizilmiş, çerçeve içine alınmış (a.a) mahreçli haberde ise aralık ayının ilk haftasında bütün gazetelerin yeni Türk harfleriyle yayınlanmasının zorunlu kılınacağı belirtiliyordu.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Türk harfleri, TBMM’de, 1 Kasım 1928’de kabul edildi. Kanunun Meclis’te görüşülmesi ve kabul edilişine ilişkin 2 Kasım 1928 tarihli Milliyet’te yer alan Anadolu Ajansı’nın haberi şöyleydi:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Ankara, 1 (A.A) – Büyük Millet Meclisinin bugünkü ilk celsesinde Divan Riyaseti’ne Cemil, Ali, Saffet beylerin imzalarıyla verilen bir takrirle, Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Kanunu’nun derhal ve müstaceliyetle müzakeresi teklif olunmuş ve Hükümet tarafından da bu teklife iştirak edilmiştir.”</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“… Encümenden gelen Yeni Harfler Kanunu’nun müzakeresine başlanmış ve Başvekil İsmet Paşa Hazretleri bir nutuk irad etmiştir.”</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Haber, söz alan öteki milletvekillerinin de tasarı lehinde konuştuklarını belirttikten sonra şöyle sürüyor:</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">“Ve müteakiben kanun reye vazedilerek müttefikan kabul olunmuştur.”</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Kanuna göre, süreli yayınlar, levha, tabela, ilan, sinema yazıları, 1 Aralık 1928 tarihinden itibaren Türk harfleriyle basılacaktır.</span><br />
<span style="color:rgb(34, 34, 34)">Ve tüm gazeteler, 1 Aralık 1928 tarihinde yeni Türk harfleriyle çıkmaya başladı. Cumhuriyet, “Türk Matbuat Hayatında Tarihi Bir Gün: 1 Kanunuevel 928” başlığını taşımaktaydı.</span></p>
<p><strong>Millet mektepleri açılıyor</strong><br />
1929 yılının ilk günü; Harf Devrimi’nin kök salmasını sağlayacak Millet Mektepleri açıldı ve 1936 yılına kadar genciyle yaşlısıyla 2,5 milyondan fazla kişi bu mekteplerden diploma aldı.<br />
Anadolu Ajansı’nın yeni Türk harflerinin yaşama geçirildiği, Türk Harf Devrimi’nin başladığı o yıllarda yayına verdiği, gazetelerin yoğun bir biçimde kullandığı, yukarıda ancak bir kısmına yer verilebilen haberleri, yıllar sonra bu Harf Devrimi konusunda yapılan bilimsel çalışmalara kaynaklık etti. Yalnızca bu bile, AA’nın Harf Devrimi sırasında görevini tam anlamıyla yaptığının en önemli göstergesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>
<strong>Kaynaklar:</strong><br />
Anadolu Ajansı bültenleri.<br />
Anadolu Ajansı karar defteri (1928.) AA Genel Müdürü Dr. Hilmi Bengi’nin çalışması.<br />
ABALIOĞLU, Yunus Nadi: Ankara’nın İlk Günleri, Sel Yayınları, İstanbul, Nisan 1955.<br />
ADIVAR, Halide Edib: Türkün Ateşle İmtihanı, Cumhuriyet Gazetesi Y, İstanbul, Eylül 1998.<br />
İNAN, M. Rauf: Mustafa Necati, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Birinci Baskı, Ankara 1980.<br />
KORKMAZ, Zeynep (Prof. Dr): Atatürk ve Türk Dili-Belgeler, TDK Yayınları, Ankara 1992.<br />
ÖZERDİM, Sami N: Atatürk Devrimi Kronolojisi, Halkevleri Atatürk Enstitüsü Yayınları No. 1, 3. basım, Ankara 1974.<br />
ŞİMŞİR, Bilâl N: Türk Yazı Devrimi, TTK Yayınları, Ankara 1992.<br />
TEKELİ, Safa: Atatürk ve Anadolu Ajansı, Anadolu Ajansı Yayınları, 2. baskı, Ankara 2005.<br />
Türk Basınında Cumhuriyetin 60. Yılı, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul, Ocak 1984.<br />
ÜLKÜTAŞIR, Şakir M: Atatürk ve Harf Devrimi, TDK Yayınları, 3. baskı, Ankara 2000.<br />
GAZETELER: Cumhuriyet, Hâkimiyeti Milliye, Milliyet, Vakit (1928)</p>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/">Türk Harf Devrimi’nde Anadolu Ajansı’nın rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/turk-harf-devriminde-anadolu-ajansinin-rolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasreddin Hoca’nın başına gelenler</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>FOTO&#286;RAF: DEPO PHOTOS T&#252;rk toplumunun &#231;ok sevdi&#287;i, kendimizi bildik bileli her ya&#351;tan ki&#351;inin mutlaka bir f&#305;kras&#305;yla erken ya&#351;larda bulu&#351;tu&#287;u, kula&#287;&#305;n&#305; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/">Nasreddin Hoca’nın başına gelenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: center;">FOTOĞRAF: DEPO PHOTOS</h4>
