
Köyde büyüyüp “Depremzede köy çocukları unutulmasın diye şimdi Afrika’da koşuyorum” diyen ilk kadın ultra maraton koşucumuz emekli öğretmen Duran, 6 Şubat depremlerinde etkilenen çocuklar için bayram sonrası Tanzanya’da koşacak. Duran, fark yaratan kadın sporcunun toplumda rol model olacağının altını çiziyor.
Melek Çelik
Türkiye’nin ilk kadın ultra maraton koşucularından Bakiye Duran’ın yaşamı, sadece uzun mesafelerle değil, uzun soluklu bir mücadelenin adımlarıyla örülü. Kısa mesafeli yarışların kalabalığında görünmez kalan Duran, dikkatleri ancak ultra çöl yarışları, dağ maratonları, bisiklet, kano ve orienteering gibi zorlu disiplinlerdeki başarılarıyla çekebildi. Uluslararası dereceler aldı, dünya şampiyonalarında Türkiye’yi temsil etti. Hakkında belgeseller yapıldı, medyada ses getiren haberler çıktı. Duran için koşulan mesafe ya da dağların yüksekliği artık zorluk değil. Onun asıl derdi, görünmeyen engeller. Ulaşılması güç dağ köylerindeki çocuklar, eğitim hayali kuran ama tarlada çalışan minikler.
Ultra maraton koşucusu ve emekli öğretmen Duran, 6 Şubat depremlerinde etkilenen çocuklar için bayram sonrası Tanzanya’da katılacağı yarış için yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da hazır.
Tanzanya’daki yarış, Klimanjaro Dağı’nın giriş kapısından başlayacak. Takımlar zirveye çıkacak, dağın eteklerinden geçerek kabile köyleri içinden geçip başladıkları noktaya dönecek. Bu zorlu parkur, 5 ila 6 gün sürecek. Eksi 8 dereceye varan soğuk, kar yağışı ve yüksek irtifa gibi risklere işaret eden Duran, “Zorlu doğa koşularını tercih etmemizin sebebi dikkat çekmek. Asıl amacımız çocukların eğitimine katkı sağlamak. Her çocuk üniversiteyi bitirmeli, meslek sahibi olmalı. Özellikle kız çocukları kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeli. Güçlü olmalı” diyor.

Kız çocukları okuyup meslek sahibi olmalı
Köyde doğup büyüyen, köyde yaşayarak üniversite okuyan, 1979 yılından beri öğretmenlik yapan Duran, özellikle kız çocuklarının okuyup meslek sahibi olması ve sporla ilgilenmesine ilişkin şunları söylüyor:
“Çevremdeki köylerde yaşayan kız çocukları okumadılar, küçük yaşta evlendiler. Kız çocuklarının eşine muhtaç olarak hayatını sürdürmesi bana hep çok yanlış geldi. Küçük yaşta evlendirilen yaşıtlarımı izleyerek adalet duygusuyla tanıştım. Köylerdeki kız çocuklarının okuması ve meslek sahibi olması için yıllarca bireysel çaba gösterdim.
Antrenmanlarımı özellikle köy yollarında yaptım. Büyüdüm ve hayallerim de büyüdü. Sesimi daha çok duyurabilmek için en zor ve en uzun yarışları koşmaya başladım. Mücadelem zamanla, sınıf duvarlarını, köy yollarını ve ülke sınırlarını aştı.”
6 Şubat 2023 depremi sonrasında bölgedeki pek çok köyde, çocukların eğitime erişiminin çok zor olduğunun altını çizen Duran, çözüm için sporun gücünü kullanmaya karar verdiklerini şöyle anlatıyor:
“Ben ve ekip arkadaşım Bilal Gül, deprem sonrası Adıyaman, Malatya ve Maraş’taki köylere giderek yardım çalışmalarına katıldık. Ailelerle bire bir görüştüm. Kaç çocuk var, okula gidebiliyorlar mı tek tek sordum. Konteyner kurarken köy çocukları hep yanımızdaydı. Yaşlılar, kadınlar, çocuklar hep birlikteydik. Koştuk, oyunlar oynadık, bisiklet sürdük. Toprağın altından çıkarılan iki kız kardeş vardı. Onlara ne istersiniz dedim, biri sadece saç tokası istedi. Onları hiç unutamadım. Defalarca ziyaretlerine gittim. Eğitim desteği, giysi, bisiklet götürdük. Depremzede köy çocukları, artık sadece bu ülkenin değil, insanlığın sorunudur.
