5

Türkiye’de boşanma oranı zirveye ulaştı

Boşanmalar geçen yıl, rekor kırdı. Uzmanlar, bu artışın ardında ekonomik kriz ile toplumsal dönüşüm ve bireyselleşme eğilimlerinin yattığını belirtiyor.

Melek Eliş

Son yıllarda ekonomik koşulların kötüleşmesi, çiftler arasındaki maddi gerilimi artırarak ilişkileri zorlaştırıyor. İşsizlik, geçim sıkıntısı ve borçlanma gibi faktörler, çiftlerde stres, kaygı ve güvensizlik duygularını körüklüyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2024 verilerine göre, boşanmalar rekor seviyeye ulaştı. Boşanan çiftlerin sayısı, 2023 yılında 173 bin 342 iken bu sayı 2024 yılında 187 bin 343 oldu. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı 2024 yılında binde 2,19 olarak gerçekleşti. Bu oran Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranı oldu.

Uzmanlara göre, maddi sıkıntılar nedeniyle çiftler suçlayıcı veya kaçınmacı iletişim biçimleri geliştirebiliyor, bu da ilişkilerde kopmalara yol açıyor.

Boşanma oranlarındaki artışın sebeplerini ve ekonomik zorlukların evlilikler üzerindeki etkilerini, Uzman Sosyal Psikolog Seray Kıvanç ve Avukat Sevil Aracı ile konuştuk.

“Bireyselleşmeye doğru bir kayış gözlemliyoruz”

Türkiye’de kolektivist bir toplum olmasına rağmen son yıllarda bireyselleşmenin arttığını ve bunun yalnızlaşmayı kolaylaştırdığını belirten Uzman Sosyal Psikolog Seray Kıvanç, “İlişkilerin kurulması ve sürdürülmesi eskisi gibi kolay değil; toplumsal olaylar ve artan kaygılar, insanları daha az çaba göstermeye itiyor. Boşanma, toplumda artık bir tabu olmaktan çıkıp, kötü giden evliliklerde çözüm olarak görülmeye başlandı” dedi.

Kadınların işgücüne katılımının artmasının, boşanmayı daha kolay hale getirdiğini, eekonomik kriz ve işsizlik oranlarının boşanmaları artırabileceğinin altını çizen Uzman Sosyal Psikolog Kıvanç, “Çiftlerin, birlikte takım olarak çalışarak ekonomik önceliklerini belirlemesi ve finansal okuryazarlık kazanmaları gerekiyor. Boşanmaların tek sorumlusu, ekonomik problemler değil, çiftlerin duygusal iletişimleri de önemli. Ekonomik sorunları aşabilmek için düşük gelirli ailelere kira yardımı, gıda yardımı ve işsizlik maaşı gibi maddi destekler sağlanabilir, kadınların ekonomik bağımsızlığını desteklemek için girişimcilik eğitimleri arttırılabilir. Boşanma sürecinde psikolojik destek ve çocuklar için uygun fiyatlı kreşler de çok önemli” diye konuştu. 

“İlişkinin temel dinamikleri zayıflayınca çiftler boşanmayı bir çözüm olarak görebiliyor”

Türkiye’deki ekonomik krizlerin evlilikler üzerinde büyük bir baskı yarattığına dikkat çeken Kıvanç, şu değerlendirmede bulundu:  

“2024 yılında boşanmaların rekor kırmasında, son yıllarda ekonomik krizin derinleşme ve bunun çiftler üzerinde baskılar oluşturması; pandeminin üzerinden zaman geçmiş olsa da psikolojik ve ekonomik etkilerinin hâlâ sürmesi gibi özel nedenleri sayabiliriz. Maddi sıkıntılar ne yazık ki ilişkilerdeki çatışmaların temel kaynaklarından biri. Kişilerin sürekli olarak örneğin faturaları nasıl ödeyeceklerini, temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını düşünmeleri, gerilimi artırıp iletişim problemlerine yol açabiliyor. Sağlıklı diyaloglar yerine suçlama, eleştiri veya çatışmadan kaçınma gibi olumsuz iletişim sergilemelerine yol açabiliyor bireylerin ilişkilerinde.

Bu maddi sıkıntılar, belirsizlik de doğuruyor. Dolayısıyla bireylerin psikolojik iyi oluşu da sarsılıyor bir şekilde. Stres altındayken tahammül düzeyi azalıyor, duygusal olarak içe kapanma artabiliyor. Kişi -özellikle toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda bunu erkeklerin daha sık sergileyeceklerini tahmin etmek yanlış olmaz- partnerinden destek almak yerine yalnız başına mücadele etmeyi tercih edebiliyor. Bu durumda da iki kişi arasındaki o duygusal bağ zayıflıyor. Umut da azalıyor tabii, ‘Bu şartlarda bu ailenin geçimi nasıl olur?’, ‘İleride daha büyük sıkıntılar yaşarsak ne olur?’ gibi sorulara cevap verilemiyor ve ilişki kalitesinde azalmayı da beraberinde getirebiliyor bu umutsuzluk.”

