5

Şehirden kaçan “Yeni köylüler”

Bu köylüler, bildiğimiz köylülerden değil… Bilişimci, avukat, gazeteci, akademisyen, öğretmen gibi toplumun beyaz yakalıları… Şehirlerden kaçıp kırsal bölgelere yerleşerek alternatif bir yaşam yaratıyorlar. Sağlıklı gıdaya erişmek, sade bir yaşam sürmek, büyük kentlerdeki güvenlik problemlerinden uzaklaşmak isteyen beyaz yakalıların, plazalardan tarlalara uzanan yeni göçü, sadece Türkiye’de değil, dünyada da yeni trend… 

Kelime Ata

Köyden kente göç dalgası, tersine döndü. Türkiye’de, 1950’li yıllarda daha iyi bir yaşam standartlarına kavuşmak için başlayan ve 1960’lı yıllardan itibaren yoğunlaşan göç hareketlerinde, yön değiştiği gibi göç edenlerin niteliklerinde de farklılaşma gözleniyor. Bu yeni göç hareketinde beyaz yakalılar, özel bir topluluk haline geldi; zira artık plazalardan çıkıp tarlalarda çalışmaya başlayanlar, çiftçilik yapanlar iyi eğitim almış, üst ve orta gelir grubuna mensup bireylerden oluşuyor. 

İnsanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde şehirler olmakla birlikte asıl yaşam, kırsal alanlarda kuruldu. Sanayi devrimi, şehirlerin sayısında inanılmaz bir artışa yol açtı ve büyük kitlesel göçler sonucunda yeni yeni şehirler ortaya çıktı. Dünyada şehirli nüfus oranı ilk kez 2008 yılında kırda yaşayanları geçti. 

Cumhuriyet’in kurulduğu tarihte, Türkiye’de nüfusun büyük bölümü köylerde bulunuyordu. 1927 yılındaki sayıma göre yüzde 79,7’si köylerde, yüzde 7,8’i kasabalarda yüzde 12,5’i de şehirlerde yaşamaktaydı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok yavaş seyir izleyen şehirleşme, 1950’li yıllarda hızlandı ve şehirli nüfusun payı, 1950’de yüzde 25 iken, 1980 yılında yüzde 43,9’a çıktı. 1990 yılında da yüzde 53’lük oranla ilk kez şehir nüfusu kır nüfusunu geçti. 1950’li yıllarda köyden kente, 1970’li yıllarda kentten-kente olan göç, daha sonra köyün yanı sıra, küçük ve orta büyüklükteki şehirlerden büyük şehirlere göçe dönüştü. 

Köyden kente göçün nedenleri büyük ölçüde ekonomikti. “Kır iticiliği” ve “şehir çekiciliği” şeklinde işleyen süreçte, tarım teknolojisinin kullanılmasıyla açığa çıkan işgücünün yaşadığı istihdam sorunları, yaygınlaşan hizmet sektörü, sanayi tesislerinin şehirlerin çevresinde kurulması, tiyatro, sinema, eğlence gibi sosyo-kültürel imkânların zenginliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine daha kolay erişim, şehirlerde altyapı hizmetlerinin göreceli iyi oluşu gibi nedenlerle şehirlerde nüfus yığılması oldu. 1989’da taşımalı eğitimin başlamasıyla köy okulları kapatıldı ve köylerdeki boşalma hızlandı. Çocuk sahibi aileler, çocuklarının eğitimlerini sürdürebilmesi için kentlere göç etmekten başka çare bulamadı. 

Köyler boşaldı, viraneye döndü. Bu olgu, ünlü Halk Ozanı Ali Kızıltuğ’un türküsünde “Asrı gurbet harap etti köyümü/ Bülbül gitti baykuş konmuş/ Gel hele gel hele” şeklinde ifadesini buldu. 

Ne var ki, bir zamanlar kitleleri köylerden uzaklaştıran ne varsa, tersinden, şehirlerde ortaya çıktı. Bir zamanlar köylerde yaşamak çok meşakkatli iken bu kez şehirlerde çetin koşullar oluştu ve kent yoksulluğu derinleşti. İçinde yaşayabileceği iki göz odayı satın alamayan, kiralık ev bulamayan, bulsa bile çok yüksek bedeller ödemek zorunda kalan, kentsel pahalılık içinde bunalan dolayısıyla yaşam maliyetlerinin altından kalkamayan, aynı zamanda gürültü kirliliği, trafik, kaos, sağlıklı gıdaya erişim ve güvenlik sorunları, kentlerin cazibesini yok etti. Bu süreçte, kırsal kesim daha çekici hale geldi. Hane başına düşen işlenebilir arazi, çayır, mera miktarının artması, su kaynaklarından yararlanabilme imkânı, “Genç Çiftçi”, “KOSGEB Köye Dönüş” gibi destekleme politikaları, ürün pazarlamasında yeni yöntemlerin keşfi, köylerde kitle iletişim araçlarının kullanımının yaygınlaşması, ulaşım ağlarının gelişmesi gibi imkânlar köylere dair oluşmuş mahrumiyet ve iticilik algısını ters yüz etti. 

