
Küresel aktörlerin zirvede alınan kararları nasıl uygulayacağının önemini vurgulayan Dr. Haksevenler, COP 30’un eksiklikleri giderecek somut politikalar üretmesiyle konferansların hedefine ulaşacağına işaret ederken Bilici, iklim krizine karşı farkındalığı artırma ve iş birliğini güçlendirme açısından büyük fırsat olduğuna dikkat çekti.
Merve Betül Yılmaz
Küresel çapta büyük sorunlara yol açan ve ülkelerin ekosistemlerini bozan, gelecek için de tehlike oluşturan çevresel sorunlar; devletlerin bir araya gelip çeşitli konferanslar düzenlemesini ve küresel anlamda anlaşmalar yapıp sözleşmeler imzalamasını da beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin en üst karar olup sözleşmeye taraf olan devletlerin temsilcisi ve gözlemcilerinden oluşan Taraflar Konferansı (Conference of the Parties- COP), iklim değişikliğine ilişkin değerlendirmeler yapmak üzere her yıl farklı bir ülkede düzenleniyor.
Peki, bu konferanslar nelerdir? Bu konferanslarda neler görüşülüyor? Konferanslar gerçekten işe yarıyor mu?
Yazı dizimizle uzmanlarımızla bu sorulara yanıt aradık. Kent Sorunları ve Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Müdürü Dr. Betül Hande Gürsoy Haksevenler ile sürdürülebilirlik uzmanı ve Çevre Mühendisi Ünzile Bilici, konunun detaylarını 24 Saate değerlendirip COP 29 kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması ve gerçekten sahaya yansıtılması gerektiğinin altını çizdiler.
COP 29 kararlarının nasıl uygulanacağı konusunda net bir yol haritası oluşturulmadığını belirten Haksevenler, hedeflere tam anlamıyla ulaştığını söylemenin zor olduğuna işaret edip COP 30’un eksiklikleri giderecek somut politikalar üretmesini umut ettiğini vurguladı. Hakseverler, Türkiye’de hedefe ulaşmanın zorlu bir süreç olsa da doğru politikalarla ve toplumsal iş birliğiyle bunun mümkün olabileceğini söyleyip önerilerini sıraladı.
Bu toplantıların, dünya genelinde iklim krizine karşı farkındalığı artırma ve iş birliğini güçlendirme açısından büyük bir fırsat olduğuna dikkat çeken Bilici de Türkiye’nin doğru adımlar atıldığında bu hedefe ulaşabileceğini belirtti. “Küçük değişimlerin büyük farklar yaratabileceğini unutmamak gerek” diyen Bilici, yapılabileceklere ilişkin önerilerde bulundu.
-COP 29 Hedefleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Dr. Betül Hande Gürsoy Haksevenler
–Haksevenler: 29. Taraflar Konferansı olarak tanımlanan ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında 2024 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleşen yıllık küresel iklim zirvesinin temel hedefleri arasında iklim finansmanını artırmak, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak ve emisyon azaltımını hızlandırmak yer alıyordu. Zirvede, özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi ön plana çıktı ve yıllık 300 milyar dolar iklim finansmanı sağlanması yönünde bir taahhütte bulunuldu. Ancak, bu miktarın talep edilen 1,3 trilyon doların oldukça altında kalması, finansmanın etkinliği konusunda soru işaretleri yarattı.
Bir diğer kritik konu olan fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılması, COP 29’da beklenen ilerlemeyi sağlayamadı. COP 28’de fosil yakıtlardan çıkış yönünde tarihi bir karar alınmıştı, ancak COP 29’da bu kararın nasıl uygulanacağı konusunda net bir yol haritası oluşturulmadı. Özellikle fosil yakıt üreticisi ülkelerin baskısı nedeniyle, bu alanda somut ve bağlayıcı taahhütlerden kaçınıldı.
Zirvede küresel sıcaklık artışının 1,5°C ile sınırlandırılması hedefi yeniden vurgulandı ancak bu hedefe ulaşmak için gerekli somut emisyon azaltım politikaları netleştirilmedi. Bu da Paris Anlaşması çerçevesinde belirlenen hedeflerin hayata geçirilmesi konusunda önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.

Çevre Mühendisi Ünzile Bilici
-Bilici: COP29, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change, UNFCCC) çerçevesinde yapılan 29. konferansı ifade eder. Bu konferans, her yıl düzenlenen bir dizi uluslararası zirveye dayanır ve dünya genelinde iklim değişikliğiyle mücadelede karar alıcıların bir araya geldiği, devletlerin iklim politikalarını tartıştığı önemli bir platformdur. COP29, 2024 yılında, Birleşik Arap Emirlikleri (UAE) tarafından düzenlendi. Bu etkinlikte, ülkeler iklim değişikliğiyle mücadelede yeni taahhütlerde bulunulup küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamaya yönelik adımlar atıldı.
