<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haber Yazıları arşivleri - Support To Media Freedom Projesi</title>
	<atom:link href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/haber-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/haber-yazilari/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jun 2025 09:12:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>
	<item>
		<title>Görme engelliler güvenli kent istiyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gorme-engelliler-guvenli-kent-istiyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gorme-engelliler-guvenli-kent-istiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:02:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6783</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#199;anakkale Kordon Boyu&#8217;nda al&#305;nmayan &#246;nlemler, b&#252;y&#252;k tehlike yarat&#305;yor. 10 y&#305;l i&#231;inde 5 g&#246;rme engelli, denize d&#252;&#351;t&#252;. Ya&#351;anan kazalar sonras&#305; g&#246;rme [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/gorme-engelliler-guvenli-kent-istiyor/">Görme engelliler güvenli kent istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Çanakkale Kordon Boyu’nda alınmayan önlemler, büyük tehlike yaratıyor. 10 yıl içinde 5 görme engelli, denize düştü.</b><span style="font-weight: 400;"> Y</span><b>aşanan kazalar sonrası görme engelli bireyler, güvenli ve herkes için erişilebilir bir kent talebiyle yetkililere seslendi.</b></h3>
<p><b>Damla Yeltekin</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güvenli ve erişilebilir bir kent, yalnızca engelli bireyler için değil, tüm toplum için temel bir ihtiyaç. Ancak görme engelli bireyler için gündelik hayat, şehirdeki en basit rotalarda bile ciddi risklerle dolu. Kent yaşamı herkes için eşit ve sürdürülebilir olmadıkça, gerçek anlamda erişilebilirlikten söz etmek mümkün değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Altı Nokta Körler Derneği Çanakkale Şubesi’nin verilerine göre, son 10 yılda yalnızca Kordon Boyu’nda 5 görme engelli birey denize düşme tehlikesi yaşadı. Bu tehlikeye dikkat çekmek isteyen görme engelliler, geçtiğimiz aylarda beyaz bastonlarıyla kordon boyunda bir farkındalık yürüyüşü düzenledi. </span><span style="font-weight: 400;">Kaldırımlar üzerindeki tabelalar, yamuk ağaçlar, gelişi güzel yerleştirilmiş dubalar ve deniz kenarında herhangi bir bariyerin bulunmaması; beyaz bastonla yol alan bireylerin hayatını tehlikeye atıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> <img decoding="async" class="alignnone wp-image-6788" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-300x225.jpg" alt="" width="232" height="174" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0015.jpg 2048w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" />    <img decoding="async" class="alignnone wp-image-6791" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-300x225.jpg" alt="" width="231" height="173" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0021.jpg 1600w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" /> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Deniz kenarında yürümek, görme engelli için bir hakken, alınmayan önlemler büyük tehlike yaratıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Son olarak mayıs ayında yaşanan denize düşme vakaları, bu tehlikenin ne kadar acil olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.</span><b> </b><span style="font-weight: 400;">Özellikle kentlerin gözde yürüyüş alanlarında güvenlik önlemlerinin alınmaması, bastonla yön bulmanın mümkün olmadığı düzensiz yollar ve denizle kaldırım arasına konulmayan bariyerler, birçok görme engelli için denizin kıyısında yürümeyi imkânsız hale getiriyor. Oysa herkes gibi deniz kokusunu duymak, dalga sesini dinleyerek yürüyüş yapmak herkesin hakkı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu gibi kazaların tekrarlanmaması için Altı Nokta Körler Derneği Çanakkale Şubesi, 4 maddelik bir eylem planı hazırladı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1-Kordon boyuna düşmeyi engelleyecek bariyerler yerleştirilsin.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2-Kaldırımlardaki işgaller (motor, masa, tabela) denetlensin.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">3-Tüm kenti kapsayan erişilebilirlik eylem planı hazırlansın.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">4-Hissedilebilir zeminler, deniz kenarına yakın konumlandırılsın.</span></p>
