
Çanakkale Kordon Boyu’nda alınmayan önlemler, büyük tehlike yaratıyor. 10 yıl içinde 5 görme engelli, denize düştü. Yaşanan kazalar sonrası görme engelli bireyler, güvenli ve herkes için erişilebilir bir kent talebiyle yetkililere seslendi.
Damla Yeltekin
Güvenli ve erişilebilir bir kent, yalnızca engelli bireyler için değil, tüm toplum için temel bir ihtiyaç. Ancak görme engelli bireyler için gündelik hayat, şehirdeki en basit rotalarda bile ciddi risklerle dolu. Kent yaşamı herkes için eşit ve sürdürülebilir olmadıkça, gerçek anlamda erişilebilirlikten söz etmek mümkün değil.
Altı Nokta Körler Derneği Çanakkale Şubesi’nin verilerine göre, son 10 yılda yalnızca Kordon Boyu’nda 5 görme engelli birey denize düşme tehlikesi yaşadı. Bu tehlikeye dikkat çekmek isteyen görme engelliler, geçtiğimiz aylarda beyaz bastonlarıyla kordon boyunda bir farkındalık yürüyüşü düzenledi. Kaldırımlar üzerindeki tabelalar, yamuk ağaçlar, gelişi güzel yerleştirilmiş dubalar ve deniz kenarında herhangi bir bariyerin bulunmaması; beyaz bastonla yol alan bireylerin hayatını tehlikeye atıyor.
Deniz kenarında yürümek, görme engelli için bir hakken, alınmayan önlemler büyük tehlike yaratıyor. Son olarak mayıs ayında yaşanan denize düşme vakaları, bu tehlikenin ne kadar acil olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle kentlerin gözde yürüyüş alanlarında güvenlik önlemlerinin alınmaması, bastonla yön bulmanın mümkün olmadığı düzensiz yollar ve denizle kaldırım arasına konulmayan bariyerler, birçok görme engelli için denizin kıyısında yürümeyi imkânsız hale getiriyor. Oysa herkes gibi deniz kokusunu duymak, dalga sesini dinleyerek yürüyüş yapmak herkesin hakkı.
Bu gibi kazaların tekrarlanmaması için Altı Nokta Körler Derneği Çanakkale Şubesi, 4 maddelik bir eylem planı hazırladı.
1-Kordon boyuna düşmeyi engelleyecek bariyerler yerleştirilsin.
2-Kaldırımlardaki işgaller (motor, masa, tabela) denetlensin.
3-Tüm kenti kapsayan erişilebilirlik eylem planı hazırlansın.
4-Hissedilebilir zeminler, deniz kenarına yakın konumlandırılsın.
“Önlem almak, ilgili idare ve belediyelerin görevli”
“Erişilebilir Kentler” üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Ercan Şen, Çanakkale’de engelliler için yaşanabilir bir kent mücadelesi ve deniz kıyısındaki güvenlik eksiklerini anlattı. Çanakkale’de yıllardır süren bir tehlikeye dikkat çeken, 10 yıl içinde 5 görme engelli bireyin bu alanda denize düştüğünü anımsatan Şen, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu tehlikeyi yıllardır gündeme getiriyoruz. 2016 yılında bir arkadaşımız, 2017’de iki kişi ve bu yıl yine iki arkadaşımız aynı yerden denize düştü. Bu olayların ardından, ‘ufacık bir engel olsaydı’ bu kazaların yaşanmayacağını söyledim. O günden beri aynı talebi dile getiriyoruz.
Görme engelli bireyler için yapılan hissedilebilir zemin varlığı yeterli değil. Evet, o bölgede bir kılavuz yol var ama denize 25 metre uzaklıkta. İnsanlar, deniz kenarında olmak istiyor. Baston kullanımı iyi bile olsa, bu bir kaza. Herkesin dikkatsiz anı olabilir. Bu yüzden görev, bireyde değil; kamu idarelerinde. Tırtıklı yüzeyler (Hissedilebilir zemin) ‘Burada dur, ilerisi tehlikeli’ demek için kullanılır. Aynı mantık burada da uygulanabilir. ‘Bariyer görsel olarak kötü olur’ bahanesini çok duyduk. Oysa iyi bir tasarım her zaman mümkün. Denizin kıyısına konulacak bir sanat eseri hem güvenlik sağlar hem kentin kimliğine katkı sunar. Ama yeter ki niyet olsun. Öngörünebilir kazalara önlem almak, ilgili idare ve belediyelerin görevlidir.
