5

Foto muhabirliğinin değişen doğası

Her geçen gün daha zor koşullarda yapılan foto muhabirliği, Türkiye’de giderek daha az ilgi gören bir meslek haline geliyor. 

Delal Meltem Demir

Son yıllarda hem sokakta çalışan gazetecilere yönelik baskılar hem de bilgi kirliliği artarken, doğrulanabilir görsel bilgiye ulaşmak da giderek zorlaşıyor. Gazeteciliğin hem en görünür hem de en çok hedef alınan alanlarından biri olan foto muhabirliği, her geçen gün daha zor koşullarda yapılıyor. Polis müdahaleleri, keyfi gözaltılar, darp, dijital sansür ve hedef gösterilme; artık birer istisna değil, günlük deneyim haline gelmiş durumda. Özellikle sosyal medyanın haberleşmede başat rol üstlendiği günümüzde, görsel belgeler daha da büyük bir politik anlam taşıyor. Fotoğraf, artık yalnızca bir tanıklık değil, aynı zamanda iktidar tarafından kontrol edilmek istenen bir hafıza aracı.

Türkiye’de özellikle sokakta görev yapan foto muhabirleri, sadece haber peşinde koşmuyor; aynı zamanda şiddetin, sansürün ve sistematik baskıların tanıklığını da üstleniyor. Geçtiğimiz aylarda Saraçhane’deki eylemlerde birçok foto muhabiri darp edildi, ekipmanlarına el konuldu ve bazıları görüntü aldıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. 

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel ile Gazeteci ve foto muhabiri Hayri Tunç, mesleğin değişen doğasını ve karşılaştıkları engelleri anlattı.

“Yapay zekânın etkisiyle sahte görüntülerin dolaşıma sokulması daha da kolaylaştı”

Foto muhabirliğinin dünyayla paralel bir gelişim gösterdiğini ancak Türkiye’deki foto muhabirlerin, çalıştıkları kurumların önüne geçtiğini belirten Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel, özellikle yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte, sosyal medyada paylaşılan sahte görüntülerin ayırt edilmesinin güçleştiğine dikkat çekti. Bu durum foto muhabirlerinin kimliğini her zamankinden daha önemli hale getirdiğini vurgulayan Özel, şu değerlendirmeyi yaptı:

Rıza Özel

“Bugün Türkiye’de foto muhabirleri dünyadaki birçok önemli işe imza atıyor, dünyanın pek çok önemli organizasyonlarından ödüller alıyorlar. Ama maalesef gazeteler, ajanslar bu dönüşüme ayak uydurmakta yetersiz kaldılar diyebiliriz. Dünyada da benzer durumlar var, sadece Türkiye’de değil bu durum. Ama maalesef, Türkiye’de kaynak sorgulama kültürü çok daha zayıf. İnsanlar sosyal medyada gördüklerine sorgulamadan inanır hale geldi.

Yapay zekâ teknolojilerinin etkisiyle birlikte sahte görüntülerin dolaşıma sokulması daha da kolaylaştı. Bu noktada güvenilir gazeteci ve foto muhabirlerinin önemi arttı. Bir örnek olarak Saraçhane protestolarında Pikachu kostümlü kişinin sosyal medyada yaygın şekilde kullanılan sahte görüntüsünü gösterebiliriz. Biliyorsunuz polislerden kaçan Pikachu’nun videosu vardı. Ama üzerine üretilmiş bir sürü yapay zekâ fotoğrafı sosyal medyada dolaşıma sokuldu. İnsanlar gerçek mi değil mi, ayırt edemiyor. O yüzden artık fotoğrafın içeriğinden ziyade, o fotoğrafı çeken kişinin kimliği, güvenilirliği de önem kazanıyor.”

Saraçhane eylemlerini takip edip fotoğraf çektikleri için gözaltına alınan gazeteciler için Türkiye Foto Muhabirleri Derneği olarak aktif şekilde mücadele ettiklerine değinen Özel, bu tür durumlara sessiz kalmamalarının nedenini şöyle açıkladı:

“Bizim arkadaşlarımızın orada yaşadıkları asıl sorun şu: Hukuksuz bir şekilde, yaptıkları işten kaynaklı gözaltına alınmaları. Başka bir şey olsa bu kadar tepki uyandırmayabilir. Ama siz gazeteci olarak bir toplumsal olayda fotoğraf çektiğiniz, haber yaptığınız için bir gün sonra sabah saat 5’te ev baskınıyla gözaltına alınıyorsanız bu doğal bir süreç değildir. Bizim ve meslek örgütlerinin tepkisi de bunaydı.

Derneğimiz yalnızca organizasyonlar düzenleyen bir yapı değildir. Mesleki haklar için de görünmeyen birçok mücadele yürütüyoruz. ‘Basın Fotoğrafları Yarışması’, fotoğraf organizasyonları yapıyoruz, sergiler, kültürel etkinlikler yapıyoruz. Ama yaptığımız işin bir de görünmeyen kısmı var. Basın kartları, gözaltılar, meslek onuru için verdiğimiz mücadele iğneyle kuyu kazmak gibi.”

“Haberciliğin kendisi, artık başlı başına bir risk”

Foto muhabirliğin temelinde, yaşanan olayları yorum katmadan, tüm çıplaklığıyla göstermek yer alıyor. Ancak bu, Türkiye gibi ülkelerde mesleği daha da tehlikeli hale getiriyor. 