<h4><b>“Önlem almak, ilgili idare ve belediyelerin görevli”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">“Erişilebilir Kentler” üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Ercan Şen, Çanakkale’de engelliler için yaşanabilir bir kent mücadelesi ve deniz kıyısındaki güvenlik eksiklerini anlattı. Çanakkale’de yıllardır süren bir tehlikeye dikkat çeken, 10 yıl içinde 5 görme engelli bireyin bu alanda denize düştüğünü anımsatan Şen, şu değerlendirmeyi yaptı: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bu tehlikeyi yıllardır gündeme getiriyoruz. 2016 yılında bir arkadaşımız, 2017’de iki kişi ve bu yıl yine iki arkadaşımız aynı yerden denize düştü. Bu olayların ardından, ‘ufacık bir engel olsaydı’ bu kazaların yaşanmayacağını söyledim. O günden beri aynı talebi dile getiriyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Görme engelli bireyler için yapılan hissedilebilir zemin varlığı yeterli değil. Evet, o bölgede bir kılavuz yol var ama denize 25 metre uzaklıkta. İnsanlar, deniz kenarında olmak istiyor. Baston kullanımı iyi bile olsa, bu bir kaza. Herkesin dikkatsiz anı olabilir. Bu yüzden görev, bireyde değil; kamu idarelerinde. Tırtıklı yüzeyler (Hissedilebilir zemin) ‘Burada dur, ilerisi tehlikeli’ demek için kullanılır. Aynı mantık burada da uygulanabilir. ‘Bariyer görsel olarak kötü olur’ bahanesini çok duyduk. Oysa iyi bir tasarım her zaman mümkün. Denizin kıyısına konulacak bir sanat eseri hem güvenlik sağlar hem kentin kimliğine katkı sunar. Ama yeter ki niyet olsun. Öngörünebilir kazalara önlem almak, ilgili idare ve belediyelerin görevlidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevcut yasa ve yönetmeliklerin de bu eksikliği var. Mevzuat açık: Eğer düşülebilecek bir yer, 50 santimden fazlaysa, koruma önlemi almak gerekir. Kordon boyunda düşme yüksekliği, yer yer daha da fazla. Buna rağmen yıllardır hiçbir şey yapılmıyor. Daha önce yapılan kılavuz yollar gibi durumlarda yapılan sınıflandırmalar mühendislik ya da mimarlık bölümlerinden yapılmıştı. Ama bu kentte yaşayan bir görme engelli olarak, örneğin kaldırımdaki yamuk bir ağacın benim kafama çarpabileceğini yazan olmamıştı. Çünkü onların üst beden kontrolüyle ilgili böyle bir deneyimi yok.”</span></p>
<h4><b>“Işık yok, ses yok, yollar karanlık”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Çanakkale’de bu yıl peş peşe yaşanan denize düşme olaylarından 10 yıl önce de benzer kötü bir tecrübeyi deneyimleyen İbrahim Çelik, kentteki erişilebilirlik sorunlarının aradan geçen zamana rağmen aynı kaldığını söyledi. Yetkililere yapılan başvuruların sonuçsuz kalmasından hayal kırıklığı yaşadığını, düştüğü noktaya sonradan demirler yapıldığını aktaran Çelik, “Bu demirler bile bizim için değil, tekneleri korumak amacıyla konuldu. Lüks bir talebimiz yok. Altın kaplama kaldırım istemiyoruz, sadece güvenli yürümek istiyoruz” dedi. </span></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone  wp-image-6792" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-300x225.jpg" alt="" width="253" height="190" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0020-1.jpg 2048w" sizes="(max-width: 253px) 100vw, 253px" />.      <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-6794" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-300x225.jpg" alt="" width="255" height="191" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG-20250627-WA0018-1.jpg 2048w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çanakkale Merkez’de turistlerin uğrak noktalarından biri olan Kordon boyunda yaşanan kazanın son mağduru Sabriye Kulluk, yaşadığı korku dolu anları ve kazadan sonra belediyeye yazdığını ancak hiçbir yanıt alamadığını şöyle anlattı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Her zaman yürüdüğüm yerde denize biraz daha yakın yürümek istedim. Fazla yaklaşmışım. Sol ayağım kaydı ve denize düştüm. Denize düştüğümü görmeleri için suya batmamaya çalıştım. Yönümü bulamadım. Su derin değildi ama duvar çok yüksekti. Kendimi kurtaramazdım. Yüzme bilmeyen biri için boğulma riski yüksek. Suyun üstünde durabildim, ya başkası yapamazsa…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O günden beri kordona gitmeye devam ediyorum ama artık denize yakın yürüyemiyorum. Eskiden keyifle yürüdüğüm yerde şimdi korkarak yürüyorum. Kent genelinde de sağlıklı erişebilirliğimiz kısıtlı. Işık yok, ses yok, yollar karanlık. Tabelalara çarpıyorum.”</span></p>
