4

Gazeteciliğin Küresel Krizi Medya Konferansı 2026 Başladı

Gazeteciler Cemiyeti’nin, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin işbirliğiyle ve Avrupa Birliği finansmanıyla yürüttüğü ”Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma Güçlü,  Medya Projesi” kapsamında düzenlenen Gazeteciliğin Küresel Krizi başlıklı medya konferansının açılış konuşmaları, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in konuşmasıyla başladı. Başkan Bilgin, gazeteciliğin evrensel niteliğine ve ortak mücadelesine dikkat çekti:

“Gazetecilik, dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın ortak sorunlarla karşı karşıya olan evrensel bir meslektir. Hepimiz gerçeğin ve doğrunun peşinden koşuyoruz. Bazı ülkelerde bunu yapmak daha kolayken, bazı ülkelerde gazeteciler çok daha ağır baskılar altında görevlerini yerine getirmeye çalışıyor.”
Bilgin, Türkiye’de basın özgürlüğünün karşı karşıya olduğu baskılara işaret ederek tutuklu gazeteciler ve medya çalışanları için dayanışma mesajı verdi:

“Bugün gazetecilerin cezaevinde olduğu, medya kuruluşlarının baskılarla karşı karşıya kaldığı bir ortamdan söz ediyoruz. Merdan Yanardağ’ın casusluk suçlamasıyla tutuklanması ve sahibi olduğu televizyon kanalına el konulması gibi örnekler, basın özgürlüğü açısından kaygı vericidir. Buradan tutuklu tüm gazetecilere ve medya çalışanlarına dayanışma selamlarımı gönderiyor, en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.”
Konuşmasında Gazeteciler Cemiyeti’nin 80 yıllık birikimine de vurgu yapan Bilgin, şu ifadeleri kullandı:

“Gazeteciler Cemiyeti’nin bugün 80. yılına ulaşmış olması bize önemli bir şey gösteriyor: Bu kurumun kapısından yıllar boyunca her türlü siyasi görüş girdi, fakat içeriye asla korku girmedi. Cemiyetin gücü ve itibarı da buradan geliyor.”

Bilgin, Medya Konferansı’nın gazeteciler arasındaki dayanışmayı daha da güçlendirmesini dileyerek konuşmasını sonlandırdı.
Norveç Büyükelçisi Andreas Gaarder, Gazeteciliğin Dijital Krizi Medya Konferansı’ndaki konuşmasında dünyanın birçok bölgesinde ifade ve basın özgürlüğünün baskı altında olduğuna dikkat çekerek gazeteciler arası dayanışmanın önemini vurguladı.

“Dünyamızda ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü baskı altında. Böyle bir dönemde gazetecileri bir araya getiren, nitelikli ve anlamlı gazeteciliği destekleyen çalışmalar her zamankinden daha kritik hale geliyor.”

Gaarder, dezenformasyon çağında gerçeğe dayalı ve doğrulanabilir gazeteciliğin demokratik toplumlar için vazgeçilmez olduğunu belirtti.

“Özgür gazetecilik tüm ülkeler için vazgeçilmezdir. Şeffaflığın, kamusal diyaloğun ve demokratik katılımın güçlenmesi için bağımsız medyaya ihtiyaç vardır. Gazetecilik; gerçek, tutarlı ve doğrulanabilir bilgiye dayanarak toplumların gelişimine katkı sunar.”

Özgür ve bağımsız medyanın demokratik yapıların ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Gaarder, gazeteciliğe desteğin geleceğe yatırım olduğunu ifade etti:

“Özgür ve bağımsız medya, demokratik yapıların ayrılmaz bir parçasıdır. Hukuk devleti, gazetecileri ve vatandaşları koruyan güvenceleri sağlamak zorundadır. Gazeteciler Cemiyeti olarak genç gazetecileri ve serbest çalışanları desteklemeniz, gazeteciliğin geleceği için hayati önemde.”
AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Jurgis Vilcinskas, konuşmasında medya özgürlüğünün demokratik toplumlar için vazgeçilmez olduğunu vurguladı:

“Medya özgürlüğü opsiyonel değil, lüks değil, ikinci planda değil. Demokrasinin temel taşıdır. Özgür medyanın olmadığı yerde hesap verebilirlik olmaz; gazeteciliğin olmadığı yerde halk doğru bilgiye erişemez.”

Vilcinskas, Türkiye’de gazetecilerin yalnızca mesleklerini yaptıkları için yargı baskısı ve hapis tehdidiyle karşı karşıya kalabildiğine dikkat çektiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“İsmail Arı, Fatih Altaylı, Alican Uludağ… Bu isimlerin ortak noktası ne diye sorabilirsiniz. Hepsinin ortak noktası, gazetecilik yaptıkları; sorguladıkları, röportaj yaptıkları, görüntüledikleri ve konuştukları için tutuklanmaları ve daha sonra serbest bırakılmaları.”

