
BOZCAADA’NIN KAYBOLAN DEĞERLERİ… BÖLÜM-2: BAĞCILIK
Bağları ve üzümleriyle meşhur Bozcaada günümüzde, bağcılığı ve adada nam salmış Çavuş üzümü eski şaşalı günlerinden çok uzakta…
Adada turizm gittikçe artar; her geçen yıl, daha fazla ziyaretçi adaya gelir, gider… Bağlarda, bağ evi görünümlü pansiyonlar, oteller, moteller birer birer türer. Bağ arazileri peşi sıra imara açılır, adanın bir kısım bağcı aileleri, turizme de atılır. Bağların eksilen kazancını turizmle denkleştirmeye çalışırlar. Zamanla, kimisi bağcılıktan kopar, kimisi bağlarını turizm geliriyle ayakta tutar. Böyle böyle adanın o meşhur “Çavuş üzümü”nün üretimi azalır ve her zamankinden daha çok korunmaya ihtiyaç duyar.
Üzüm, elbette sadece sofralık ve şaraplık olarak tüketilmez… Sirkesi, reçeli, kurusu, koruk suyu gibi bağcılara yeni pazar alanları sunabilecek bir sürü hali var üzümün… Ve Bozcaada’da hali hazırda bunları üreten ufak üretimhanelerin hem adaya, hem de bağcılığa olan olumlu katkısı dikkate değer…
Geçmişi binlerce yıl önceye dayanan bağcılığı, bugün adada sürdüren genç bağcıların sayısı da oldukça az. 2000’ler, adada yeni arayışlara kapı aralasa da bir elin parmaklarını geçmeyen genç bağcılar, bugün ata mirası bağcılığı yaşatmakta zorlanıyor… Ekonomik şartlar, aşırı turizm faaliyetleri ada gençlerini, bağlardan uzaklaştırıyor. Genç bağcılar ve artık bağlardan elini eteğini çekmek üzere olanlar, özellikle son yıllarda adada artan aşırı turizm faaliyetlerinin bağcılığı olumsuz etkilediğini dile getiriyorlar…
Seyyahların yolunu değiştirmesine sebep olan, kendine has iklimi sayesinde leziz üzümlerin yetiştiği ve yüzlerce, binlerce bağcının yuvası Bozcaada’da bağcılık, gitgide azalıyor. Hem resmi kurum verileri bunu doğruluyor, hem de gören gözler, bağların ada topraklarından yavaş yavaş silindiğini gösteriyor. Bundan 50 yıl önce, onlarca bağcının olduğu bu kara parçasında, bağa gönül veren genç sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Günlük ve tüketime odaklı turizm, ada yaşamını birçok alanda kısıtlarken, bağcılık da ne yazık ki bundan nasibini alıyor. Bugün ada bağcılığına hâlâ umutla yaklaşanlar var. Ve sayelerinde, son salkım yok olana dek o umut var olmaya devam edecek…
Üzüm, elbette sadece sofralık ve şaraplık olarak tüketilmez… Sirkesi, reçeli, kurusu, koruk suyu gibi bağcılara yeni pazar alanları sunabilecek bir sürü hali var üzümün… Ve Bozcaada’da hali hazırda bunları üreten ufak üretimhanelerin hem adaya, hem de bağcılığa olan olumlu katkısı dikkate değer…
Geçmişi binlerce yıl önceye dayanan bağcılığı, bugün adada sürdüren genç bağcıların sayısı da oldukça az. 2000’ler, adada yeni arayışlara kapı aralasa da bir elin parmaklarını geçmeyen genç bağcılar, bugün ata mirası bağcılığı yaşatmakta zorlanıyor… Ekonomik şartlar, aşırı turizm faaliyetleri ada gençlerini, bağlardan uzaklaştırıyor. Genç bağcılar ve artık bağlardan elini eteğini çekmek üzere olanlar, özellikle son yıllarda adada artan aşırı turizm faaliyetlerinin bağcılığı olumsuz etkilediğini dile getiriyorlar…
Seyyahların yolunu değiştirmesine sebep olan, kendine has iklimi sayesinde leziz üzümlerin yetiştiği ve yüzlerce, binlerce bağcının yuvası Bozcaada’da bağcılık, gitgide azalıyor. Hem resmi kurum verileri bunu doğruluyor, hem de gören gözler, bağların ada topraklarından yavaş yavaş silindiğini gösteriyor. Bundan 50 yıl önce, onlarca bağcının olduğu bu kara parçasında, bağa gönül veren genç sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Günlük ve tüketime odaklı turizm, ada yaşamını birçok alanda kısıtlarken, bağcılık da ne yazık ki bundan nasibini alıyor. Bugün ada bağcılığına hâlâ umutla yaklaşanlar var. Ve sayelerinde, son salkım yok olana dek o umut var olmaya devam edecek…