– Peki, amacına ulaşır mı bu hedefler?
–Haksevenler: Bütün bu değerlendirmeler ışığında COP 29 hedeflerine ulaşır mı sorusunun yanıtı büyük ölçüde küresel aktörlerin zirvede alınan kararları nasıl uygulayacağına bağlı. İklim finansmanı konusundaki ilerlemeye rağmen, emisyon azaltımı ve fosil yakıt kullanımıyla ilgili bağlayıcı adımların atılmaması, zirvenin etkisini sınırlayabilir. Bu nedenle, COP 29’un hedeflerine tam anlamıyla ulaştığını söylemek şu aşamada zor. Önümüzdeki COP 30’un bu eksiklikleri giderecek somut politikalar üretmesini umut ediyoruz.
–Bilici: Aslında karmaşık bir durum. Bir yandan, ülkeler bu toplantılarda emisyon azaltımı gibi konularda önemli kararlar alıyor. Öte yandan, uygulama süreci her zaman yeterince hızlı ilerlemiyor. Bazı ülkelerin ekonomik ve siyasi kaygılarla taahhütlerini yerine getirmemesi büyük bir engel. Ancak bu toplantılar, dünya genelinde iklim krizine karşı farkındalığı artırma ve iş birliğini güçlendirme açısından büyük bir fırsat. En önemli nokta, COP kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması ve gerçekten sahaya yansıtılması.
-Türkiye’nin 2021 yılında onayladığı Paris İklim Anlaşması ile birlikte literatüre “1,5℃” kavramı girdi bu kavramı açıklayabilir misiniz?
-Haksevenler: Paris İklim Anlaşması’ndaki 1,5°C hedefi, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5°C ile sınırlamayı amaçlayan bir hedefi ifade eder. Bu hedef, iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerinden kaçınmak ve gezegenin iklim sistemindeki dengeyi korumak için çok kritik. 1,5°C’nin aşılması durumunda aşırı hava olayları, deniz seviyesi yükselmesi ve su-gıda krizleri gibi çevresel ve toplumsal sonuçlar yaşanabilir.
-Bilici: “1,5℃” kavramı, Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen küresel ısınma hedefidir ve dünya sıcaklıklarının sanayi devrimi öncesine göre 1,5°C’yi aşmaması gerektiğini ifade eder. Bu hedef, iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerini önlemeye yönelik kritik bir sınırdır. Eğer sıcaklık artışı 1,5°C’nin üzerine çıkarsa, daha şiddetli iklim olayları, deniz seviyesindeki yükselme, biyoçeşitlilik kaybı ve diğer ekosistem bozulmaları gibi etkiler daha sık ve yoğun hale gelebilir.
-Bu hedefi sağlamak mümkün mü, sağlamak için başlıca önerileriniz nelerdir?
–Haksevenler: Türkiye için bu hedefe ulaşmak zorlu bir süreç olsa da doğru politikalarla ve toplumsal iş birliğiyle mümkün olabilir.
Türkiye’nin karbon emisyonlarını hızla azaltması, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırması, enerji verimliliği projelerini yaygınlaştırması ve fosil yakıtlardan uzaklaşması bu hedefe ulaşmak için önemli adımlar olacaktır.
İklim hedeflerine ulaşmak için Türkiye’nin enerji sektöründeki dönüşüm çok önemlidir. Kentlerdeki emisyonların büyük kısmı elektrik tüketimi (%30), doğalgaz tüketimi (%30), ulaşım (%30) ve atık depolama (%10) kaynaklı. Bu veriler, öncelikle enerji verimliliği önlemlerini gerektiriyor. Kamu binalarında ısı yalıtımı yapılması ve tüm binalarda LED lambalara geçiş zorunluluğu getirilmesi hem emisyonları azaltır hem de faturaları düşürür. Yenilenebilir enerji kullanımının hızla artırılması ve akıllı şebekelere geçiş, sürdürülebilir bir enerji altyapısı için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, atıktan enerji elde etme projeleri, örneğin Stockholm’deki gibi hem atık yönetimine çözüm sunar hem de enerji ihtiyacını karşılar. Ancak, atık yakma tesislerinden çıkan toksik gazların engellenmesi gerektiği de unutulmamalıdır.
Dışa bağımlılık da önemli bir faktör. Enerjide %70 dışa bağımlılığımız, sürdürülebilir bir enerji altyapısı kurma zorunluluğumuzu daha da artırıyor. Bu bağlamda, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımını hızla devreye sokmak hem emisyonları azaltmak hem de enerji güvenliğimizi artırmak için kritik öneme sahiptir. Yerli enerji kaynaklarını, özellikle yenilenebilir enerji ve atıktan enerji elde etme yöntemlerini artırmak, dışa bağımlılığımızı azaltacak ve daha sürdürülebilir bir geleceğe doğru adım atmamızı sağlayacaktır.