Dijital dönüşüm, dezenformasyon, yapay zeka ve ekonomik güvencesizliğin medya alanında yeni kırılganlıklar yarattığını belirten Vilcinskas, dayanışma çağrısı yaptı:

“Bugün cesur gazetecilik; sessizliğe, manipülasyona ve cezasızlığa karşı ilk savunma hattımızdır. Güçlü medya güçlü demokrasi demektir. Bu nedenle daha dayanıklı, sürdürülebilir ve çoğulcu bir medya ortamı için birlik ve dayanışmaya ihtiyacımız var.”

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, basın özgürlüğünün ülke sınırlarını aşan evrensel bir demokrasi meselesi olduğunu vurgularken gazeteciliğin zorluklarına dikkat çekti:

“Gazetecilik demokrasinin oksijenidir. Bu oksijeni kaybedersek hiçbirimizin yaşam alanı bulması mümkün değil, hesap verebilir yönetimlerden ve halkın hesap alma hakkından söz edemeyiz. Gazeteci özgürleştikçe toplum özgürleşir ve aydınlanır. Gazetecilik zor bir meslek. Adliyede de zor, savaşta da zor, cezaevi önünde de zor, yaptığınız haberden dolayı yargılanırken de çok zor.”

Dezenformasyona karşı en güçlü mücadele yönteminin özgür ve bağımsız basın olduğunu belirten Güner, gazeteciliğin suç sayılamayacağını ifade etti:

“Dijital mecralar bilgiye erişimi demokratikleştirirken dezenformasyonu da artırıyor. Siyasetin hakikat üzerine değil, algı üzerine kurulduğu bir dönemdeyiz. Dezenformasyona karşı en sağlam panzehir özgür basının ta kendisidir. Gazeteciliğin bir suç olmadığı herkes tarafından içselleştirilmeli. Hiçbir gazeteci gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden geri bırakılmamalıdır. Tutuklu gazeteciler demokrasimiz için açık bir yaradır.”

 

Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, medyanın bir ülkede şeffaflık ve hesap verebilirlik kültürünün yerleşmesinde kritik rol oynadığını belirterek, savaş ve afet dönemlerinde bilgiye erişimin önemine dikkat çekti:

“İktidar sahipleri ve güç odakları bilgilendirmeyi kendi işlerine geldiği gibi yapma derdindeyken halk gerçeği ancak medya aracılığıyla öğrenebilir. Bunu pandemi döneminde yaşadık. Savaşlarda ve afetlerde önce kitle iletişim araçlarına el konmasının amacı, halkın doğru bilgiye ulaşmasını engellemektir.”

Özgür ve bağımsız medyanın sağlıklı bir demokrasi için zorunlu olduğunu söyleyen Yaşar, gazetecilerin halkın haber alma hakkının temsilcisi olması gerektiğini ifade etti:

“Gazetecilik kamusal bir ihtiyaçtır. Kamuoyu baskısı en güçlü iktidarı bile yanlıştan döndürür, geri adım attırır; yeter ki gazeteci özgür olsun. Güçlünün değil, halkın haber alma hakkının temsilcisi olsun. Gazetecilik yaptığı için hayattan koparılan ancak hepimiz için bir cesaret timsali olmaya devam eden Uğur Mumcu, ‘Gazeteciler, iktidar ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alanlardır’ diyor.”

EFJ Başkanı Maja Sever, konuşmasına Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’e ev sahipliğinden dolayı teşekkür ederek başladı. Türkiye’de 40’ı aşkın ülkeden gelen gazetecilerle buluşmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, gazeteciler arasındaki dostluk ve dayanışmanın kritik önem taşıdığını vurguladı:

“Günümüzde gazeteciler sindirilmeye çalışılıyor, izole ediliyor ve tehdit ediliyor. Böyle bir dönemde gazetecilerin önemi kadar arkadaşlığın ve dayanışmanın önemi de çok büyük. Bugün ben de arkadaşlarımın arasındayım. Türkiye gibi bu kadar zengin ve güçlü tarihi olan bir ülkede gazeteciler yıllardır ajanlık ve teröristlikle suçlanıyor. Medya kuruluşları baskı altında, hukuki yaptırımlarla uğraşıyor. ”

Sever, gazetecilik krizinin yalnızca medya sektörünün krizi olmadığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Gazetecilik krizi yalnızca gazeteciliğin değil, demokrasinin de krizidir. Yurttaşlar bilgiye güvenini kaybediyor. Güvenilirlik olmadan demokrasi hayatta kalamaz. Hızla değişen medya ortamında gazeteciliğin temel görevi aynı kalıyor: Gerçeği aramak ve kamu faydasını gözetmek.”

