5

Öğretmen atamaları tartışılıyor

MEB’in öğretmen atama politikası tartışılmaya devam ediyor. Kontenjanların ihtiyacın çok altında kalması, mülakat sisteminin güvenilirliğinin sorgulanması, engelli öğretmen atamalarındaki yetersizlik ve ücretli öğretmenliğin yaygınlaşması öğretmenlik mesleğini zorluyor.

Delal Meltem Demir

Öğretmen atamaları, yıllardır Türkiye’nin kronikleşen sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2025 yılı için duyurduğu 15 bin sözleşmeli öğretmen ataması, Türkiye’de yıllardır süregelen öğretmen atamaları krizini bir kez daha gündeme taşıdı. Açıklanan kontenjan dağılımı, atanmayı bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı arasında hayal kırıklığına yol açtı. 

En fazla atama yapılacak branşlar sırasıyla, sınıf öğretmenliği (4.378), özel eğitim öğretmenliği (3.087), din kültürü ve ahlak bilgisi (1.802), okul öncesi öğretmenliği (1.321) ve İngilizce öğretmenliği (757) oldu. Alanlara ayrılan kontenjanlar, ülke genelindeki öğretmen ihtiyacı ve doluluk oranları dikkate alınarak belirlendi. Başvurular, 21 Nisan – 5 Mayıs 2025 tarihleri arasında alındı. Bakanlık ayrıca bu yıl içerisinde 1.381 engelli öğretmenin atamasını gerçekleştirdiğini açıkladı. Ancak bu sayı da, yıllardır kadro bekleyen engelli öğretmenlerin büyük çoğunluğunun taleplerini karşılamaktan uzak.

2024 yılı verileri tabloyu net şekilde ortaya koyuyor. Atama bekleyen bazı branşlardaki aday sayıları şu şekilde: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi: 59.390, Okul Öncesi Öğretmenliği: 56.542, Türk Dili ve Edebiyatı: 35.791, Rehberlik: 23.235, Beden Eğitimi: 22.949, Tarih: 20.257 ve Türkçe: 20.057. Bu veriler, özellikle sosyal bilimler ve eğitim branşlarında mezun sayısının yıllar içinde biriktiğini ve kontenjanların çok gerisinde kaldığını gözler önüne seriyor. 

Atama bekleyen öğretmenlerin yalnızca küçük bir kısmı her yıl kadroya alınabilirken, kalanlar Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) tekrarına, özel sektöre yönelmeye ya da mesleği bırakmaya mecbur kalıyor. 

Ancak Eğitim-İş ve Eğitim-Sen gibi sendikalar, bu sayıyı, mevcut ihtiyacı karşılamanın çok gerisinde buluyor. Sendikalar ve eğitim uzmanları, atama bekleyen öğretmen sayısının çok daha yüksek olduğunu bildiriyor. Örneğin Eğitim-İş Sendikası, bu rakamın 500 bini aştığını belirtirken, sahada görev yapan birçok eğitimci bu sayının 750 bine yaklaştığını dile getiriyor.

“Engelli öğretmenler, başka sınava tabi tutulmadan doğrudan atanmalı”

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği Başkanı ve Engellilerin Haklarına Erişim Platformu Sözcüsü Turhan İçli ile özellikle engelli öğretmen atamaları konusunda bir görüşme gerçekleştirdik. 

Engelli öğretmen atamalarındaki yetersizliğine dikkat çeken İçli, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Her yıl çok sayıda engelli öğretmen mezun oluyor ve öğretmenlik hakkı kazanıyor, ancak MEB bu açığı kapatmakta yetersiz kalıyor. MEB, engelli istihdamını sadece normal memur atamalarıyla telafi etmeye çalışıyor, oysa öğretmen atamaları yoluyla bu açığı kapatabilir.

Engelli öğretmen adayı sayısı her yıl üç bin, dört bin, hatta beş binlere ulaşmasına rağmen MEB, çok düşük sayılarla atama yaparak bu açığı doldurmaktan kaçınıyor. Bir defada tüm engelli öğretmen açığını kapatacak kapasiteye sahip olan bakanlık, bunu gerçekleştirmiyor.