<h4><b>Çanakkale gelişirken çevre düzenlemesi de ayak uydursun</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Görme engelli Ahmet Bulut, Çanakkale’nin plansız büyümesinin erişilebilirliği yok ettiğini söyledi. Kordon boyunca herhangi bir fiziki koruma önleminin olmamasının yalnızca engelliler için değil, herkes için risk oluşturması, kaldırım işgalleri ve denetimsizlikten yakınan Bulut, esnaf motorlarının kendileri için büyük bir tehdit olduğuna işaret edip sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çanakkale, örnek bir şehir olabilir. Eskiden engelliler için örnek bir şehirdi burası. Çanakkale çok hızlı büyüyor ama bu büyüme şehir planlamasına yansımıyor. Şimdi kaldırımlar işgal altında; motorlar, masalar, tabelalarla dolu. Denetim yok.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çanakkale’de sivil toplum hareketi çok güçlü. Böyle bir şehirde belediye ve valilikle yürütülecek çalışmalar çok daha etkili olabilir. Biz istiyoruz ki Çanakkale gelişirken politikaları da gelişsin. Çevre düzenlemesi de bu gelişime ayak uydursun.” </span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/gorme-engelliler-guvenli-kent-istiyor/">Görme engelliler güvenli kent istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gorme-engelliler-guvenli-kent-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hayalet ağlar” balıkçılık ve deniz turizmine tehdit</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/hayalet-aglar-balikcilik-ve-deniz-turizmine-tehdit/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/hayalet-aglar-balikcilik-ve-deniz-turizmine-tehdit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 07:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6773</guid>

					<description><![CDATA[<p>Denizlerde sessiz bir katliam s&#252;r&#252;yor. Kaybolan veya terk edilen bal&#305;k&#231;&#305; a&#287;lar&#305;, y&#305;llarca deniz canl&#305;lar&#305;n&#305; &#246;ld&#252;rmeye devam ediyor. Damla Yeltekin&#160; T&#252;rkiye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/hayalet-aglar-balikcilik-ve-deniz-turizmine-tehdit/">“Hayalet ağlar” balıkçılık ve deniz turizmine tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Denizlerde sessiz bir katliam sürüyor. Kaybolan veya terk edilen balıkçı ağları, yıllarca deniz canlılarını öldürmeye devam ediyor.</b></h3>
<h4><b>Damla Yeltekin </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye kıyılarında yıllardır sessiz bir katliam yaşanıyor. Denizde kaybolan, terk edilen veya unutulan balıkçı ağları; balıkları, deniz kaplumbağalarını, süngerleri, hatta mercan resiflerini yok ediyor. “Hayalet ağ” adı verilen bu görünmez tehlike, yalnızca ekosistemi değil, balıkçılığı ve deniz turizmini de tehdit ediyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çanakkale’de bugüne kadar yapılan hayalet ağ temizlik çalışmaları oldukça sınırlı. 2013’te Tarım ve Orman Bakanlığı’nın projeleriyle bazı batıklardan ağlar çıkarıldı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, hayalet ağ konusunu Türkiye’de akademik olarak ilk çalışmaya başlayan isimlerden biri. Prof. Dr. Ayaz, Babakale ve Gökçeada açıklarında yürütülen Birleşmiş Milletler destekli projelerle ciddi miktarda hayalet ağın çıkarıldığını belirtiyor. 2002 yılında İzmir Körfezi üzerine yaptığı doktora teziyle konunun bilimsel zeminini oluşturan, 2006’da ilk yayınını yapan Prof. Dr. Ayaz, denizlerde “hayalet ağları” avlıyor. Prof. Dr. Ayaz’ın koordinasyonunda ise son 5 yıldır Balıkesir kıyılarında kapsamlı temizlik çalışmaları yürütülüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6780" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-300x225.jpeg" alt="" width="619" height="464" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-5-1.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 619px) 100vw, 619px" /></p>
