
Genç gazeteciler, maddi ve manevi belirsizlikle karşı karşıya, birçok sorunla mücadele edip güvencesiz çalışıyor…
Şükran Rençber
Basın özgürlüğü, gazetecilikte oto-sansür ve sektördeki hak ihlallerini, medya çalışanlarıyla görüşüp sektörün mevcut durumunu değerlendirdik. Genç gazetecilerle kendi alanlarında tutunamaması, yaşadıkları zorluk ve sorunları ele aldık. Bu kapsamda Gazeteci Mahmut Aydın, Semire Yılmaz, Melek Eliş, İrem Tong ve İletişim Fakültesi mezunu Tugay Saygı ile konuştuk.
“Gazeteciliği, sesi çıkmayan insanların yanında olmak için seçtim”
Mesleğe duyduğu ilgiyi aktaran Gazeteci Mahmut Aydın’ın gazeteciliği seçme nedenleri sadece kişisel ilgisiyle sınırlı değil. Toplumsal etkenlerin de büyük rol oynadığını vurgulayan Aydın, şunları söyledi:
“Gazetecilik, güçlü bir toplumun en önemli figürlerinden biri. Bu mesleği seçmemde, sesi çıkmayan veya susturulmak istenen insanların yanında olup onların haklarını savunmalarına aracı olmak da etkili oldu.
Ama mesleğe başladığımda sansürle karşılaşacağımı da biliyordum. Bu durum benim fıtratıma ters düşüyor. O yüzden sansürle karşılaştığımda yazılarımı en yumuşak şekilde nasıl yazabilirim ya da yazsam beni zor durumda bırakır mı diye düşünmek zorunda kaldım. Sansüre karşı duruşum, işine mal oldu. Sırf bu yüzden işten çıkarıldım, tabii farklı nedenler öne sürülerek.”
Türkiye’de medya ortamının giderek kutuplaştığını belirten Aydın, “Günümüz Türkiye’sinde bu artık normalleşmiş bir şey. Sol görüşlü medya sola, sağ görüşlü medya sağa yakın haberler yapıyor. Buna PR mı denir yoksa haber mi, orası tartışılır” diyerek medya bağımsızlığı konusundaki soru işaretlerine dikkat çekti.
Geçim derdiyle boğuşuyor, güvencesiz çalışıyor…
Birçok medya emekçisinin asgari ücretin altında çalıştırıldığına işaret eden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazeteciler, her gün ‘Bugün ekmek götürebilir miyim?’ diye düşünmek zorunda kalıyor. Bu durum, onların maddi ve manevi açıdan ne kadar zorlandıklarının en açık göstergesi. Bu tablonun birçok sebebi var. Gazetecilik sendikalarının eski gücünü kaybetmesi, meslekte uzun yıllar çalışanların emekli olmasına rağmen çalışmaya devam etmesi gibi faktörler sektördeki gençlerin önünü tıkıyor. Muhabirler, sahada birçok zorluk yaşıyor. Özellikle kamu yararına yapılan haberlerde, gazetecilere karşı kötü tavırlar sergileniyor hatta saldırılar olabiliyor.”
Bu sorunların çözümü için hukuki düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Aydın, “Gazetecilerin hakkını korumak için yeni yasalar çıkarılmalı ya da mevcut düzenlemeler güncellenmeli” diyerek basın emekçilerinin daha iyi koşullarda çalışabilmesi için acil adımlar atılması gerektiğine dikkat çekti.
Sadece haber yapmak değil, topluma katkı sağlamak…
Gazeteciliğin kendisine hızlı düşünme, kriz anlarında doğru karar alma ve olaylara geniş bir perspektiften bakmayı öğrettiğini belirten Semire Yılmaz, Asi Gazetesi’nde editör olarak başladığı süreçte yalnızca haber yazmakla kalmayıp, sosyal medya ve dijital gazetecilik alanlarında da deneyim kazandığını anlattı.
Mesleği yaparken zamanla gazeteciliğin sadece haber yapmaktan ibaret olmadığını fark ettiğini aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:
“Gazetecilik topluma katkı sağlamak demek. Hatay gibi depremden büyük ölçüde etkilenmiş, hareketli bir şehirde insanların sesini duyurmak, olayları aktarmak ve özellikle bir kadın gazeteci olarak temsil etmek beni bu mesleğe daha da bağladı.
Depremden sonra pek çok sorunu olan Hatay’da çalışmak benim için büyük bir anlam taşıyor. İnsanların sesini duyurmaya yardımcı olmak benim en büyük mutluluğum oldu. Gazeteciler, toplumun kendilerine yüklediği büyük sorumlulukları yerine getirebildikleri ölçüde başarılı olabilir. Başarı tek seferlik bir şey değildir, gerçek gazeteciler bunu sürdürebilenlerdir.”
Gazetecilik mesleğinin zorluklarına işaret eden Yılmaz, “Yerel medyada çalışma, maddi anlamda daha büyük belirsizlikler barındırıyor. Uzun süre maaş konuşması yapamamak, emeğin tam olarak karşılık bulmaması gibi sorunlar yaşıyoruz. Bunun yanı sıra mesleğin psikolojik yükü de çok ağır” vurgusu yaptı.