Özellikle internet, her kesimden insana şehirde yaşamadan şehir olanaklarından yararlanma imkânı veriyor. İnternet sayesinde dünya takip edilebiliyor, Asya’dan Avrupa’ya her yer ile ilişki kurulabiliyor, ürün satılabildiği gibi satılan mal ve hizmetler de kolaylıkla temin edilebiliyor.  

Köye yönelimde sosyo-psikolojik etkenler de çok etkili. Yabancılaşma, aidiyet hissi, “zamanını kentin yönet” anlayışının gelişmesi, tüketime dayalı yaşam pratiğinin sorgulanması, tarımsal üretimin hazzı, minimalist yaşam felsefesinin benimsenmesi gibi sosyo-psikolojik etkenler de yeni başlangıç kararlarında etkili olmaya başladı.  

Dolayısıyla köyden kente göç, tersine döndü. Nitekim, istatistikler bize iller arasındaki göçün arttığını gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 yılına ait İç Göç İstatistikleri’ne göre 2007-2008 döneminde yüzde 3,18 olan iller arası göç eden nüfus oranı, yıllar içinde inişli- çıkışlı bir seyir izleyerek 2023 yılında yüzde 4,04 oldu ve son 16 yılın rekorunu kırdı. 2022 yılında açıklanan rakam yüzde 3.27 idi. 2023 yılında toplamda 3 milyon 450 bin 953 kişinin iller arasında göç ettiği belirtiliyor. Daha dikkat çekici olanı son yıllarda ilk kez, taşı toprağı altın denilerek Anadolu’nun akın ettiği İstanbul’dan kaçışın başlamış olması. 2023 verilerine göre, İstanbul 581 bin 330 kişi ile en çok göç veren şehir oldu. 2022 yılında İstanbul’u terk edenlerin sayısı 418 bin 82 kişi olarak açıklanmıştı. 2022 için yayımlanan verilere kıyasla 2023’te İstanbul’u terk edenlerin oranı yüzde 39 artış kaydetti. En çok göç veren illerin ikinci sırasında ise Ankara bulunuyor. 2023 yılında Ankara’dan 208 bin 740 kişi göç etti. Kuşkusuz ki bu göçlerin hepsi, şehirden köylere tarım yapmak için gidenlerden oluşmuyor, eğitim, tayin gibi durumları da kapsıyor. 

Köye dönüş yapanlar, çok farklı şekilde kategorize edilebiliyor. Artan yaşam maliyetlerinin altından kalkamadıkları veya minimalist bir yaşamı tercih ettikleri için tükettiği kadar üretmeyi esas alan, kendisinin veya hane halkının ihtiyacını karşılamakla yetinenler; yani ticari bir kaygı gütmeyenler… Bir diğer grup emeklilik sonrasında daha sakin bir hayat geçirmek üzere kıra gidenler… Bir diğeri ise bilişimciler, avukatlar, mühendisler, öğretmenler, akademisyenler, CEO’lar gibi şehirden kaçıp, yerleştikleri kırsal kesimde organik, doğal üretimi esas alan, yepyeni satış kanallarından yararlanan ve aynı zamanda toprak sahibi olan yeni tarımsal burjuvazi… 

Yeni köylüler/yeni tarımsal burjuvazi

Kentten kıra göç konusu ele alınırken genellikle emeklilik sonrası yaşam veya maddi zorluklar nedeniyle köye dönmek zorunda kalanlara odaklanılıyor. Ancak iyi eğitimli, orta ve üst sınıfa mensup bireylerin de yeni bir yaşam tarzını tercih etmesinden kaynaklı göç de söz konusu. 

Özellikle pandemi döneminde hissedilen kaygılar, hayata dair felsefi sorgulamalar, esnek çalışma modellerine geçiş, ekolojik yaşamın, sağlıklı gıdaya erişimin kazandığı aciliyet, beyaz yakalıların şehirlerden uzaklaşmasını hızlandırıyor. 