Bu yarışmaya katılmaya o köylerde, o çocukların gözlerinde kararı verdim. Depremzede köy çocukları unutulmasın diye şimdi Afrika kıtasının en yüksek zirvesi Klimanjaro Dağı’nda koşacağım. Bu bölge doğasıyla, zorluklarıyla ve tehlikeleriyle biliniyor. Amaç sadece zirve değil; sesimizi, projemizi ve çocukların ihtiyaçlarını daha çok kişiye duyurmak.
Bu yarışta yer alan ekipler, bireysel yardım ve bağış kabul etmiyor. Amaç, dikkat çekerek ihtiyaç sahipleriyle potansiyel destekçileri buluşturmak. Bizim görevimiz koşarak projemizi ilgililere duyurmak. Yardım çağrısı yapmıyoruz. Yarışın kuralı gereği bağış toplayamıyoruz. Ama köy köy gezip çocukları ve okulları tespit ediyor, rapor hazırlıyoruz. Bu raporlarla kurumları harekete geçmeye çağırıyoruz.”
Duran için spor sadece bir disiplin değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi. Koşmak onun için ruhsal bir yolculuk. Duran, “Çocuklar sporla hayata hazırlanıyor. Bu yüzden spora erişim, eğitim kadar kıymetli. Her çocuk zaten oynar, koşar, zıplar. Spor da bir oyundur. Kuralları öğretir, zamanı kullanmayı öğretir, iş birliğini öğretir. Spor yapan çocuk sosyal iletişim kurar, sorumluluk alır, rol model olur” diye konuşuyor.
Toplumsal sorunlara çözüm sunan projeleri olan sporcular seçiliyor
Dünya genelinde her yıl binlerce spor organizasyonu düzenlendiğini ancak kalabalık yarışlarda fark edilmek neredeyse imkânsız olduğuna dikkat çeken Duran, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Son yıllarda dikkat çekmek isteyen sporcular için farklı bir yol açıldı. Sosyal sorumluluk odaklı, proje temelli yarışlar oluyor. Birkaç yıldır dünyada yeni bir akım oluştu. Organizasyon ekipleri, toplumsal sorunlara çözüm sunan projeleri olan sporcuları seçiyor. Bu yarışlar genelde çok zorlu coğrafyalarda yapılıyor; kızgın çöllerde, vahşi dağlarda, buzlu göllerde… Bu tür yarışlar halka açık değil. Butik bir yapı içinde düzenleniyor, yalnızca özel olarak davet edilen sınırlı sayıda (genellikle 40 ila 60) iki kişilik ekipler katılabiliyor. Yarıştan önce her ekip projesini sunuyor. Etki gücü yüksek projeler, yarış sırasında ve sonrasında çeşitli kurum ve sponsorlardan destek bulabiliyor.
Yarış parkurlarının zorlukları bize hiç etki etmez. Asıl zorluk, ‘Orada bir köy var uzakta’ cümlesindeki gibi. O köyde tarlada çalışan bir Gülsüm vardı. Fatma vardı, keçi güdüyordu. Bana ‘mühendis olmak istiyorum’ dedi. ‘Çok çalışmam gerek, çok’ demişti. Ben de çok çalışıyorum. Onlar okusun diye.”
“Fark yaratan kadın sporcu toplumda rol model olur”
Sosyal sorumluluk yarışlarında başarı, sadece fiziksel dayanıklılıkla değil, güçlü ve güven veren bir projeyle mümkün olduğunu vurgulayan Duran, bu yarışlara katılmanın zorluğuna işaret edip sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Koşmak işin en kolay bölümü. Zor olan projeyi doğru seçmek, davet almak ve yarışa katılımın tüm maddi koşullarını sağlayabilmek. Ulaşım, konaklama, teknik ekipman, katılım ücretleri… Bunların hepsi zamanında, güvenilir şekilde planlanmalı. Güvenilir ve şeffaf olmalısınız.
Ultra maraton, benim için ultra bir hayat demek. Ultra insan olmayı anlatıyor. Sonsuz bir mutluluk veriyor. İnsan bütün olmalı. Hayatında güzel duygular yaşamalı. Sevilmek için hayatı sevmek gerek.
Türkiye’de kadın sporcuların sayısı her geçen gün artıyor. Devamlılık yoksa, unutulursunuz. Fark edilmek istiyorsanız fark yaratmalısınız. Bunun için de en zorlu yarışlara katılmak gerek. Fark yaratan kadın sporcu toplumda rol model olur. Sporcu, ahlaklı, paylaşımcı, adaletli ve topluma duyarlı olmalı. O zaman iz bırakırsınız. Ben kalıcı bir kişi olmak için kitap yazdım: Cesaret Yalnızdır. Böylece sesimi büyük kitlelere duyurmayı başardım.”