<h4><b>Zincirleme bir ölüm döngüsü</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayalet ağları, “Denizde kaybolan, kopan, terk edilen ağların su altında istem dışı avcılığa devam etmesi” olarak tanımlayan Prof. Dr. Ayaz, bu ağların su altında yıllarca avcılığa devam ettiğini, mikroplastik yayılımına neden olabileceğini ve resif alanlarını kullanılmaz hale getirebileceğine dikkat çekip şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bu ağlar, bulundukları süre boyunca canlıları yakalayarak öldürüyor. Ağlara takılan ölü canlılar, diğerlerini çekiyor ve zincirleme bir ölüm döngüsü oluşuyor. Deniz canlıların öldükten sonra çürümeleri sonucu, diğer deniz canlılarına da tuzak oluşturarak kendine çekip zincirleme bir yakalama reaksiyonuna sebep olabiliyor. Hayalet ağlar oradan kaldırılıncaya kadar ya da tamamıyla denize çözülüp parçalanıncaya kadar etkisi devam eden bir yakalama reaksiyonu ve canlılar üzerine bir zarara sebep oluyor.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6779 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2-225x300.jpeg 225w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2-768x1024.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2-113x150.jpeg 113w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-2.jpeg 1500w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Hayalet ağların denizdeki ömrünün 10 yılı aştığını, Marmara Denizi’nden çıkarılan bir ağın üzerinde 10 yıldır taşlaşmış iskorpit balıkları bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Ayaz, Norveç’te yapılan bir araştırmada 7 yıldır av yapmaya devam eden bir ağ tespit edildiğini belirterek “Bu ağların denizde parçalanma süresi çok uzun. 10 yıldan fazla. Hatta sepetler özellikle özelliğine göre 30 yıla kadar avcılık yapma kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor” dedi.</span></p>
<h4><b>Güçlü yasal denetim ve çevre eğitimi şart</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Birliği’nde (AB) 200 metreden daha derin bölgelerde uzatma ağı avcılığı tamamen yasak. Türkiye’de ise böyle bir sınırlama henüz yok. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">20 yılı aşkın süredir hayalet ağların zararlarıyla ilgili çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Ayaz’a göre, hayalet ağlarla mücadelede tek başına farkındalık yeterli değil, yasal düzenlemelerle riskli alanlarda ağ kullanımının sınırlanması gerekiyor. <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6775 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-300x263.jpeg" alt="" width="232" height="203" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-300x263.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-1024x896.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-150x131.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-768x672.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4-1536x1344.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-4.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda çocuklara erken yaşta doğa ve çevre bilinci kazandırmanın önemine değinen Prof. Dr. Ayaz, “Çözüm, yalnızca temizlik değil; bilinçli balıkçılık, güçlü yasal denetim ve ilkokuldan itibaren çevre eğitim. Farkındalık çalışmaları önemli ama etkisi sınırlı. İlköğretimden itibaren çevre sevgisi eğitimi şart” uyarısında bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Prof. Dr. Ayaz, hayalet ağların mercan resiflerini örttüğü durumlarda ortamın yok olduğuna işaret ederek şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hayalet ağlar, mercan ve resif alanları üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Örttüğü bölgeyi <img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6774 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-300x263.jpeg" alt="" width="218" height="191" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-300x263.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-1024x896.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-150x131.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-768x672.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3-1536x1344.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/hayalet-ag-3.