<h4><strong>Türk toplumunun çok sevdiği, kendimizi bildik bileli her yaştan kişinin mutlaka bir fıkrasıyla erken yaşlarda buluştuğu, kulağını çınlatmadığımız gün olmayan Nasreddin Hoca’mız, her ne kadar eşeğine ters binerek tersliklerden uzaklaşmaya, kurtulmaya çalışsa da bu terslik bile onun yasaklardan kaçmasını sağlayamamış</strong></h4>
<p><strong>HASAN SAFA TEKELİ /İSTANBUL</strong><br />
Bu toprakların, keskin zekâsıyla mizah ve bilgelik kaynağı Nasreddin Hoca’mız, bilinen en kapsamlı yasağa, II. Abdülhamit’in padişahlığı zamanında uğrar. Sansür başta olmak üzere birçok radikal uygulamaya başvurulan; iç basının sıkı denetime tabi tutulduğu, yabancı yayınların karantina uygulanarak ülkeye sokulmadığı bu dönemde, neredeyse her tür sanat eserinin yanı sıra yazılı ve görsel basılacak her türlü yayının ön denetimi yapılırdı. Gazetelerin kapatılıp kitapların yakılması, gazetecilere maddi yardım, jurnalcilik, yabancı ülkelerle haberleşmenin engellenmesi gibi sansür türleri de sık görülen uygulamalardı.</p>
<p>II. Abdülhamit’in ülkeyi yönettiği Yıldız Sarayı Başkitabetinden Matbuat Müdürlüğüne gönderilen bir talimatta; Maarif Nezaretinin (Eğitim bakanlığının) ahlak açısından onaylamadığı hiçbir yazı ve yayının neşredilmemesi, yazılarda zihin karıştırıcı boşluklar bırakılmaması, kişilere sataşılmaması, bir vali veya mutasarrıf hakkında hırsızlık, para yemek, adam öldürmek gibi ithamların yazılmaması istenir. Kanunuesasi, hürriyet, vatan, Makedonya, Girit, Kıbrıs, büyük burun, cumhuriyet, mebuslar, Mithat Paşa, Namık Kemal, inkılap, tahtakurusu, hasta, kardeş, suikast, ihtilal, dinamit… vb. sözcüklerin yanı sıra Shakespeare’in “Hamlet”, “Macbeth”, “Othella”, “Kral Lear” gibi eserlerin yasaklandığına tanık olunur.</p>
<p><img decoding="async" alt="" class="alignnone size-full td-animation-stack-type0-2 wp-image-256647" src="https://www.24saatgazetesi.com/wp-content/uploads/2022/11/NasrettinHoca_Sarlo_Vatan_7Aralik1942.jpg" style="caret-color:rgb(0, 0, 0); color:rgb(0, 0, 0); height:423px; width:700px" /></p>
<p><strong>MUZIR NASRETTİN HOCA</strong><br />
Tanındığı her coğrafyada felsefi, espritüel ve hicvi içeriğiyle fark ortaya koyan Nasreddin Hoca fıkraların yer aldığı kitap, II. Abdülhamit döneminde muzırlık (zararlı) gerekçesiyle yasaklanır. Bu devirde Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Mızraklı İlmihal, Kısas-ı Enbiya, Muhammediye gibi kitaplar da yasaklanır.</p>
<p>“Memnu” kitap, 1837’de İstanbul Dârü’t-Tıbâati’l-Âmire Matbaası’nda basılan 41 sayfalık “Letâif-i Hâce Nasreddîn” adını taşır. Bir söylentiye göre de yasaklanmaya, kitapta dine aykırı bazı fıkraların yer aldığı iddiasıdır. Yasaklanan bu kitap İstanbul’daki kitapçılardan toplatılır ve Çemberlitaş hamamında yakılır. Fıkralara getirilen yasağın sadece bu kitaba mı yoksa tüm fıkralara mı yönelik olduğu ise belirlenebilmiş değil. II. Abdülhamit devrinde uygulanan sansür veya yasakların arkasında bazı semboller de aranır ve sultana eleştiri ve hakaret edildiği düşünülür. Nasreddin Hoca fıkralarına uygulanan sansürde de böyle bir durum söz konusudur.<br />
 </p>
<p><strong>AYKIRI YAYINLAR</strong><br />
Bu dönemde bir kitabın basımı teftiş memurunun takdirinde olduğundan kitap ve piyesler tekrar incelenir. Encümen-i Teftîş’in karar defterlerinde, kitaplara basım izni verilmemesinin nedenleri: “dinen, ahlaken, siyaseten aykırı” şeklinde belirtilir, bazen de sadece: “muzır, tab’ı (basımı) uygun değil” denilir; bazen muzır sayfalar da örnek gösterilir. Muzır, izinsiz ve yasak olduğu için toplatılan kitaplar, yakılmak üzere Maarif Nezaretine (Eğitim bakanlığına) gönderilir. Zararlı olma özelliği kesin ve şiddetli bulunanlar yakılır. Bunlar arasında Evliya Çelebi Seyahatnamesi de bulunur.<br />