Atama sürecinde engel grupları arasında belirgin bir ayrımcılık gözlemlemedim. Engelli öğretmen atamalarına herkes başvurabiliyor ve KPSS puan sıralamasına göre atamalar yapılıyor. Ancak genel öğretmen atama sürecine baktığımızda, KPSS sınavlarında atanamayan milyonlarca öğretmen adayı bulunuyor. Son açıklanan 25 bin öğretmen atamasında bile, bu sayı iki parçaya bölünerek 15 bin ve 10 bin olarak çeşitli kriterlere bağlandı. Dolayısıyla, MEB görevini tam anlamıyla yapmıyor ve engelli öğretmenlerin sayısının yetersiz olması bir çeşit ayrımcılığa yol açıyor. Çünkü 20-30 bin engelli personel açığı olmasına rağmen bu açık kapatılmıyor.” 

İçli, MEB’ten taleplerine ilişkin de şunları belirtti:

“Yıllardır engelli hakları için mücadele ediyoruz. Defalarca MEB ile görüşmeler yaptım ve zaman zaman anlamlı sayılarla atamalar yapıldı. Ancak son dört-beş yıldır sivil toplum örgütleri bu mücadeleyi sürdüremedi. Bu durumu fırsat bilen MEB, gerekli duyarlılığı göstermeyerek yeterli sayıda engelli ataması yapmıyor.

Engelli öğretmen atama sisteminde bir değişiklik olması lazım. Engelli öğretmenlerin KPSS sınavına girmesi gerekmemeli. Çünkü öğretmenlik, zaten dört yıllık bir lisans eğitimi ve pedagojik formasyon gerektiriyor. Engelli öğretmen adayları da diğer öğretmen adayları gibi formasyon alıyor ve eğitimlerini tamamlıyor. Onların yeniden bir sınava tabi tutulması gereksiz ve zaman kaybettirici. Üstelik bu durum, diğer engelli işsizlerin haklarını da öğretmenler üzerinden kullanmalarına sebep oluyor. Bence formasyonları tamamlanmış engelli öğretmenler, başka sınava tabi tutulmadan doğrudan atanmalı. Okulların da bu yönde ciddi ihtiyaçları var.”

“Bu mücadele sadece bizim değil, gelecekte öğretmen olacak herkesin mücadelesi”

KPSS’den yüksek puan almasına rağmen sözlü mülakat nedeniyle elenen beden eğitimi öğretmeni Tamer Ağabal, 190 günü aşkın süredir Ankara’da hak mücadelesi veriyor. 84.600 puanla Türkiye genelinde kendi alanında 250. sırada yer aldığını belirten Ağabal, “Buradaki 1600 öğretmen KPSS’de derece yaptı ama adaletsiz mülakatlar nedeniyle atanamadı” dedi.

Mülakat sisteminin değişmesiyle birlikte komisyonların keyfi puanlama yaptığı, iller arasında büyük farklar oluştuğu ve aslında kontenjan içinde yer alan birçok öğretmenin bu yüzden elendiğine dikkat çeken Ağabal, şunları söyledi:

“Erzurum’da 500 kişiden sadece 5 kişi elenirken, Bursa ya da İstanbul Siyavuşpaşa’da 500 kişiden en az 190-200 kişi elendi. Aynı branşta farklı illerde yapılan bu uygulama, sistemin adaletsizliğini ortaya koyuyor.

Bakan Yusuf Tekin, önce sosyal medyadaki eleştirileri reddetti, ardından iller arası farkı kabul edip yeni sistemde buna göre düzenleme yapıldığını açıkladı. Peki, biz sizin deney fareniz miyiz? Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz. Liyakat diyoruz. Bu mücadele sadece bizim değil, gelecekte öğretmen olacak herkesin mücadelesi.” 

Bölüm var, atama yok”

Fransızca öğretmeni Merve Ariş, Türkiye’de az sayıda kontenjan ayrılan branşlardan birinde mezun oldu. Devlet kadrolarında yer bulamadığı için uzun süre ücretli öğretmenlik yapan Ariş, yaşadığı ekonomik zorlukları ve mesleki adaletsizlikleri şöyle anlatıyor:

“2020 yılında Fransızca öğretmenliği branşında KPSS birincisi olan bir öğretmenin dahi ataması yapılmadı. Bu durum sistemdeki çelişkiyi ortaya koydu. Birinci olan arkadaşımız ancak sosyal medyada tepki görünce atandı. Bu yaşananlar insana ‘Madem atama yok, neden üniversitelerde bu bölüm var?’ sorusunu sorduruyor. Özetle, bölüm var ama atama yok. Sadece seçim döneminde 13 Fransızca öğretmeni atandı. Ondan önceki yıllarda sayı bir, iki ya da sıfırdı.