Mevcut yasa ve yönetmeliklerin de bu eksikliği var. Mevzuat açık: Eğer düşülebilecek bir yer, 50 santimden fazlaysa, koruma önlemi almak gerekir. Kordon boyunda düşme yüksekliği, yer yer daha da fazla. Buna rağmen yıllardır hiçbir şey yapılmıyor. Daha önce yapılan kılavuz yollar gibi durumlarda yapılan sınıflandırmalar mühendislik ya da mimarlık bölümlerinden yapılmıştı. Ama bu kentte yaşayan bir görme engelli olarak, örneğin kaldırımdaki yamuk bir ağacın benim kafama çarpabileceğini yazan olmamıştı. Çünkü onların üst beden kontrolüyle ilgili böyle bir deneyimi yok.”
“Işık yok, ses yok, yollar karanlık”
Çanakkale’de bu yıl peş peşe yaşanan denize düşme olaylarından 10 yıl önce de benzer kötü bir tecrübeyi deneyimleyen İbrahim Çelik, kentteki erişilebilirlik sorunlarının aradan geçen zamana rağmen aynı kaldığını söyledi. Yetkililere yapılan başvuruların sonuçsuz kalmasından hayal kırıklığı yaşadığını, düştüğü noktaya sonradan demirler yapıldığını aktaran Çelik, “Bu demirler bile bizim için değil, tekneleri korumak amacıyla konuldu. Lüks bir talebimiz yok. Altın kaplama kaldırım istemiyoruz, sadece güvenli yürümek istiyoruz” dedi.
. 
Çanakkale Merkez’de turistlerin uğrak noktalarından biri olan Kordon boyunda yaşanan kazanın son mağduru Sabriye Kulluk, yaşadığı korku dolu anları ve kazadan sonra belediyeye yazdığını ancak hiçbir yanıt alamadığını şöyle anlattı:
“Her zaman yürüdüğüm yerde denize biraz daha yakın yürümek istedim. Fazla yaklaşmışım. Sol ayağım kaydı ve denize düştüm. Denize düştüğümü görmeleri için suya batmamaya çalıştım. Yönümü bulamadım. Su derin değildi ama duvar çok yüksekti. Kendimi kurtaramazdım. Yüzme bilmeyen biri için boğulma riski yüksek. Suyun üstünde durabildim, ya başkası yapamazsa…
O günden beri kordona gitmeye devam ediyorum ama artık denize yakın yürüyemiyorum. Eskiden keyifle yürüdüğüm yerde şimdi korkarak yürüyorum. Kent genelinde de sağlıklı erişebilirliğimiz kısıtlı. Işık yok, ses yok, yollar karanlık. Tabelalara çarpıyorum.”
Çanakkale gelişirken çevre düzenlemesi de ayak uydursun
Görme engelli Ahmet Bulut, Çanakkale’nin plansız büyümesinin erişilebilirliği yok ettiğini söyledi. Kordon boyunca herhangi bir fiziki koruma önleminin olmamasının yalnızca engelliler için değil, herkes için risk oluşturması, kaldırım işgalleri ve denetimsizlikten yakınan Bulut, esnaf motorlarının kendileri için büyük bir tehdit olduğuna işaret edip sözlerini şöyle tamamladı:
“Çanakkale, örnek bir şehir olabilir. Eskiden engelliler için örnek bir şehirdi burası. Çanakkale çok hızlı büyüyor ama bu büyüme şehir planlamasına yansımıyor. Şimdi kaldırımlar işgal altında; motorlar, masalar, tabelalarla dolu. Denetim yok.
Çanakkale’de sivil toplum hareketi çok güçlü. Böyle bir şehirde belediye ve valilikle yürütülecek çalışmalar çok daha etkili olabilir. Biz istiyoruz ki Çanakkale gelişirken politikaları da gelişsin. Çevre düzenlemesi de bu gelişime ayak uydursun.”