Başlıca önerilerim arasında, yenilenebilir enerjiye yatırım, enerji verimliliği projeleri, tarımda sürdürülebilirlik ve toplumsal farkındalık yer alıyor. Ayrıca, uluslararası iş birliği ile küresel düzeyde bu hedeflere ulaşılmasını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu adımlar, hedeflenen “1,5℃” hedefine ulaşma yolunda önemli katkılar sağlayabilir.
-Bilici: Hedefi sağlamak, bilimsel olarak zor ama mümkün olarak kabul edilmektedir. Bu, tüm ülkelerin karbon salınımını hızla azaltması, yenilenebilir enerjiye geçiş yapması, enerji verimliliği sağlayan teknolojilere yatırım yapması ve sıfır karbon ekonomisine geçişi hızlandırması gereken bir süreçtir. Türkiye için bu hedefe ulaşmak, büyük bir dönüşüm ve taahhüt gerektiriyor, ancak doğru adımlar atıldığında bu hedefe ulaşmak mümkün olabilir.
-Son olarak “Çevre, çevre bilinci, iklim-ekosistem ve ekoloji” anlamında iletmek istediğiniz mesajlar var mı?
-Haksevenler: Çevre dediğimizde, yalnızca doğada bulunan çiçekler, ağaçlar ve böcekler değil; bizler de bu ekosistemin bir parçasıyız. Bugün çevreyle ilgili karşılaştığımız iki temel problem bulunuyor: Birincisi, kaynaklarımızın hızla tükenmesi, ikincisi ise mevcut kaynakların kirlenmiş olması. İklim krizi de bu sorunları çok daha vahim hale getiriyor.
Biz çevre konusunda hem hak sahibi hem de sorumluluk sahibi olanız. Örnek olmak üzere temiz hava soluma hakkımız olduğu gibi, havayı kirletmeme sorumluluğumuz da var. Çevrenin kirlenmesi doğrudan sağlığımızı etkiliyor. Kaybedilen sağlık ise geri getirilemez, tazmin edilemez bir kayıp. Bugün, COVID-19 nedeniyle 2019-2023 yılları arasında kaybettiğimiz insan sayısı ile her yıl hava kirliliği nedeniyle kaybettiğimiz insan sayısı neredeyse eşdeğer. Ancak bu farkı hâlâgöz ardı ediyoruz ve hava kalitesinin bu kadar ciddi can kayıplarına yol açtığını görmüyoruz.
Bu noktada, “Ben tek başıma ne yapabilirim?” sorusu yerine, “Ben şimdi ne yapmalıyım?” sorusuna odaklanmalıyız. Çevre sorunları, sadece kişisel değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Hem bireysel hem de kolektif olarak hızla farkına varmalı ve adım atmalıyız.
Bireysel düzeyde, tasarruflu enerji kullanımı, geri dönüşüm ve daha az araç kullanmak gibi küçük adımlar atabiliriz. Ancak aynı zamanda kolektif olarak da büyük değişimlere öncülük edebiliriz. Çevreyi korumak, sağlığımızı korumaktır ve bu süreçte hızla hareket etmemiz gerekmektedir. Bu yüzden hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirecek şekilde, hemen harekete geçmeliyiz.
–Bilici: Çevre bilinci, sadece bireylerin ya da belirli kurumların sorumluluğunda olan bir konu değil; hepimizin geleceğini doğrudan etkileyen kolektif bir mesele. Bugün attığımız her adım, çocuklarımızın ve onların çocuklarının yaşayacağı dünyayı şekillendiriyor. Doğal kaynaklarımız sonsuz değil ve gezegenin bize sunduğu bu değerleri korumak bizim elimizde.
Küçük değişimlerin büyük farklar yaratabileceğini unutmamak gerek. Karbon ayak izimizi azaltmak, enerji verimli ürünler tercih etmek, sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklemek, atıklarımızı azaltmak ve doğaya daha saygılı bir yaşam tarzı benimsemek, bireysel düzeyde yapabileceğimiz en güçlü adımlardan bazıları. Ama bireysel çabalar kadar şirketlerin ve hükümetlerin de sorumluluk alması gerekiyor. Yeşil dönüşüm, yalnızca bir trend değil; sürdürülebilir bir gelecek için zorunluluk.
Doğayla uyum içinde yaşamak mümkün ve bunun için hepimizin yapabileceği bir şeyler var. Önemli olan, bugünden harekete geçmek. Çünkü çevreyi korumak, aslında kendi geleceğimizi korumaktır.