Gazeteci ve foto muhabiri Hayri Tunç, “Foto-muhabirlik kendine özgü kuralları olan, fotoğrafçılıktan ayrışan bir meslek. Sokaklarda olmak, sokağın canlılığını, her saniye değişen şeklini, farklılaşan ruh halini görmek zaman içinde sizin de belli bir değişim içerisine girmenizi sağlıyor” dedi.

Hayri Tunç

Bu tanıklığın hem fiziksel hem de duygusal olarak yıpratıcı olduğunun altını çizen, foto muhabirliğinin Türkiye’de giderek daha az ilgi gören bir meslek haline geldiğine işaret eden Tunç, “Yangında ya da depremde insanların acılarına tanıklık ederken, bir yandan da o acının duyurulmasının da önemini bildiğiniz için olayı yaşayanlar gibi hissetmiyorsunuz. Acının hem içindesiniz hem de dışından bakmak zorundasınız; çünkü onu görünür kılmakla yükümlüsünüz. Bunun nedeni yalnızca ekonomik zorluklar değil; mesleğin taşıdığı ciddi riskler de birçok kişiyi bu alandan uzaklaştırıyor” diye konuştu. 

Özellikle hak temelli habercilik yapanlar için tehlikenin her geçen gün büyüdüğüne işaret eden Tunç, şunları söyledi:

“Haberciliğin kendisi, artık başlı başına bir risk teşkil ediyor. İnsanlar bize ‘Habere giderken dikkatli olun’ demeye başladı. Bu durumu normalleştirmeden yaşamak zorundayız. Yalnızca haber çekmek değil, olay yerinde bulunma dahi tehlike arz ediyor.

Sokak eylemlerinde yaşanan işkenceleri gizlemeden belgelemek, depremde ailesini kaybeden bir insanın acısını, yaşanan haksızlıkları ya da bunun yanında yaşanan direniş ya da dayanışmayı çıplak bir şekilde görünür kılmak; tüm bunlar gücü elinde tutanların istemeyeceği gerçeklerdir.

Foto muhabirleri, gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya çalıştığı için hedef haline geliyor. Foto muhabirinin görevi, yaşanılan ne varsa tüm çıplaklığıyla ortaya koymak. Bunu yaptığınız zaman, gücü elinde tutan kim varsa onun hedefi haline gelirsiniz. Çektiğimiz haber fotoğrafları, o anı ve yaşanılanları gösteriyor. Üzerinde bir oynama yapılmadan, ‘Burada bunlar yaşandı’ diyor aslında. İktidar medyasının yok dediği ne varsa (işkence, dayak, direniş, dayanışma) o karelerde görünüyordu. Ondan dolayı hedef olarak seçilmemiz bana çok normal geliyor bana.

Ancak fotoğrafın bu güçlü etkisi, onun kalıcı bir hafıza aracına dönüşmesini garanti etmiyor. Görsel hafızanın kalıcılaşması, sadece teknolojik değil, kültürel ve bireysel çaba gerektiriyor. Arşiv kültürü, Türkiye’de genel anlamıyla sorunlu bir durum. Fotoğraflar genellikle sosyal medyada paylaşmak için çekiliyor, sonra yer kaplamasın diye siliniyor. Sonra da ülke gündemi içerisinde o fotoğraflar, o anlar gerilere doğru itilip duruyor. Bana göre bunun en büyük nedeni, geçmişe yönelik bir tarih okumasına alışmamış olmamız. Hafızanızı yitirirseniz, geleceğinizi de yitirirsiniz. Kalıcı hale gelmesi için önce bireysel, sonra toplumsal hafızanın oluşmasını sağlayacak bir kurumsallaşmaya, bir plan program halinde arşiv çalışmalarının önemine dikkat etmek gerek. O olmazsa gerisi laf-ü güzaf olur.”

“Fotoğrafın kendisi ideolojiktir; çekenin bakış açısına göre şekillenir”

Tarafsızlık tartışmalarına da değinen Tunç, tarafsızlık iddiasını şöyle eleştirdi:

“Hayatın kendisi ideolojikken, bir mesleğin tarafsız olması mümkün değil. Attığınız adım, kullandığınız sözcük, aldığınız sigara, hatta sevgilinize hitabınız bile ideolojik ve belli bir taraftan duruşu ifade ediyorken gazeteciliğin tarafsız olması çok saçma. Gazeteciler tarafsız değildir. Fotoğrafın kendisi ideolojiktir; çekenin bakış açısına göre şekillenir. Aynı eylemi, polisin arkasından çektiğinizde eylemciler, ‘saldırgan’ görünür, eylemcinin gözünden çektiğinizde ise bambaşka bir tablo çıkar. Ondan dolayıdır ki fotoğraf çeken kişinin ideolojik duruşuna göre değişkenlik gösterir.  Sorun şudur, tanık olduğunuz olaylara nereden bakacaksınız, hangi çerçeveyi kendinize seçeceksiniz?

İstanbul’da yaşanan deprem sonrası yurttaşlar Gezi Parkı’nda çadır kurmak istedi, polis engelledi. Eğer polisin yanında durursanız, ‘Turistik mekân burası, hem can kaybı da olmadı ne çadırı’ der, ona göre çekim yaparsınız. Ama yurttaşların yanında durduğunuzda da ‘Deprem olmuş, evlerimiz güvenli değil’ diye düşünüp, ona göre bakarsınız. Bakış açınız hangi tarafta olduğunuzu gösterir.”