 </p>
<p><strong>TİYATRO OYUNU DA YASAK</strong><br />
Arşiv belgelerinde; “Basımı ve yayını yasaklanan Serencam, Nasreddin Hoca, Âşık Kerem, Âşık Ömer, Âşık Garib kitapları İzmir’de basıldığından, yayınlanmasına izin verilmemesi ve basan hakkında kanuni işlem uygulanması da öngörülür.</p>
<p>Sansür veya yasağın nedenleri az da olsa bazı belgelerde belirtilir. Bu konuda öncelikle sansür ve yasaklar konusunda devrin uygulamalarını bilmek gerekir. Nasreddin Hoca fıkraları, sultana yapılan eleştirilerde kullanılsa da arşiv belgelerinde açıkça belirtilmez. Sadece yasağın aşılma şekli ve yapılacak işlemler gösterilir. Yasaklanan Serencam, Nasreddin Hoca, Âşık Ömer ve Kerem, Âşık Garip gibi kitapların ruhsat ve eski tarih konularak basılması, soruşturmaya neden gösterilir. Resmî ruhsat olmadan yayınlanan Nasreddin Hoca, Basurcu Agâh, Çıngırak, Cellad, Kürük, Dırdır, Paylanco, Gagaburun adlı gazeteler de toplattırılır. Hoca Nasreddin adlı tiyatro oyununun gösterime konulmasına izin verilmemesi de istenir. Aktör Burhaneddin Efendi yönetmenliğindeki oyuncularca oynanacağı bildirilen Hoca Nasreddin adlı piyesin kamuoyunun dikkatini çekmesi için tiyatro olarak oynanmasının uygun olup olmayacağı değerlendirilirken, Ahmed Necil ve Baha Tevfik Beylerin yazdığı “Nasreddin Hoca” adlı piyesin müsveddesi incelemeye esas alınır. Dimitri Balon’un evinde bulunan “Hace Nasreddin ile Çocuklar Mükâlematı” adlı risaleler de muzır bulunur. Belgelerde belirsiz olan yasağın sebepleri Nasreddin Hoca piyesiyle ilgili belgelerde anlaşılır. Ancak, bu piyesle ilgili belge II. Abdülhamit’in hâlinden iki yıl sonraya aittir. Bu durum, fıkraların yasaklanmasının Sultan’ın hâlinden sonra da sürdüğünü göstermektedir.</p>
<p>Söz konusu edilen bu yasakların, rejimi küçük düşürüp kamuoyunu yanıltma yüzünden konulduğu anlaşılmaktadır. Diğer yasak ve sansürlerde de yaklaşık aynı nedenlere dayanmaktadır.<br />
 </p>
<p><strong>ŞARLO’YA DA HOCA’YA DA YASAK</strong><br />
Aradan yıllar geçer, ne ki Nasreddin Hoca yine bir yasağa konu olur. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Ahmet Emin Yalman yönetimindeki, adının altında “Doğruya Doğru-Eğriye Eğri” yazan Vatan gazetesinin, 7 Aralık 1942 tarihli, 780 sayılı nüshasında, “Şarlo: ‘Hayatımda işittiğim en hoş hikâye, Nasraddin Hocanın eşek hikâyesidir’ diyor” spotlu ve “Şarlo, dünyadan soruyor insanlara mı inanacağız yoksa eşeklere mi?” başlığını taşıyan haber yer alır.</p>
<p>Haberde, Charlie Chaplin’in, Adolf Hitler’i hicveden “Büyük Diktatör” filminden bir fotoğraf kullanılır. Fotoğrafta; üstü açık bir otomobilde, Tomainia’nın faşist diktatörü Adenoid Hynkel’i canlandıran Şarlo ile yanında Bacteria diktatörü Benzino Napaloni (yani Benito Mussolini’yi canlandıran Jack Oakie) vardır.<br />
“Şarlo: ‘Hayatımda işittiğim en hoş hikâye, Nasraddin Hocanın eşek hikâyesidir’ diyor” spotlu haberin girişi özetle şöyledir: “New-York, 6 (Radyo)- Allo. Allol Burası WNBI New York Türkiye’deki sayın dinleyicilerimiz, bu akşamki neşriyatımızda sizinle bütün dünyanın tanıdığı büyük sanatkâr Charlie Chaplin konuşacaktır. …”</p>
<p>Haberde, Şarlo’nun ABD’deki Türk öğrencilerin ısrarlı girişimleri üzerine, Amerika’nın Sesi radyosunda, Türk halkı için yaptığı konuşmanın özeti yer alır. Ahmet Enıin Yalman, sonra olan biteni şöyle anlatır: “Şarlo, ‘Hayatımda işittiğim en hoş hikâye, Nasreddin Hocanın eşek hikâyesidir’ diye söz başlamış; ünlü fıkrayı anlatıp Hoca’nın komşusuna ‘Bana bak, sen bana mı inanacaksın, eşeğe mi?’ diye sorduğunu söyledikten sonra, ‘Evet, sevgili dinleyicilerim, bugün bütün dünyayı aynı sual uğraştırmaktadır. İnsanlara mı inanacağız, eşeklere mi?’ diyerek sözlerine son vermiş… ‘Bir taraftan Diktatör filmine ait fotoğraf, diğer taraftan da bu sözlerdeki ima, Ankara’daki Alman sefaretini kızdırmış, gazetenin cezalandırılmasını hükümetten ısrarlı bir surette istemişler ve hür dünyaya ait röportajımızı neşredeceğimiz sırada gazetemizin kapatılmasını böylece sağlamışlardı.”<br />
Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin ısrarlı girişimleri sonucu 8 Aralık’ta kapatılan Vatan gazetesi, ancak 7 Şubat 1943’te yeniden yayına başlayacaktır.<br />
 </p>
<p><strong>ÖZ SANSÜR YASAĞI</strong><br />
Aradan yıllar geçer, bu kez Nasreddin Hoca’ya, onun fıkralarını aratmayacak bir sansür uygulanır. Ünlü bilim insanı halkbilimci Pertev Naili Boratav’ın “Nasreddin Hoca” kitabı 1995 yılı sonuna doğru yarı özel bir yayınevi tarafından basılır ama bazı fıkralar “müstehcen, açık saçık” bulunduğu için dağıtıma çıkarılmaz. Yayınevinin bazı danışmanları buna karşı çıkarak istifa eder. Yayınevinin kilit altında tuttuğu eser, Pertev Naili Boratav’ın 42 yıllık çalışmasının ürünüdür. Boratav bu duruma çok üzülür. UNESCO ise 1996’yı, “Nasreddin Hoca Yılı” ilan eder. Bunun üzerine Edebiyatçılar Derneği, bu değerli eserin basılıp dağıtılmasını sağlar. Enis Batur, bu kitap için, “Çağımızın en güçlü kültür bilginlerinden birinin, Pertev Naili Boratav’ın ‘opus magnum’u: bir kültür anıtı” olarak söz edecektir. Hoca, bir kez daha fıkralarına kilit vurulamayacağını gösterir.<br />
 </p>
<p><strong>İŞGÜZÂRLIK DA İŞLEMİYOR</strong><br />
2000’li yıllarda ise Hoca’nın fıkraları, bir işgüzarlığın kurbanı olacaktır. Şair Metin Demirtaş, Nasreddin Hoca ve Ezop’u şiir diliyle konuşturan renkli resimli kitapçığı, 2002 yılında Antalya’da okullarda karne hediyesi olarak dağıtmak ister. Antalya Millî Eğitim Müdürlüğü, yine Hoca’nın fıkralarına nazire edercesine, Metin Demirtaş’a bir teşekkür plaketi verir, ama kitapçığın dağıtımına izin vermez; yasak koyar. Metin Demirtaş ne yapar? “Yasaklı Nasreddin Hoca Şenlikleri” başlıklı bir kitapta, bütün bu hikâyeyi ve ülkemizin bugün içinde bulunduğu içler acısı durumu bir şairin diliyle anlatır: “Bildikleri masalları başka bir açıdan önermenin çocukların düşünme becerisini geliştirebileceğinden” korkulur. Nasreddin Hoca’yı okuyanlar, ondan düşünmeyi öğrenir ve her şeyi gözü kapalı kabul etmez ve nedenleri soruşturmaya başlarlar, düşüncesi yatar bu yasağın altında.<br />
Enis Batur’un, “Nasreddin Hoca” kitabında yer alan yazısındaki bir söz, olup biteni çok güzel anlatır: “Türkiye kadar kendi kültürünü istemeyen ülke azdır.”<br />
 </p>
<p><strong>SAYGI NOTU:</strong><br />
Bu çalışmada, şu yayınlardan yararlanıldı:<br />
<em>Alpay KABACALI:</em> Türkiye’de Basın Sansürü (Başlangıçtan Günümüze), Gazeteciler Cemiyeti yayını, Temmuz 1990.<br />
<em>Muhittin ELİAÇIK:</em> “Sultan II. Abdülhamid Döneminde Nasreddin Hoca Fıkraları Kitabının Yasaklanması”, Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı Modernleşmesi Cilt I, YTÜ Yayını. 2022.<br />
Pertev Naili BORATAV: Nasreddin Hoca, Kırmızı Yayınları, Haziran 2007, 5. Basım.<br />
Nasreddin Hoca Fıkraları: Derleyen Mehmet Fuat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021, 8. Basım.<br />
Vatan gazetesi, 7 Birincikanun (Aralık)1942.<br />
Cumhuriyet Kitap eki: 8 Ağustos 1996.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/">Nasreddin Hoca’nın başına gelenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/nasreddin-hocanin-basina-gelenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOKİ&#8217;nin ucuz konutu çare olmadı</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Foto&#287;raf: DEPO Photos H&#252;k&#252;metin &#8220;ucuz konut&#8221; hamlesi &#231;er&#231;evesinde ba&#351;lat&#305;lan &#8220;Sosyal Konut Projesi&#8221;nin, konut fiyatlar&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;rmedi&#287;i aksine zam olarak yans&#305;d&#305;&#287;&#305; bildirildi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/">TOKİ&#8217;nin ucuz konutu çare olmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Fotoğraf: DEPO Photos</p>