Uzman Sosyal Psikolog Seray Kıvanç

Sürekli geçim derdiyle uğraşmak en başta genel stres seviyesini artırdığına dikkat çeken Uzman Sosyal Psikolog Kıvanç, şunları söyledi:

“Bu stres, uzun vadede kronikleştiğinde ise çiftler iletişimde daha tahammülsüz hale geliyor. Bu tahammülsüzlükle daha sık tartışmaya eğilimlilik, duygularını sağlıklı şekilde ifade edememe, yanlış anlaşılmaların artması… Hepsi ilişkili. Bunun yanında kişi maddi anlamda sıkıntı yaşarken kendini ailesine veya partnerine karşı yetersiz hissedebiliyor, bu da doğal olarak kişinin özgüvenini sarsabiliyor. Hatta sadece kendine değil ilişkisine olan güveninde de azalmalardan bahsedebiliriz. Benzer şekilde kişi kendi hayatı üzerinde kontrol duygusunun azaldığını hissedebiliyor. Belki partnerini suçlama eğilimi artabiliyor, ‘Senin yüzünden bu haldeyiz’ gibi cümleler doğrudan dile getirilmese de davranışlarla hissettirilebiliyor. Bu tür çatışmalar bir süre sonra kaçınma davranışına dönüşebiliyor, iletişimde kopmalar vs. de derken ilişkinin temel dinamikleri zayıflayınca çiftler boşanmayı bir çözüm olarak görebiliyorlar. Ekonomik problemlerin sadece cüzdanları değil ilişkileri de etkilediğini söyleyebiliriz böyle bir döngüde.  

Ekonomik kriz dönemlerinde boşanma oranlarının yükselmesi genel olarak beklenen bir durum. Ancak her kriz döneminde dinamikler farklı işliyor. Bu nedenle kesin olarak böyle bir sonuca varmak yanlış olacaktır. Örneğin araştırmalar, 2001’deki kriz sırasında Türkiye’de boşanma oranlarının arttığını göstermekte. Fakat 2008’deki küresel krizde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde boşanmanın arttığını, bazı bölgelerinde ise azaldığını görüyoruz. Boşanma süreci de masraflı bir süreç sonuçta, çiftler zaten zorlanırken bir de boşanmanın ekonomik yüküyle uğraşmayı ertelemiş olabilir. 2024’teki artışı ise yalnızca ekonomik kriz ile açıklamanın eksik olabileceğini konuşmuştuk. Kadınların ekonomik özgürlüğe sahip olması, boşanmaya bakışın değişmesi, sürekli bir kriz hali ve belirsizlik de boşanma oranlarının artışındaki diğer faktörler olabilir.” 

“Kadınlar hâlâ ekonomik durumları nedeniyle boşanmaktan kaçınabiliyor”

Kadın ya da erkek, partnerlerden biri işini kaybettiğinde kendini yetersiz hissettiğini belirten Kıvanç, değerlendirmelerine şöyle devam etti: 

“Finansal olarak bir kayıp yaşandığında bu özgüvenini ve ilişkiye olan katkısını sorguluyor. Bu durum, erkekler üzerinde daha fazla baskı yaratabiliyor, evin geçiminden genellikle erkeğin sorumlu olduğunun düşünülmesi… Bu da başka bir gerilim. 

Kadınların ekonomik özgürlüğe sahip olması ve toplumsal cinsiyete dair farkındalıktan bahsettik fakat ne yazık ki hâlâ yeterli düzeyde değil. Kadınlar hâlâ ekonomik durumları nedeniyle boşanmaktan kaçınabiliyor günümüzde. Kadınların iş gücüne katılım oranı erkeklere kıyasla daha düşük olduğu için, kriz dönemlerinde işsiz kalma riskleri de daha yüksek olabiliyor. Bazı kadınlar evliyken çalışmayı sürdürmediği için boşansa nasıl iş bulacağı konusunda endişelenebiliyor, bu da önemli bir engel. Genellikle boşanma sonrası çocuk bakımını anne üstlendiği için yine geçim sıkıntısı kadının endişelenmesine neden olabiliyor. Ama belki bunun tersinden de söz edebiliriz: Ekonomik özgürlüğü olan bir kadın ekonomik zorlanmalar nedeniyle zaten iyi gitmediğini düşündüğü ilişkisini bitirmek konusunda daha kararlı da olabiliyor. Kendi başına geçimini sağlamak, çalışıyorsa ve işine devam etmekle ilgili bir kaygısı yoksa, bu süreci hızlandırabiliyor. 

Erkekler açısından da toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği ailenin geçimini sağlama, ekonomik olarak güçlü olma beklentileri var. Bunlar boşanmayı kolaylaştırıcı etki yapabilir belki, kişi strese dayanamayınca… Bunun yanında boşanma sonrası nafaka yükümlülüğü ve mal paylaşımı gibi maddi konular bir baskı unsuru olabilir. Bu nedenle ekonomik olarak zor durumda olan erkekler de boşanmayı erteleyebilir belki.

