
Bitlis Mutki ve Güroymak ilçelerine bağlı Kavakbaşı ve Günkırı beldelerinde yaşayan kadınlar, çamurdan yaptıkları çanak, çömlek ve tandırlarla, hem evlerinin geçimine yardım ediyor hem de çamuru adeta sanata dönüştürüyor.
Hakan Okay / Bitlis
El sanatları bakımından zengin bir ilimiz olan Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Kavakbaşı ve Güroymak ilçesine bağlı Günkırı beldelerinde uzun yıllardan beridir ilkel yöntemlerle çömlekçilik yapılıyor. Yöre kadınlarının hünerli ellerinde şekillenen ç
amur, birbirinden değerli ürünlere dönüşüyor. İlk başlarda kadınlar tarafından kendi evlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için çamurdan yapılan mutfak araç gereçleri, rağbet görünce ticari bir hal aldı. Çok zor şartlarda toprağı çıkarıp çamur haline getiren belde kadınlarının yaptıkları çanak, çömlek, tandır, vazo, sürahi ve süs eşyaları gibi el emeği göz nuru malzemeler, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu illeri olmak üzere Türkiye’nin birçok yerine gönderiliyor. Yöredeki kadınlar arasında, anneden kıza geçen bir sanat olarak bilinen çanak ve çömlek yapımıyla yöre kadınları aile ekonomisine katkı sağlıyor. Sabahın erken saatlerinde köye yaklaşık bir kilometre uzaklıkta bulunan alana giderek toprak getiren köylüler, sarı kum dedikleri özel bir kumlar yoğurdukları çamurdan birçok ürün elde diyorlar. Güveç kabı, küp, tandır, vazo, sürahi gibi birçok ürünü üreten kadınlar, bu şekilde aile ekonomilerine de katkı sunuyor. Kavakbaşı’nda çoğunlukla çanak ve çömlek, Günkırı’nda ise çoğunlukla tandır yapılıyor.
“Üreticilerin geçimlerini sadece bu sanatla sürdürmeleri olanaksız”

Kentteki kadınların elinde şekillenen çanak ve çömlekçilik sanatıyla ilgili bölgede uzun yıllar araştırmalar yapan Afyon Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Sultan Sökmen, plastik ürünlerin yaygınlaşmasıyla birlikte birçok toprak kap kacağın fonksiyonelliğini kaybettiğinin altını çizdi.
Çömlekçilik sanatının devam ettirilebilmesi için üreticilerin pazarlama olanaklarının genişletilmesi ve üreticilerin yurtdışı gibi büyük pazarlara açılması konusunda destek sağlanması gerektiğine dikkat çeken Dr. Sökmen şu değerlendirmede bulundu:
“Anadolu’da gerek ilkel gerekse gelişmiş yöntemlerle olsun çömlekçilik büyük bir ustalıkla varlığını sürdürmektedir. Yapılan çalışmalardan anlaşılacağı üzere çömlekçilik sanatında Anadolu’da kullanılan ve uygulanan yedi çeşit tezgâh, dört çeşit pişirim ve dört çeşit de astar ve sırlama türü olduğu görülmektedir. Bir formun yapılışından kullanıma hazır hale gelinceye kadar geçen süre yaklaşık 10 gündür. Bu sürenin ilk bir günü yapılışı, bir haftası kuruması, bir veya iki günü de pişirimi içindir. Çömlekçiliğin oldukça zor ve yorucu olmasının yanında üretilen ürünlerin düşük fiyatlarla alıcı bulması nedeniyle bu el sanatıyla uğraşanların sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Piyasanın dar ve ürünlerin değerinde alıncı bulamaması nedeniyle üreticilerin geçimlerini sadece bu sanatla sürdürmeleri olanaksız görülmektedir. Her ne olursa üretilen ürünün bir getirisi olmadıktan sonra o ürünün üretimi durmaya mahkûm olacaktır. Çömlekçilik sanatının devam ettirilebilmesi için üreticilerin pazarlama olanaklarının genişletilmesi ve üreticilerin yurtdışı gibi büyük pazarlara açılması konusunda destek sağlanması gerekmektedir. Eskiden insanlar ihtiyaçlar doğrultusunda evlerinde kullanacakları kap kacakları killi topraktan üretirlerdi. Ancak teknolojinin gelişmesi ve plastik kapların yaygınlaşmasıyla birlikte topraktan üretilen kapların fonksiyonelliği kalmamıştır. Durum böyle olunca da insanlar kullanımı, erişimi ve maliyeti daha düşük olan plastik kaplara yönelmişlerdir. Her ne kadar plastik kap kacakların kullanıma sunulmasıyla birlikte çömlekçilik gerilese de, tamamen ortadan kalkmamıştır. Plastik kapların koku yapması ve yiyecekler açısından yeterince sağlıklı olmaması nedeniyle günümüzde az da olsa toprak eşyaya dönüşler görülebilmektedir.”