<p><strong>Hükümetin “ucuz konut” hamlesi çerçevesinde başlatılan “Sosyal Konut Projesi”nin, konut fiyatlarını düşürmediği aksine zam olarak yansıdığı bildirildi. İlgililer, inşaat maliyetleri arttıkça konut fiyatlarının düşmeyeceğinin altını çizdi.</strong></p>
<p><strong>ERDİNÇ AKKOYUNLU</strong></p>
<p>Mülteciler, faiz indirimi, dolar artışı, Rusya Ukrayna savaşı, Arap yatırımcı… Bütün bunların hepsi birleşince, Türkiye’de konut fiyatları patladı. Türkiye yeni ekonomi programıyla birlikte konut fiyat artışında dünya lideri oldu. Merkez Bankası’na göre, konut fiyat artışı, temmuz verileriyle yıllık yüzde 173, Endeksa konut şirketine göre ise yıllık artış, yüzde 241. </p>
<p>İstanbul’da, satış fiyatı bir yılda 1 milyon TL’den 6 milyon TL’ye çıkan yani yüzde 500 artan on binlerce konut bulunuyor. Asgari ücretin 5550 TL’ye yükselmesine paralel, kiraların da İstanbul’da 10 bin TL ortalamasına çıkması üzerine hükümet, hem yüzde 25 kira sınır artışı, hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Toplu Konut İdaresi (TOKİ)  işbirliğiyle hazırlanan “İlk Evim” isimli “Sosyal Konut Projesi”ni açıkladı. </p>
<p>Kira artışında mülteci, yabancı talebi ve enflasyon nedeniyle, yüzde 25 kuralına uyulmazken, ilk etabının temeli, 25 Ekim’de Ankara Sincan’da atılan “İlk Evim” Projesi de karışık olan konut piyasasında işleri daha da karıştırdı. Konut piyasasının durumunu, sektörün ilgilileriyle konuştuk. </p>
<p>İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı Nizamettin Aşa, ev fiyatlarının artacağı ancak yüzde 100 kâr bırakmayacağına dikkat çekerken Emlakjet CEO’su Tolga İdikat, “Sosyal Konut Projesi”nin konut fiyatlarına zam olarak yansıdığını vurguladı. Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akkuş ise inşaat maliyetleri arttıkça konut fiyatlarının düşmeyeceğini belirtip yabancı alıcının fiyatı yükselttiğinin doğru bir algı olmadığını söyledi.</p>
<p><strong>“Fiyatların geri gelmesi zor” </strong></p>
<p>İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı Nizamettin Aşa, “Sosyal Konut Projesi”nin emlakçılara gelen konut satın alma talebini azalttığını vurguladı. Aşa’ya göre, sosyal konut sonrası pazarlıksız satılan konutlarda, yüzde 10 oranında pazarlık payı başladı, bazı konutların da tabela fiyatında düşüş oldu. </p>
<p>“Dolar kuru arttığı sürece, fiyatlarda yükseliş de bir yandan sürüyor” diyen Aşa, yabancıya satışın da fiyatlarda etkisi olduğuna dikkat çekip “Bazı ilçelerde satışlar azalmış olsa da 400 bin dolara alım devam ettikçe fiyatların geri gelmesi zor”  dedi. </p>
<p>Aşa, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“700-800 binlik ev fiyatlarını bir daha görmeyeceğiz, konut fiyatları çok aşırı arttı. ‘3 milyona Kadıköy’den ev alayım 1 sene sonra 6 milyon TL’ye satarım’ mantığı geride kaldı. Ev fiyatları artar, ama yüzde 100 kâr bırakmaz.” </p>
<p><strong>Yabancı alıyor, fiyat artıyor</strong></p>
<p>Emlakjet CEO’su Tolga İdikat, “Sosyal Konut Projesi”nin açıklandığı eylül ayında, konut fiyatlarına zam olarak yansıdığını belirtti. “Sosyal Konut Projesi”nin tek başına yeterli olmadığını döviz kuru, inşaat maliyetleri ve diğer konut alternatifleri gerektiğine işaret eden İdikat, “Eylül ayında, ülke geneli satılık konut fiyatları, yüzde 3.8 artarken bir önceki ağustos ayında bu artış yüzde 3’tü. İstanbul ve Ankara’da, Eylül ayında bir önceki aya göre daha yüksek artışlar kaydettik. İstanbul’da, Eylül Ağustos arası ortalama satılık konut fiyat değişimi yüzde 3.5 oldu. Bir önceki ay bu illerde konut fiyat artışları İstanbul’da yüzde 1.2 Ankara’da yüzde 3 idi” bilgisini verdi.</p>
<p>Yabancı alıcı nedeniyle fiyatların tırmandığını anlatan İdikat, şu açıklamayı yaptı: </p>