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 218px) 100vw, 218px" />tamamıyla ortadan kaldırıyor. Özellikle kalın ağlarsa, trol ve gırgır ağları ise&#8230; Her ağ türünün deniz canlıları için tehlikeli bir etkisi var. Balık popülasyonları açısından da sorun teşkil ediyor. Marmara Denizi’nde şu anda oldukça fazla batık var. Bu batıklar bir resif alanı teşkil ederek balıkların o bölgede bulunmasını, korunmasını, beslenmesini sağlıyor. Ama bu bölgelerin üzerleri yine ağlarla örtüldüğü için şu an onlar da işe yaramaz hale gelmiş durumda. Hayalet ağları buradan çıkarmanın, uzaklaştırmanın maliyeti çok yüksek.” </span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/hayalet-aglar-balikcilik-ve-deniz-turizmine-tehdit/">“Hayalet ağlar” balıkçılık ve deniz turizmine tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/hayalet-aglar-balikcilik-ve-deniz-turizmine-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzyıllık anlatı sanatı meddahlık</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/yuzyillik-anlati-sanati-meddahlik/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/yuzyillik-anlati-sanati-meddahlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 07:37:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleneksel ve erkek bir anlat&#305; sanat&#305; dal&#305; olan meddahl&#305;k, kahvehanelerden dijital platformlara ta&#351;&#305;n&#305;rken kad&#305;nlar&#305;n sahneye &#231;&#305;kmas&#305;yla yeni bir soluk kazand&#305;. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/yuzyillik-anlati-sanati-meddahlik/">Yüzyıllık anlatı sanatı meddahlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Geleneksel ve erkek bir anlatı sanatı dalı olan meddahlık, kahvehanelerden dijital platformlara taşınırken kadınların sahneye çıkmasıyla yeni bir soluk kazandı. Dijital platformlarda meddahlık yapan Hanım, “bir direniş biçimi” diye tanımladığı meddahlığın ciddi bir sanat dalı olarak görülmemesi ve bu kültürel mirasa sahip çıkılmamasından şikayetçi. </b></h3>
<h4><b>Berfin Kahraman</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüzyıllar öncesine dayanan, erkek egemen bir sanat dalı olarak görülen geleneksel bir anlatı sanatı olan meddahlık, değişen zamanla birlikte farklı formlarda yaşamaya devam ediyor. Bir dönem kahvehanelerde, meydanlarda ve düğünlerde halkla buluşan meddahlar, günümüzde dijital platformlarda da izleyiciyle buluşup hayat buluyor. 21. yüzyılda kadın anlatıcıların sahneye çıkmasıyla bu sözlü anlatım geleneği bir dönüşüm süreci yaşayıp yeni bir boyut kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">7 yıl önce başladığı meddahlığa devam eden Ferdane Hanım, meddahlığın geçmişten günümüze uzanan yolculuğunu ve kadın anlatıcıların bu sanattaki yerini değerlendirdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6767 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2-300x249.jpeg" alt="" width="239" height="198" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2-300x249.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2-1024x851.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2-150x125.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2-768x639.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/1-2.jpeg 1080w" sizes="(max-width: 239px) 100vw, 239px" />Çeşitli sahne ve dijital platformlarda sürdüren Ferdane Hanım, meddahlığın Osmanlı döneminde özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşadığını ve tek kişilik sözlü anlatı performanslarına dayandığını anımsattı. Meddahların, yanlarında taşıdıkları baston ve mendil gibi basit aksesuarlarla çeşitli karakterlere bürünerek izleyiciye canlı hikâyeler sunduğunu aktaran Hanım, anlatıcının ses tonunun, mimiklerinin ve doğaçlama yeteneğinin, gösterinin temel unsurlarını oluşturduğunu belirtip “Meddahlık, sadece eğlendirme ya da bilgilendirme değil; aynı zamanda bir direniş biçimidir. Eskiden bir baston ve mendille hikâyemizi anlatırdık, şimdi mikrofonlar, ışıklar, sahne var. Ama temel olan tek şey hâlâ aynı, dinleyiciyle kurduğumuz bağ” dedi. </span></p>
<h4><b>“Hafızaya sahip çıkma, görmezden gelinene dokunma, susana ses olma biçimi”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözlü kültür yoluyla aktarılan hikâyelerin, toplumların hafızasını taşırken aynı zamanda bireysel ve toplumsal ifade alanları da yarattığını vurgulayan Hanım, şunları söyledi: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6769 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/3-2-300x300.jpg" alt="" width="228" height="228" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/3-2-300x300.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/3-2-150x150.