Kap, yayık, küpler, sürahi ve vazolar…

Beldede asırlardır devam eden geleneği çocukluğundan başlayarak yaklaşık 40 yıldır sürdüren 55 yaşındaki Suhiye Özbay, çamurdan yaptığı ürünlerle aile ekonomisine katkı sunduğunu, kendisi gibi birçok kadının aynı şekilde çamurdan ürünler ürettiğini anlatarak şunları söyledi:
“Çocukluğumdan beri bu işi severek yapıyorum. Burada birçok kadın işi annesinden öğrenerek başlıyor. Bu işi, önce kendi ev ihtiyaçlarımız için yapıyorduk. Şimdide satmak için yapıyoruz. Güveç için kap, ayran için yayık, değişik ihtiyaçlar için küpler yapıyoruz. Sürahi ve çeşitli vazolar yapıyoruz. Yaptıklarımızı sipariş verenler gelip alıyor. Elimizde kalmıyor. Bölgemizde bulunan kırmızı toprağı gidip getiriyoruz. Daha sonra özel bir kumla karıştırıyoruz. Daha sonra suyla yoğrulan hamur kıvama geliyor. Ardından sabahın erken saatinde başlayıp öğlene kadar çamura çeşitli şekiller vererek ürünlere çeviriyoruz. Yaptığımız ürünleri dışarıda bekletiyoruz. Kuruması gerçekleştikten sonra odun parçaları ile yaktığımız tandırlarımızda yüksek ısı ile yakıyoruz. Bundaki amaç, ürünlerimizin yüksek ısı gördüğünde kırılmasının önüne geçmektir. Son aşama olarak kırmızı çamurdan yaptığımız bir tür boya ile boyayıp satışa hazır hale getiriyoruz. Ürünlerin hazır hale gelmesi bazen 1 gün bazen ise 10 gün sürebiliyor.”
Hem üretim hem de verimli vakit geçirme…
Ürettikleri ürünleri Doğu ve Güneydoğu illeri olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanına gönderdiklerini belirten iki çocuk annesi Zeliha Tarlan ise şöyle konuştu:
“Son yıllarda bu yaptığımız ürünlere rağbet azalsa da üretimlerimiz devam ediyor. Sağlık açısından çok tercih ediliyor. Bu kaplarda pişen yemekler çok daha lezzetli oluyor. Yaptığımız ürünler özellik ve ebatlarına göre 200 liradan başlayıp 2 bin liraya kadar çıkıyor. Bu mesleği kız çocuklarımız anneleriyle beraber öğreniyor. Beldede yaşayan her kadın, bu sanatı çok küçük yaşta öğrenir. Bu sanat, anneler tarafından kız çocuklarına öğretilerek yaşıyor. Bizlerde hem sanat yapıyoruz hem de elde ettiğimiz gelirle aile bütçemize katkı sağlamaya çalışıyoruz. Bu şekilde hem üretiyoruz hem de vaktimizi daha verimli geçirmeye çalışıyoruz.”