<p>“Yabancı talebi, hem talebi beslemesi hem de dövizin ülkemizde avantajlı hale gelmesiyle konut fiyatlarının artışında etkili oldu. Vatandaşlık bareminin yukarı çekilmesi, konut fiyat artışlarını takip eden bir aksiyondu. Bazı yatırımcılar, birkaç daire alarak da bu baremi tamamlayabiliyor. Konutların birinde kendisi oturup diğerlerinden kira geliri elde ediyor. Özellikle yabancı talebi ile uyuşan yazlık yerlerdeki konutlarda ve büyük şehirlerdeki lüks konutlarda, yabancı yatırımcının fiyatlar üzerinde etkisi mevcut. Türkiye piyasasında ise yabancı talebi etmenlerden biri olsa da, maliyet artışı ve genel talep artışı konut fiyatlarını yukarı taşıyan daha önemli etmenler.” </p>
<p><strong>İnşaat maliyetleri arttıkça konut fiyatları düşmez</strong></p>
<p>“Sosyal Konut Projesi”nin, inşaat maliyetleri nedeniyle fiyatları düşürmediğine işaret eden Boss4 Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akkuş, “İnşaat maliyetleri, enflasyonla birlikte artmaya devam ettiği müddetçe konut fiyatları düşmez. Bazı yorumlarda fiyatların şimdiden düşüşe geçtiğiyle ilgili ifadeler görüyoruz ama bu çok da gerçekçi değil. TOKİ, 500 bin konut yapacak. Ancak bu konutlar, zamanında teslim edildiği takdirde stoka iki yılsonunda etki etmiş olacak. Bu durum, stoklarda bir yükselmeye neden olacak. İşte ancak o zaman, fiyatlarda belki bir miktar gerileme olabilir” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Akkuş, yabancı alıcının fiyatı yükselttiğinin doğru bir algı olmadığını belirtip “Maliyetlerdeki artış, hız kesmediği sürece, konut fiyatlarındaki yükselişi yavaşlatmak da çok mümkün olmayacak” dedi.</p>
<table border="1" cellpadding="1" cellspacing="1" style="width:750px">
<tbody>
<tr>
<td style="background-color:rgb(102, 204, 255)">
<p><strong>Astronomik rakamlı konutlara “hisse devri”… </strong></p>
<p>Türkiye’de konut fiyatlarının izlediği astronomik seyir, emlakçı ve al sat yaparak para kazanan kesimi, bir yılda zengin etti. Bu kârın devam etmesini isteyenler, astronomik rakamlara çıkan konutu edinemeyenler için “hisse devri”ni başlattı. </p>
<p>Sosyal konutun devreye girmesinin ardından fiyatlarda durgunluk yaşanmaması için evlerinin tamamını değil hisselere bölerek satış popüler hale geldi. Genellikle yabancı yatırımcıya hitap eden hisseli satış ile, 400 bin dolarlık gayrimenkul yatırımını tamamlayıp vatandaşlık almak isteyenlerden, konutun değerinin çok üzerinde bedeli hisse karşılığı satılmasıyla, semtteki fiyatlar da yukarda tutuluyor.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/">TOKİ&#8217;nin ucuz konutu çare olmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/tokinin-ucuz-konutu-care-olmadi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın’da yerel medya istihdam sorunu yaşıyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kapak foto&#287;raf&#305;: Bank Phrom / Unsplash EMRAH BAKIR / AYDIN Ayd&#305;n&#8217;da yerel medya istihdam sorunu ya&#351;&#305;yor. Man&#351;et Ayd&#305;n Gazetesi Genel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/">Aydın’da yerel medya istihdam sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kapak fotoğrafı: Bank Phrom / Unsplash</strong></p>
<p><strong>EMRAH BAKIR / AYDIN</strong></p>
<p>Aydın’da yerel medya istihdam sorunu yaşıyor. Manşet Aydın Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Savaş, “Nitelikli ve tematik haber üretmek, biraz da istihdam ettiğiniz personelin kalitesiyle alakalı. Yerel basında bir muhabir, günde 7-8 haber yapmak durumunda kalıyor. Hal böyle olunca yerel muhabir az zamanda çok haber üretme telaşına giriyor. Bu yoğun tempo içerisinde arzu edilen özellik ve kalitede haber üretilemediği için sadece kadınlarla ilgili haberler değil, daha birçok haber konusu, maalesef pas geçiliyor. Bence ulusal basın, yerel basın ile ilişkilerini sıkı tutmalı. Yerelde ihtiyacı hissedilen eleman ihtiyacına destek vermeli” dedi.</p>