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/3-2.jpg 640w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" />“Meddahlık nasıl bir şey biliyor musun? Sadece sahne sanatı değil, gerçekten değil. Burası bir mücadele alanı. Ben sahneye çıktığımda sadece geçmişi anlatmıyorum. Aynı zamanda bugünü, bugün görünmeyenleri, duyulmayanları da görünür kılıyorum. Anlatmak, direnmenin en eski yoludur. Çünkü her hikâye, susan birinin yerine konuşur; her kelime, bastırılan bir sesin yeniden yankısı olur. Meddah, sadece eğlendiren değil, aynı zamanda topluma ayna tutan, zamana tanıklık eden kişidir. Ben sahnede, bir kadının bastırılmış öfkesini de anlatıyorum, bir çocuğun duyulmamış gülüşünü de. Bazen bir göç hikâyesinde kimliğini arayanları, bazen de sıradan bir mahallede yaşanan büyük sessizlikleri dillendiriyorum. Hikâyelerle iyileşiyoruz; çünkü anlatıldıkça yalnız olmadığımızı anlıyoruz. Meddahlık benim için sadece bir sanat değil; hafızaya sahip çıkma, görmezden gelinene dokunma, susana ses olma biçimi. Bu yüzden anlattığım her öykü, sadece geçmişin değil, bugünün de bir yansımasıdır.” </span></p>
<h4><b>“Eşitsizliğe rağmen sahnelerde olmaya devam ediyoruz, edeceğiz” </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Meddahlığın tarihsel olarak erkek egemen, kadınların görünürlüğünün sınırlı bir sanat dalı olduğuna dikkat çeken Hanım, sözlerini şöyle sürdürdü: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6771 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-23-at-13.08.21-300x217.jpeg" alt="" width="235" height="170" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-23-at-13.08.21-300x217.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-23-at-13.08.21-150x108.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-23-at-13.08.21-768x555.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-23-at-13.08.21.jpeg 860w" sizes="(max-width: 235px) 100vw, 235px" />“Kahvehanelerin ve kamuya açık sahnelerin erkeklere ait olduğu bir dönemde, kadınların anlatıcı olarak yer bulması mümkün değildi. Ancak toplumsal değişimlerle birlikte bu gelenek de dönüşmeye başladı. Başlarda ‘Kadından meddah mı olur?’ tepkileriyle karşılaştım. Ama anlattığım hikâyelerde kadınlar kendilerini buldukça işler değişti. Bugün seyircimin çoğu kadın ve en çok onlar sahip çıkıyor bu işe. Benim sahnede anlattıklarım, sadece masal ya da tarihi olaylar değil. Kadınların evde bastırdığı hayalleri, toplumsal rollerin içinde kaybolan sesleri, bir annenin iç sesi, bir genç kızın ilk itirazı&#8230; Yani kadının gündelik yaşamda yaşadığı her şey bu hikâyelerin bir parçası. Seyircim, bazen gözyaşlarıyla bazen kahkahalarla bana eşlik ediyor. Çünkü anlattıklarımın içinde kendini buluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6768 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/2-1-1-300x225.jpeg" alt="" width="248" height="186" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/2-1-1-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/2-1-1-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/2-1-1-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/2-1-1.jpeg 853w" sizes="(max-width: 248px) 100vw, 248px" />Meddahlar arasında kadın anlatıcıların sayısı oldukça az. Bu da kadın meddahların görünürlüğünü azaltıyor ve onları yalnızlaştırıyor. Kadınların toplumsal rolleri ve sorumlulukları nedeniyle sahneye düzenli çıkmaları veya uzun turnelere gitmeleri güç olabiliyor. Performansları ya da anlatım biçimleri erkek meddahlara kıyasla daha sert eleştirilere maruz kalabiliyor. Aslında bu benzer sorunları birçok meslek dalında yaşıyor kadınlar. Bugün tiyatro sanatçıları arkadaşlarımla konuştuğumda veya komedyen arkadaşlarımla konuştuğumda ne yazık ki aynı benzer sorunları yaşadığımızı maalesef ki görüyoruz. Yine de bunca eşitsizliğe rağmen sahnelerde olmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Ayrıca kadın meddahlar, yalnızca anlatıcı değil; aynı zamanda temsil gücü olan, sesini duyuramayan birçok kadının sözcüsü hâline geldi.” </span></p>
<h4><b>“Bir kültürel miras ama kimse bu mirasa sahip çıkmıyor”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Yeni kuşakların bu geleneği tanımamasının meddahlığın en büyük sorunu olduğunun altını çizen Hanım, değerlendirmelerine şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bugünün gençleri hikâyeleri ekrandan izlemeye, hızlı tüketmeye alıştı. Meddahlık ise yavaşlamayı, dinlemeyi, anlamayı gerektiriyor. Bir hikâyenin içine girip onunla nefes almak lazım. Ama günümüz kültürü buna pek sabırlı değil. Meddahlığın diğer önemli sorunu ise kurumsal ve kültürel destek eksiliğidir. Meddahlar hâlâ bireysel çabalarıyla sahne bulmaya çalışıyor. Bu bir kültürel miras ama kimse bu