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Candan Türkkan, şehirden kırsal kesime gidip tarımsal faaliyette bulunan beyaz yakalılar için, “yeni köylüler/yeni tarımsal burjuvazi” tanımlamasını kullanıyor. Bu yeni üretici grubunun Türkiye’nin tarımsal yapısı içerisinde önemli bir değişimin habercisi olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Türkkan, kıra yönelişte kent içinde bunalma ve kişisel hayatta yaşanan krizlerin etkili olduğunu saptıyor. 

Kent hayatından uzakta stressiz bir yaşam kurma isteği ile birlikte hamilelik ve çocuk sahibi olma, uzun süreli hastalanmalar, yakın aile bireylerinden ve/ya arkadaşlardan birinin vefatı gibi büyük değişikler, iş yerinde yaşanan mobbing, ayrımcılık ve kötü davranışlar, şirketlerin yaşadığı darboğazlar, ortaklıkların bitmesiyle yaşanan yorgunluk, bitkinlik ve bıkkınlık halleri bu grubun kıra yönelişe neden oluyor. Yani sağlık sorunları yaşayan, yakınlarını kaybeden veya çocuk sahibi olan kentliler, “temiz gıda” arayışına girdiklerinde beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor. Tüketimdeki bu değişim, onları organik gıda tüketimine, üretici pazarlarına yöneltirken bir süre sonra kendileri üretici hale geliyor.  

Yeni köylüler, Türkiye geneline yayılmakla birlikte Marmara ve Ege bölgesinde yoğunlaşıyor. Bu tercihte büyükşehirlere yakınlık/uzaklık, tüketicilere ulaşım kolaylığı, ulaşım, sağlık, eğitim gibi altyapıların gelişkinliği, arazinin doğal tarıma uygunluğu ve su kaynaklarının durumu tercihi etkiliyor. Ama aynı zamanda insan unsuru da değerlendiriliyor. Kır hayatına alışmayı kolaylaştıracak insanlara yakın olma isteği ile sosyal, kültürel, siyasi yönden uyuşma da yer seçimini belirliyor. Yeni köylüler ürünlerini WhatsApp, instagram, facebook, kurdukları internet siteleri ya da eklemlendikleri gıda ağları, çiftçi pazarları ve tüketici kooperatifleri üzerinden satışa sunuyorlar. 

Yeni köylüler, ağırlıklı olarak ‘doğal’, tarım yapmayı tercih ediyorlar. Doğal tarım kategorisine sertifikalı organik, katılımcı onay sistemiyle denetlenen zehirsiz tarım, permakültür, gıda ormanı, biyodinamik tarım, Fukuoka usulü (toprağı işlemeyerek yapılan) tarım gibi çok farklı pratikler dâhil. Doğal tarım yapıyorlar; çünkü zaten doğal ürün arayışı kentten kaçış sebebi hem de doğal tarımdan para kazanmalarına olanak tanıyacak satış kanallarına ve tüketicilere erişimlerinin bulunması… 

Bilgisayar mühendisliğinden çiftçiliğe 

Defne Umut Köse Borçbakan ve eşi Caner Borçbakan, kurdukları “Bir Umut Çiftlik”te yaptıkları organik üretimle zehirsiz sofralar kurulmasına vesile oluyor.

Bilgisayar mühendisliği mezunu Defne Umut Köse Borçbakan ve işletme mezunu olan eşi Caner, genç çiftçilerden… Kırsal kesimde yaş ortalamasının 55 olduğu ve gençlerin köylerden uzaklaştığı düşünülürse, onların hayat serüveninde zor olanı tercih ettiği çok açık. Defne Umut, bilgisayar mühendisliği okuduğunu ancak hayata dair sorgulamalarının ve kaygılarının kendisini tarıma yönelttiğini belirterek “Doğadan, tarımdan çok etkilendim. Tohumla tanıştıkça daha çok içine çekildim. Gönül heyecanı, gönül işine döndü. Gencim, sağlıklı gıda tüketmek istiyordum. Bir taraftan da genç çiftçi açığı vardı; toplumun faydası için çalışma düşüncesi, doğada toprağa, suya, bitkiye yakın olarak yaşamak istedim ve geçimimi sürdürebileceğimi düşündüm. Kendime kırsalda motivasyon ve yer buldum” diye anlatıyor yaşadığı süreci. 