Sever kendi ülkesi Hırvatistan ile Türkiye’deki gazetecilerin çektiği benzer zorlukların altını çizdiği konuşmasında, özgür basın mücadelesinin aynı zamanda çalışma hakları mücadelesi olduğunu ifade etti:

“Ekonomik güvenliği olmayan bir gazeteci gerçekten bağımsız olamaz. Çalışma şartları iyileştirilmeden özgür ve bağımsız gazetecilikten bahsedilemez.”

TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye’de medya sektörünün basın özgürlüğüne yönelik saldırılar, yargı baskısı ve ekonomik bağımlılık nedeniyle kıskaç altında olduğunu vurguladı:

“Türkiye’de medya sektörü kıskaç altında. Basın özgürlüğüne yönelik saldırılara dezenformasyon yasası da eklendi. Gazeteciler mahkeme salonlarıyla sınanıyor. Şu anda 11 meslektaşımız gazetecilik faaliyetleri sebebiyle cezaevinde bulunuyor.”

Durmuş, medya sektöründe kamu yararından uzaklaşmanın ve ekonomik bağımlılığın gazeteciliğin bağımsızlığını zayıflattığını belirtti:

“Gazeteciliğin, kamu yararından bu kadar uzaklaşıldığı bir dönem hiç olmamıştı. Toplumun okuma ve izlemeye para ödemediği bir dönemde, Basın İlan Kurumu’ndan gelecek paraya muhtaç bir medya yaratıldı. Bağımsızlık da ortadan kaldırılmış oldu. Buna rağmen ayakta kalmaya çalışan bir medya var.”

İşsizlik ve güvencesiz çalışma biçimlerinin gazetecilik üzerindeki etkilerine dikkat çeken Durmuş, çözümün ortak mücadeleden geçtiğini söyledi:

“Freelance çalışma biçimi gazeteciliği daha fazla güvencesizleştiriyor. Bu şartlarda gazetecilerin canını dişine takarak çalışmasını beklemek doğru değil. Çözüm yeni birlikler, yeni dernekler kurmak değil; ortak mücadeleyi artırmaktır.”

IFJ Başkanı Zuliana Lainez, Gazze’den Ukrayna’ya, Pakistan’dan Avrupa’ya gazetecilerin savaş ortamlarında ve şiddet riski gibi baskılar altında görev yaptığını vurguladı:

“Gazze ve Ukrayna’da gazeteciler öldürülüyor. Pakistan’da ve dünyanın birçok bölgesinde çok ciddi sorunlar yaşıyorlar. Yaşadığımız sorunlar yalnızca gazetecilere yönelik tehditlerle sınırlı değil; cezasızlık ve çalışma koşullarının yetersizliği de temel sorunlarımız arasında. Çalışma koşullarımızı güçlendirmek en önemli meselelerimizden biri. Avrupa bağlamında da gazetecilerin öldürülmesi ve tutuklanması konularına da dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’de tutuklu bulunan gazetecilere de selam gönderiyorum.”

Basın özgürlüğünün dünyanın hiçbir yerinde kendiliğinden güvence altında olmadığını söyleyen Lainez, uluslararası dayanışma çağrısı yaptı:

“Gazetecilere yönelik baskılar şiddet, cezasızlık, casusluk faaliyetleri ile suçlanma gibi konularla yoğunlaşıyor. Seçimler ve otoriterleşen siyasi iklim gazetecilik için ciddi tehditler yaratıyor. Dayanışmayı güçlendirmemiz gerekiyor. Birlikte çalışmalıyız; çünkü basın özgürlüğü hiçbir yerde güvence altında değil.”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar, Avrupa’da ve Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik sorunların derinleştiğini belirterek ortak mücadele çağrısı yaptı:

“Bugün medya ortamındaki zorlukları konuşmak, Avrupa’da ve Türkiye’de yaşanan sorunlara karşı ortak mücadele ve kamuoyu oluşturmak için bir aradayız. İçerideki gazetecilerle dayanışmaya devam ediyoruz; ancak basın özgürlüğüne yönelik sorunların derinleştiğinin farkındayız.”

Munyar, medya sahipliğinin az sayıda şirketin elinde toplanmasının sansür ve otosansür mekanizmalarını güçlendirdiğini vurguladı:

“Medya sahipliğinin az sayıda şirketin elinde toplanması sansürü beraberinde getiriyor. Basını susturmak için açılan yüksek miktarlı tazminat davaları otosansür mekanizması yaratıyor. Türkiye’de de durum giderek zorlaşıyor.”

Gazetecilerin hem fiziksel saldırılar hem de yargı baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyleyen Munyar, TGC’nin temel hak ve özgürlükler için mücadelesini sürdüreceğini belirtti:

“Mesleğimizi yaparken can güvenliğimizin olmadığı açık. Türkiye’de basın özgürlüğü ihlallerinde terör mevzuatı ve cumhurbaşkanına hakaret öne çıkıyor. TGC olarak temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmayı; barışı önceleyen, etik ilkelere bağlı gazeteciliğin yaygınlaşması için mücadeleyi sürdürüyoruz.”