2023 yılına kadar ücretli öğretmenlik yaptım. Devlet okulunda deneyim kazanmak istememe rağmen, ücretli öğretmenliğin ağır ekonomik koşulları beni özel sektöre yönlendirdi. Kadrolu öğretmenin maaşının yüzde 25’ini bile almıyorduk. Aldığımız ücretle, sadece mutfak masrafını karşılayabiliyordum. Aynı ders saatlerinde çalışıyorduk ama kadrolu öğretmenler nöbet tutmazken bizde bu hak yoktu. Onlar ek ders ücreti alırken, bize ek ders için ayrı ücret ödenmiyordu. Hatta onların aldığı ek ders ücreti, bizim toplam maaşımıza eşitti. Ücretli öğretmenlik yalnızca maddi değil, manevi olarak da oldukça yıpratıcı. Devlet dairelerinde kadro açılmaması, atanmış öğretmenlerle aramızdaki fark, öğretmen olarak insanın kendi değerini sorgulamasına neden oluyor. Bu süreç hem maddi hem manevi olarak çok yorucu.”

Atama bekleyişi sürdükçe öğretmenlerin özel sektöre yönelmek zorunda kaldığına değinen Ariş, geçimini sağlamak için okuldan çıkıp özel dersler verdiğini belirtip “Özel dersleri ek iş gibi düşünüyordum ama çok yorucuydu. Tüm branşlarda kadro açılması gerekiyor. Yoksa bu yük öğretmenlerin omzunda birikmeye devam edecek” diye konuştu.

KPSS’ye hazırlanmaktan vazgeçenler…

MEB’in bu yıl yalnızca 15 bin sözleşmeli öğretmen ataması yapacağını açıklaması, atama bekleyen birçok öğretmeni umutsuzluğa sürükledi. Yeni uygulamaya alınacak Akademi Giriş Sınavı (AGS) sistemiyle birlikte sınav belirsizlikleri de bu umutsuzluğu derinleştiriyor. Beden eğitimi öğretmeni Nurşin Ayboy da bu koşullarda sınava çalışmayı bırakan öğretmenlerden biri. Ayboy, iki yıl boyunca KPSS’ye hazırlanarak sınava girdiğini, üçüncü yılı için çalışmaya başladığı sırada ise bu karar nedeniyle sınava hazırlanmayı bıraktığını şöyle açıklıyor:

“KPSS’den önce sınavın belirsizliğinden kaynaklı bir stres zaten vardı. Sınava üç ay kala yeni sistemin açıklanması stresi daha da artırdı. Son alımın açıklanması ve kontenjanın 10 bin civarı olacağının açıklanmasıyla, hele ki bazı branşlarda alım yok derece az olması üzerine, ben de bırakma kararı aldım. Benim branşım da bu kapsamdaydı. 

Sadece kontenjan düşüklüğü değil, sınav sürecinin net olmayışı da beni zorluyor. Yeni sistemin açıklanmaması, sınavın nasıl olacağına dair hiçbir şeyin belli olmaması psikolojik olarak beni çok zorladı. En çok da ümitsizlik yıprattı. KPSS’ye girmekten vazgeçince geçim kaygısıyla özel sektörde iş aramaya başladım. Ailem bu kararıma üzülse de geçim kaygısı ağır basıyor.

Ailem, özel sektöre geçip çalışmamı söyledi. Ben de şu an için öğretmenlikten vazgeçmiş, öğretmenlik hedefimi en azından bir kenara bırakmış durumdayım. Yeni bir sistem gelmeden tekrar çalışmayı da düşünmüyorum.

Öğretmen açığı varken düşük kontenjanlarla yapılan atamalar kabul edilemez. Atama sistemi ihtiyaca göre düzenlenmeli. Binlerce ücretli öğretmenin görev yaptığı okullarda bu açıklar kadrolu öğretmenlerle kapatılmalı. Branş derslerinin yine kendi öğretmenleri tarafından verilmesi gerekir. Bu hem eğitimi hem atamaları olumlu etkiler.”

Atama sayılarının düşüklüğünün sadece bireysel değil, toplumsal bir soruna dönüştüğünü vurgulayan Ayboy, sözlerini “Atama sayıları yetersiz olduğu için birçok kişi ya KPSS’ye hazırlanmaktan vazgeçiyor ya da ücretli öğretmenlik yapıyor. Bu da öğretmenliğe ve eğitime verilen önemin azaldığını, hatta yok sayıldığını gösteriyor” diyerek tamamlıyor.

 

Kapak Fotoğrafı: Depo Photos