mirasa sahip çıkmıyor. Bu kadar eski bir geleneğin nasıl olur da desteklenmediği konusunda hayıflanıyorum. Ayrıca, meddahlık, ‘ciddi’ bir sanat dalı olarak bile görülmüyor. Bu algı özellikle kadın meddahlar için daha da katmanlı bir hal alıyor. Bazen hâlâ, ‘Anlatıyor işte biraz güldürüyor, o kadar’ deniyor. Oysa bir meddah; yazarı, yönetmeni, oyuncusu ve bazen sesi olmayanların sesi olmak zorunda. Bunu küçümsemek değil, tam tersine kültürel değer olarak görmek gerekir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu zorluklara rağmen, meddahlığın dirençli bir yapısı olduğuna inanıyorum. Bu anlatı biçimi binlerce yıldır hayatta kaldıysa, bugünü de atlatır. Yeter ki gerçekten sahip çıkılsın, yeni nesil anlatıcılar da yetişsin. Ben burada umudunu kaybetmedim. Geleneksel anlatı sanatlarının yeniden canlandırılmasının mümkün olduğuna inanıyorum. Özellikle gençlerle kurulacak bağın bu noktada belirleyici olduğunu düşünüyorum.” </span></p>
<h4><b>“Sustuğumuzda sadece bir sanat ölmez, hafızamız da eksilir”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu geleneğin, teknolojik gelişmeler ve değişen kültürel dinamiklerle birlikte şekil değiştirdiğine dikkat çeken Hanım, meddahlığın görünürlüğü azalsa da hala yapıldığını ve sürdürülmesi gereken bir sanat olduğunu kaydedip sözlerini şöyle tamamladı:  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Günümüzde meddahlık, yalnızca tiyatro sahneleri ya da kültür merkezleriyle sınırlı değil. YouTube videoları, Instagram yayınları ve podcast’ler aracılığıyla anlatı geleneği yeni bir soluk kazanıyor. Geleneksel sözlü kültür, dijital mecralarda daha geniş kitlelerle buluşma imkânı buluyor. Bana sorarsanız bu dönüşümü bir tehdit olarak değil de bir fırsat olarak görüyorum ben. Hikâye anlatıcılığı her çağda vardı, sadece anlatma biçimimiz değişiyor. Gençler zannettiğimizden çok daha meraklı. Onlara doğru mecralarda, doğru üslupla ulaşırsanız hikâyeleri can kulağıyla dinliyorlar. Ben bazen liselere, üniversitelere gidiyorum. İlk başta mahcup mahcup oturuyorlar ama bir yerden sonra gözlerinin içi parlamaya başlıyor. Çünkü hikâye anlatmak, insana dair bir ihtiyaç. Dijitalleşme bu ihtiyacı yok etmiyor, sadece biçimini değiştiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6766 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/00-300x197.jpg" alt="" width="300" height="197" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/00-300x197.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/00-150x98.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/00.jpg 512w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Hikâyeler bitmez, İnsan var oldukça anlatacak, dinleyecek, bağ kuracak. Önemli olan anlatıcıların kaybolmaması. Meddahların yer bulamadığı, genç meddah adaylarının eğitilmediği bir ortamda bu sanat zamanla yok olabilir. Ama bir meddahlar sahnesi kurulur, anlatıcılık atölyeleri açılırsa; çocuklar küçük yaşta hikâye dinler, sonra da anlatmaya başlarsa, bu gelenek yeniden doğar. Meddahlık bir gelenek, evet. Ama aynı zamanda bir direniş, bir iyileşme biçimi, bir hatırlama sanatı. Bu yüzden anlatmaya devam edeceğiz. Biz sustuğumuzda sadece bir sanat ölmez, hafızamız da eksilir. Ben istiyorum ki gelecekte bir çocuk, bir sahnede bastonuyla bir karaktere bürünüp anlatmaya başlasın. Çünkü bu sadece bir sanat değil, bir kimlik meselesi. Bizi biz yapan şeyleri unutmamak için, anlatmaya devam etmeliyiz. Dün kahvehanede, bugün sahnede, yarın belki bir ekranın arkasında&#8230; Nerede olursa olsun, hikâye anlatıcısı sustuğunda sadece bir sanat değil, bir ruh da kaybolur.”</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/yuzyillik-anlati-sanati-meddahlik/">Yüzyıllık anlatı sanatı meddahlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/yuzyillik-anlati-sanati-meddahlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkent Ankara’nın tarihi sığınakları</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/baskent-ankaranin-tarihi-siginaklari/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/baskent-ankaranin-tarihi-siginaklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 17:22:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kamuya a&#231;&#305;k, kullan&#305;labilir ve aktif durumda say&#305;s&#305; yok denecek kadar az s&#305;&#287;&#305;na&#287;&#305; olan Ba&#351;kentte, &#231;o&#287;u II. D&#252;nya sava&#351;&#305; y&#305;llar&#305;nda kurulan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/baskent-ankaranin-tarihi-siginaklari/">Başkent Ankara’nın tarihi sığınakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Kamuya açık, kullanılabilir ve aktif durumda sayısı yok denecek kadar az sığınağı olan Başkentte, çoğu II. Dünya savaşı yıllarında kurulan tarihsel değere sahip sığınık var. Bugün gerekli bakım ve ilgiden uzak bu sığınaklar, terk edilmiş bir durumda sahip çıkılmayı bekliyor.  </b></h3>