<p>Türkiye, ulusal ve yerel medyasıyla, birçok medya kuruluşu için bir “haber deryası” gibi… Ulusal medyada yer alan haberler, konusu itibariyle kendi içinde çeşitlilik ve zenginlik gösterirken, yerel medya, habere ulaşma ve haberleştirme noktasında ciddi sıkıntılar yaşıyor. Yerel medyada yer alan haberlerin konusunun ne olduğu ve ne tür haberler yapıldığını incelemek için, Aydın’da faaliyet gösteren toplam beş yerel gazetenin, on beş günlük (1-15 Mart tarihleri) içeriklerini inceledik. Toplam yirmi üç yerel basını olan Aydın’da, çok okunan ve varlığını uzun süre koruyan, Aydın Ses Gazetesi, Manşet Aydın, Nazilli Havadis Gazetesi, Nazilli Adalet Gazetesi ve Söke Ekspres Gazetesi’ni incelememiz kapsamına aldık. Yaptığımız çalışma sonucunda, yerel haberlerin nasıl işlendiği ve ne tür haberlerin okunduğuna yönelik çarpıcı bulgulara ulaştık.</p>
<p><strong>Kadın, çevre ve yerel gündem…</strong></p>
<p>1-15 Mart tarihleri arasında söz konusu gazetelerde yayımlanan 1825 haberi, konularına göre sınıflandırdığımızda şu sonuçlar ortaya çıktı:</p>
<p>*Aydın’ın nüfusu, 2021 nüfus sayımı sonuçlarına göre, 1.134.031. Nüfusun 563.037’si erkek, 570.994’ü ise kadın. İl nüfusunun yüzde 49,65’ini erkek, yüzde 50,35’ini ise kadın oluşturuyor. Kadın oranının, erkek nüfus oranına göre fazla olduğu Aydın’da, kadınlara yönelik özel haber sayısının çok az olması göze çarpıyor.  </p>
<p>*Kadınlar, genellikle iki ayrı başlıkta haber konusu olabiliyor: Kadın cinayetleri (Cinsel saldırı, öz savunma, şiddet ve taciz) ve kadın dayanışma haberleri (Belediyenin kadınlara yönelik destekleri, kooperatifler, sığınma evleri, kadınların işlerini kurduğu haberler, etkinlikler ve basın açıklamaları). Kadınlara yönelik özel haberler, hem rakamsal olarak eksik, hem de kadınlar, ancak cinayet, şiddet ya da olumsuz bir durum olunca haber olabiliyor.</p>
<p>*Yerel medyada, yerel siyasi haberler ve yerel yönetimlerle ilgili haberler çok okunanlar olarak karşımıza çıkıyor. Belediye başkanlarının açıklamaları, her gazetede ayrı bir başlıkta yer alıyor. Siyasi haberler ise, genel olarak parti liderleri ya da dernek başkanlarının, ulusal ve uluslararası açıklamaları şeklinde en çok okunan haberler arasında görülüyor.</p>
<p>*Aydın’da çevre haberleri olarak, ekoloji, asayiş, belediye çalışmaları ve gündeme dair açıklamaları verilirken bu konuda da özel haber üretiminde kadın haberlerinde olduğu gibi rakamsal olarak bir eksiklik göze çarpıyor.</p>
<p>*Yerel halkın gündemi, genellikle siyasi partilerin gündeme dair açıklamaları ile kurum ve kuruluşların gerisinde kalarak yerel gazetelerde çok az yer buldu.</p>
<p>*Haberler, sürekli başlığı değiştirilerek sitelerde sunuluyor. Haber üretimi noktasında da bir benzeşme söz konusu. Bu, yerel medyanın belli bir kısır döngüde olduğunu gösteriyor.</p>
<p>*Aydın’da, Türkçe yayınlanan gazeteler dışında, İngilizce yayın yapan “Voicesnewspaper” adlı internet sitesi var. Burada kültür sanat, arkeolojik kazılar, eğlenceli bilgiler vb. açıklamalar ile haber değerinde açıklamalar yer alıyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://supporttomediafreedom.com/public/uploads/editor/2.4.2%20HABER%20G%C3%96RSELLER%C4%B0/2022%20haber%20g%C3%B6rselleri/591/erdal%20savas%CC%A7.jpg" style="height:246px; width:450px" /><br />
Manşet Aydın Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Savaş<br />
 </p>
<p><strong>“Yerel ve ulusal basın ilişkileri, sıkı olmalı”</strong></p>
<p>Manşet Aydın Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Savaş, Aydın’daki yerel basına yönelik şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Nitelikli ve tematik haber üretmek, biraz da istihdam ettiğiniz personelin kalitesiyle alakalı. Yerel basında bir muhabir, günde 7-8 haber yapmak durumunda kalıyor. Hal böyle olunca yerel muhabir az zamanda çok haber üretme telaşına giriyor. Bu yoğun tempo içerisinde arzu edilen özellik ve kalitede haber üretilemediği için sadece kadınlarla ilgili haberler değil, daha birçok haber konusu, maalesef pas geçiliyor. Sonuç olarak, ne okullardan istenilen düzeyde iletişimci geliyor, ne de tabandan bu işi yapma merakında olanlar var.  </p>