Evet, ekonomik kriz dönemlerinde aile içi şiddet ve psikolojik baskının arttığına dair birçok gözlem ve araştırma bulunuyor. Maddi gücünü kaybeden bazı erkekler, otoritelerini sürdürmek için kontrolcü ve baskıcı davranışlar sergileyebiliyor. Psikolojik şiddet (küçümseme, manipülasyon, ekonomik baskı gibi) ve fiziksel şiddet, bu süreçte artabiliyor. Ekonomik olarak bağımsız olmayan kadınlar, kriz dönemlerinde şiddet gördüklerinde dahi ayrılmayı göze alamayabiliyorlar. Barınma, nafaka ve çocuk bakımına dair belirsizlikler nedeniyle şiddet içeren ilişkiler devam edebiliyor. Ayrıca sadece fiziksel ve psikolojik değil; partnerinin harcamalarını kısıtlama, finansal kararlar üzerinde baskı kurma gibi ekonomik şiddet türlerinin de arttığını görüyoruz.”

Devlet, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının her birine çözüm yollarına yönelik görev düştüğünü belirten uzman sosyal psikolog Kıvanç, şu önerileri yaparak sözlerini bitirdi:

“Boşanma sonrası kadına sosyal güvence, nafaka ve çocuk destek ödemelerinin güçlendirilmesi önemli bir konu. Her biri kapsamlı ve iyi planlanmış süreçler gerektiriyor, ancak bu alanda çalışılmalı. Elbette terapi desteği öncelikli tavsiyem; ancak bu destek, uygun ücretli veya ücretsiz hale gelmedikçe herkese ulaşılabilir olmayabilir. Kimi belediyeler ve sivil toplum kuruluşları, bünyelerinde çalışan terapistlerle böyle bir destek sunabiliyor. Bu konuda araştırma yapmalarını öneririm. Sosyal destek alabilecekleri gruplara katılmak da bir seçenek olabilir. Eğer çocuk varsa, onun bakımı en öncelikli meselemizdir. Burada bakımdan kasıt, yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması ya da bir evde bulunması değildir. Bu nedenle, boşanmak üzere olan çiftlere, çocuklarının annesi ve babası olduklarını unutmamaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Karı-kocalık bitse de ebeveynlik, ömür boyu sürecek bir sorumluluktur ve çocuk için iş birliği yapmak gerekebilir. Boşanmaya giden yol sancılıdır, boşanmanın kendisi de öyledir. İmkanlar dahilindeyse hukuki destek almak, psikolojik açıdan daha sağlıklı bir ilerleyişi kolaylaştırabilir.”

“Kadınlar, boşanma sürecinde ekonomik açıdan büyük zorluklar yaşıyor”

Avukat Sevil Aracı

Avukat Sevil Aracı ise boşanma oranlarındaki artışın önemli sebeplerinden birinin ekonomik yetersizlikler olduğunu altını çizerek şu açıklamayı yaptı:

“Ekonomik olarak geçim sıkıntısı çeken ailelerde gerilim ve tartışmaların kaçınılmaz hale geliyor. Bu durumun çiftlerin ilişkilerini ve aile içindeki huzuru olumsuz etkileyerek boşanma oranlarını artırdığını söyleyebiliriz. Özellikle kadınların boşanma sürecinde ekonomik açıdan büyük zorluklar yaşıyor. Toplumda nafakanın yüksek olduğu ve ömür boyu erkeğin kadına nafaka ödemesi gerektiği gibi bir algı oluşsa da gerçekte durum böyle değil. Kayıt dışı çalışma ve düşük ücretlerle çalışan kadınların nafakadan yeterli faydayı sağlayamıyor. Boşanma davalarının uzun sürmesi nedeniyle kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları, iş ve meslek edinmeleri de oldukça güçleşiyor.”

Velayet konusuna da değinen Aracı, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Küçük çocukların bakımında annenin rolünün genellikle göz önünde bulundurulduğunu, bu nedenle küçük yaştaki çocukların velayetinin anneye verilmesinin tercih ediliyor. Tarafların ekonomik durumundan ziyade, çocuğun alışkın olduğu düzenin sürdürülmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanması ön planda tutuluyor.

Kadınların adalete erişimde karşılaştıkları engellerin başında ekonomik zorluklar ve bilinçsizlik geldiğini söyleyebiliriz. Baroların bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Şiddet mağduru ve ekonomik durumu yetersiz olan kadınlar için adli yardım müessesesinin hayata geçirilmeye çalışılıyor ve baroların sınırlı kaynaklarla bu kadınlara yardımcı olmaya çalışıyor. Ayrıca, gönüllü hukukçular aracılığıyla bilgilendirme ve dava takibi gibi destekler sunuyoruz.”

Kapak Görseli:  Depo Photos – Cumhur Yetmez