Tarımla ilgili bilgi ve tecrübesini geliştirmek için önce ekolojik çiftliklerde gönüllü çalışan, daha sonra Bayramiç’in Zeytinli köyünde satın aldıkları arazide eşi ile birlikte “Bir Umut Çiftlik”te yeni bir hayat kuran Defne Umut, “Neden Bayramiç?” sorusuna şu cevabı veriyor: 

Defne Umut Köse Borçbakan: “Doğadan, tarımdan çok etkilendim. Tohumla tanıştıkça daha çok içine çekildim. Gönül heyecanı gönül işine döndü.”

“Bölge, ekolojik çiftliklerin yoğunlaştığı bir bölge olduğu için tercih sebebimizdi. Çünkü, organik tarım yapmak için sadece sizin değil çevrenizdekilerin de konvansiyonel ilaçlardan uzak durması gerekiyor. Ayrıca kuraklık haritalarını, yağış rejimlerini incelediğimizde gelecekte yağış ve su sorununu daha az yaşayacağımızı düşündük. Bölge aynı zamanda dışarıdan göç de alıyor; bu da hoş tanışıklıklara vesile oluyor.”

Ana geçim kaynaklarının zeytin olduğunu hem yeni hem eski usul fabrikadan yararlandıklarını, ayrıca atalık buğdaylardan un elde ettiklerini, susam yetiştirdiklerini aktaran Defne Umut Borçbakan, belki insanoğlunun hafızasından silinecek yerel tarım kültür mirasına sahip çıkmak istedikleri için yörenin üretilebilir tohumlarına odaklandıklarını söyledi. Borçbakan, ürünleri internet sitesinden ve instagram üzerinden sattıklarını ayrıca festivallerde tezgâh açtıklarını açıkladı.  

Avukat Yıldırım: Bir sırt çantası ile geldim

35 yıldır yaşadığı ve avukatlık yaptığı İstanbul’dan sadece bir sırt çantası ile çıkıp Çanakkale’nin Ezine ilçesine yerleşen Avukat Aslan Yıldırım, kentten kaçışında sağlıklı gıda ve güvenliğin etkili olduğunu belirtiyor. Modern hayatın pek çok imkânından yararlandığını ancak doğaya olan tutkusunun hep canlı kaldığını vurgulayan Yıldırım, Türkiye ve dünyanın gidişatıyla ilgili sürekli bir kaygı taşıdığına dikkat çekiyor. 

Kendisi, gelecekte iki büyük sorunun derinleşeceğini düşünüyor; birisi sağlıklı gıdaya ulaşabilmek diğeri de güvenlik. Daha iyi bir yaşam için örgütlü toplumsal mücadele içinde de yer almış ama umudu kalmayınca bireysel çözüm arayışlarına girmiş. Avukat Yıldırım, “Özellikle pandemiden sonra hayat tarzını değiştirme arzusu daha güçlendi. Ömrümü İstanbul’da çürütmek istemedim. Arabamı satarak Çanakkale Ezine’ye bağlı bir köyde 600 m2 bir yer aldım ve yeni bir hayat kurdum. Çanakkale’yi hem ikliminin uygunluğu hem de insanların yaşam tarzını kendime yakın bulduğum için tercih ettim. Burada insan ilişkileri, insanın yaşam alanını daraltmıyor. Küçük bir bostanım var. Keçi, koyun, ördek, hindi, tavuk besliyorum” diye konuşuyor. 

Kapitalist, modern yaşamın, insanı her şeye yabancılaştırdığını, doğayla hayvanlarla olan ilişkinin ise insan emeğini somutlaştırdığını, bir koyunun yavrulamasının, bir tohumun filizlenmesinin insana tarifsiz bir mutluluk verdiğine değinen Yıldırım, evin tadilatından hayvanları doğurtmaya kadar her şeyi kendisinin yaptığını anlatıyor. 

Avukat Aslan Yıldırım, gıda ve güvenlik kaygısı sonucunda bir sırt çantasıyla çıktığı İstanbul’dan Ezine’ye gelmiş ve hayata yeni bir başlangıç yapmış.

“Toprakla, doğayla ilişki kurduğunda ihtiyaçmış gibi gözüken pek çok şeyin aslında gereksizliğini görüyorsun” diyen Yıldırım, mesleğini özleyip özlemediğine dair soruya ise şu yanıtı veriyor:

“Davalarımı azaltmakla birlikte avukatlığı sürdürüyorum. Çünkü, e-duruşma sistemi var. Ceza davaları dışında bütün duruşmalara İnternet üzerinden katılabiliyorum. Avukatlık mesleğinin işleyişi değişti; eskiden ofisler vardı, şimdi UYAP üzerinden bütün işlemleri yapabiliyorsun.”