<p>Bence ulusal basın, yerel basın ile ilişkilerini sıkı tutmalı. Yerelde ihtiyacı hissedilen eleman ihtiyacına destek vermeli.”</p>
<p><strong>“Mesleki eğitimler verilmeli”                                                                                                                                                              </strong></p>
<p>İsmi ve çalıştığı kurumunun adını vermek istemeyen yerel bir gazeteci, konuya ilişkin olarak şunları söyledi:</p>
<p>“Yerel medyada en büyük sorunlardan biri maddidir. Doğru, düzgün ve sağlıklı bir haber akışını kuramamamızdaki en büyük etken, maddi olanaklarımızın yetersiz olmasıdır. Bu durum, habere olan yaklaşımımızı ister istemez etkiliyor.</p>
<p>Bence ayrıca bir de nitelik sorunu var. Yani nitelikli bir eğitim alamayan gazeteci adayları, sahaya indiğinde, hayal ettiği ile karşı karşıya kaldığı durum nedeniyle zamanla ya mesleği bırakıyor ya da özgün haber çıkaramıyor. Bu nedenle biz de sürekli başka haber sitelerindeki haberleri olduğu gibi vermek zorunda kalıyoruz. Bunu aşmak için öncelikle gazetecilik mesleği adına eğitimler verilmeli.</p>
<p>Yerel medyada önemli gördüğüm diğer bir sorun ise, özgün haber üretiminin azlığı. Aynı tarz örneklerin sürekli haberleştirilmesi ve bazı yerel medya ile haber sitelerinin çok özensiz haber yaklaşımı ister istemez kaliteyi düşürüyor. Haberde kullanılan görselden, haberin diline kadar ciddi bir özensizlik mevcut diyebilirim.”        </p>
<p><strong>Haberlerin konularına göre rakamsal dağılımı şöyle:</strong></p>
<p><strong>*Ulusal Haberler: 650 (</strong>Gündeme dair politika, ekonomi ve sağlık açıklamaları)</p>
<p><strong>*Kadın: 50 (</strong>Cinayet, şiddet, basın açıklamaları ile kadın hareketlerinin çalışma ve açıklamaları)</p>
<p><strong>*Kültür Sanat: 85 (</strong>Yerel ve ulusal haberler)</p>
<p><strong>*Eğitim: 50 (</strong>Aydın’daki öğrenci sorunları, eğitim ile ilgili açıklamalar ile faaliyetler ve yatırımlar)</p>
<p><strong>*Politika: 200 (</strong>Başta yerel yöneticiler olmak üzere parti temsilcilerinin açıklamaları)</p>
<p><strong>*Yerel Haberler: 350 (</strong>Aydın’daki projeler, altyapı ile ilgili çalışmalar, belediye açıklamaları, doğa haberleri ve genel açıklamalar)</p>
<p><strong>*Spor: 100 (</strong>Ulusal sporlar başta olmak üzere, yerel takımların spor karşılaşması ve sonuçları ile sporla ilgili çalışmaları)</p>
<p><strong>*Sağlık: 40 (</strong>İş kazaları, kazalar, ölüm ve korona virüs ile ilgili haberler)</p>
<p><strong>*Yerel Yönetimler: 300 (</strong>Kurum ve kuruluşların açıklamaları, altyapı, açılışlar, politikaya dair açıklamalar)</p>
<p><strong><span style="color:rgb(68, 68, 68)"><span style="color:rgb(0, 0, 0)">24 Saat gazetesinin PDF dosyasını indirmek için</span><a href="https://supporttomediafreedom.com/public/uploads/editor/24%20SAAT%20PDF/2021%2024%20Saat%20PDF/4%20MAYIS%2024%20SAAT%20MA%C4%B0L.pdf" style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: rgb(30, 135, 240); text-decoration-line: none; cursor: pointer; touch-action: manipulation;" target="_blank" rel="noopener"><span style="color:rgb(0, 0, 0)"> </span></a><a href="https://supporttomediafreedom.com/public/uploads/editor/24%20SAAT%20PDF/2022%2024%20saat%20PDF/9%20N%C4%B0SAN%2024%20SAAT%20MA%C4%B0L.pdf" style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: rgb(30, 135, 240); text-decoration-line: none; cursor: pointer; touch-action: manipulation;" target="_blank" rel="noopener"><span style="color:rgb(0, 0, 205)">tıklayınız</span></a></span></strong></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/">Aydın’da yerel medya istihdam sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/aydinda-yerel-medya-istihdam-sorunu-yasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