“Sesini duyuramayanların sesi olmak”
Toplumda yaşanan adaletsizlik ve hak ihlallerini görünür kılmanın en büyük motivasyon kaynaklarından biri olduğunu belirten Melek Eliş, “Gazetecilik benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda topluma karşı bir sorumluluk. Gerçekleri ortaya koymak ve sesi duyulmayanlara ses olmak için bu yolu seçtim” dedi.
Gazeteciliğin toplumun vicdanı olduğunun altını çizen, tarafsız ve güvenilir haberciliğin her zaman önceliği olduğunu dile getiren Eliş, mesleğinin kendisine eleştirel düşünmeyi, gerçeğin peşinden gitmeyi ve topluma fayda sağlamanın mümkün olduğunu öğrettiğini söyledi. Hazırladığı haberlerle özellikle dezavantajlı grupların sesi olmaya çalıştığını bildiren Eliş, Down sendromlu bireylerin eğitim hakkı mücadelesini ele aldığı haberinin birçok ailenin sesini duyurmasına yardımcı olduğunu aktardı.
“Toplumda bir etki yarattığımı görmek, bu mesleğin en büyük ödülü” diyen Eliş, Türkiye’de gazetecilik yapmanın özellikle hassas konular ele alındığında kolay olmadığını, sansür ve dış baskıların mesleğin bir gerçeği haline geldiğine işaret ederek “Bu yüzden her haberde doğru kaynaklara ulaşmak, belgelerle çalışmak ve mümkün olduğunca bağımsız kalabilmek çok önemli. Bu noktada oto sansür, en büyük zorluklardan biri. Gazeteciler, bazı konuların nasıl ele alınacağı konusunda defalarca düşünmek zorunda kalıyor. Ama tüm zorluklara rağmen gazeteciler, mesleğin temel ilkelerinden ödün vermeden gerçeği anlatmaya devam ediyor” diye konuştu.
“Ekonomik kaygılar nedeniyle farklı bir sektöre yöneldim”
İletişim Fakültesi mezunu Tugay Saygı, üniversite tercihini yapmadan önce televizyon medyasına büyük bir umutla baktığını belirterek, “İş yapabileceğimi ve hayatımı o düzende kurabileceğimi düşünüyordum” dedi.
Eğitim süreci boyunca medya sektörünün zorluklarını daha yakından gözlemleyen Saygı, mesleğin sanıldığı kadar kolay olmadığını fark ettiğini bildirerek şunları anlattı:
“Her şey toz pembe ilerlemedi. Korktuğum şey, eninde sonunda başına geldiği ve sektörde tutunamadım. Medya sektörüne adım atmadan farklı bir kariyer yolunu tercih ettim. Mezun olduktan sonra sektörde hiç iş aramadım. Bu nedenle medya alanında bir kariyer sürecim de gelişmedi. Ekonomik kaygılar nedeniyle farklı bir sektöre yöneldim. Medya sektöründe ilk başladığımız işlerde para kazanmamız pek mümkün değil, piyasa berbat durumda. Bu yüzden mezuniyet sonrası kazanç odaklı bir yol seçtim. Şu an kargo sektöründe çalışıyorum. Maddi kaygılar, kariyer tercihimi doğrudan etkiledi.”
“Diploma yeterli değil, referanslar ve tecrübe öncelikli”
Gazetecilik mesleğine ilgisinin ortaokul yıllarında başladığını söyleyen İrem Tong, bu alanda profesyonel olarak çalışmak için lisans eğitiminin önemli olduğunu düşündüğünü, üniversite yıllarında sektörde iş bulmanın sadece eğitimle mümkün olmadığını fark ettiğini, iletişim fakültesinden mezun olanların sektörde destekleneceği ve iş fırsatları bulacağını düşündüğünü belirtip şunları anlattı:
“Ancak sektördeki imtiyaz sahiplerinin bile farklı alanlardan mezun olduğunu görünce beklentilerim düştü. Daha mezun olmadan, sektörde diplomanın değil, referans olacak isimlerin ve sömürülecek zaman diliminizin daha önemli olduğunu anladım. Yeni mezun gazetecilerin en büyük sorunlarından biri, iş bulma sürecinde karşılarına çıkan ‘en az iki yıl deneyim şartı’ oluyor. Bu şartlarla karşılaştıkça, aslında en büyük engelin lisans diploması olduğunu fark ettim. Sektörde birçok kapının, deneyimi olmayan yeni mezunlara kapalı olduğunu gördüm. Gazetecilik mesleğinde ilerlemenin yalnızca akademik eğitimle değil, sektörde tanınan isimlerden alınan referanslarla ve geniş bir çalışma temposuyla mümkün olabiliyor. Mesleğe adım atmak isteyenler, bu gerçekleri göz önünde bulundurmalı.”
Tong, mezunların iş arama sürecinde farklı alanlara yöneldiğini, bunun en büyük nedenlerinden birinin medya sektöründeki özlük hakları konusundaki belirsizliklerle, maddi ve manevi güvencelerin yetersiz kalmasına bağladı.