<h4><b>Nurdane Özdemir Sağkan</b></h4>
<h4><b>Fotoğraflar: Ahmet Soyak</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda yaşanan bölgesel çatışmalar; Türkiye’de savaş, saldırı veya afet durumlarında kullanılabilecek sığınakların varlığı konusunu da gündeme taşıdı.</span> <span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz hafta yaşanan İran- İsrail füze saldırıları, Amerika’nın da söz konusu saldırılara müdahil olması, gözleri bu ülkelere çevirdi. Teknolojik ve bilimsel açıdan sürekli kendisini geliştiren bir ülke olarak bilinen İsrail, İran’la yaşadığı füze saldırılarında sivillerin güvenliği için sahip olduğu sığınaklarıyla da dikkati çekti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki, “Türkiye benzer bir tehlikeyle karşılaşsa başkent, halkın güvenliğini sağlayacak yeterli sığınaklara sahip mi?” sorusunun peşine düşüp Ankara’daki sığınakları media4democracy için araştırdık. Ve, Başkentte tarihsel değere sahip sığınıklar olduğunu gördük.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de konutlarda da kâğıt üzerinde yasal bir zorunluluk olmasına rağmen birçok binada gerçek anlamda sığınak bulunmuyor. Uygulamada yasal olarak apartman bodrumları “sığınak” diye projelendiriliyor ancak gerçekte depo, kömürlük ya da otopark olarak değerlendiriliyor. Bugün Ankara’da, kentin ihtiyaçlarına yanıt verecek kapasitede kamuya açık, kullanılabilir ve aktif durumda sığınak sayısı yok denecek kadar az. Bazı tarihi yapılar ve devlet kurumlarına ait binalarda özel sığınaklar bulunsa da bunlar halka açık değil. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6758 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_274854Dikmen-siginak-300x169.png" alt="" width="241" height="136" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_274854Dikmen-siginak-300x169.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_274854Dikmen-siginak-150x84.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_274854Dikmen-siginak-768x432.png 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_274854Dikmen-siginak.png 854w" sizes="(max-width: 241px) 100vw, 241px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Olası savaş koşullarında güvenlik amacıyla çoğu II. Dünya savaşı yıllarında kurulan Ankara’nın tarihi öneme sahip sığınakları, bugün gerekli bakım ve ilgiden uzak, terk edilmiş bir durumda sahip çıkılmayı bekliyorlar.  </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><b>Kalenin altındaki sığınak</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Ankara Kalesi’nin altında II. Dünya Savaşı döneminden kalma, Almanlar tarafından inşa edilen oldukça geniş bir sığınak mevcut. Türkiye’deki tek resmi yer altı sığınağı olan Ankara’daki bu tarihi özel yapı, devlet yetkililerini korumak amacıyla yapıldı. Savaş döneminde hazır halde tutulan sığınak, hiçbir zaman aktif olarak kullanılmadı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6755 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi-300x200.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi-150x100.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi-768x513.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi-272x182.jpg 272w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/496814510_4525486827707265_2483100357237270542_n-Bentderesi-CaddesiAkkale-Siginaklar-Havalandirma-Cikisi.jpg 809w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Üç ayrı kapıdan girilen gizli sığınağın kapalı alanında; 13 oda, 5 salon, 1 yatakhane, 1 yemekhane, 2 tuvalet bulunuyor. Sığınak, kısa süreli 3600, uzun süreli 1200 kişinin kalabileceği kapasitede. 1200 metrekarelik sığınağın genişliği 3,5-4 metre, yüksekliği ise 3 -3,5 metre. Dönemin şartlarına göre oldukça ileri teknolojiyle donatılan sığınakta, havalandırma, ısıtma, elektrik ve jeneratör sistemleri eksiksiz şekilde kurulmuş, gaz saldırılarına karşı tam dört adet hava filtresi yerleştirilmiş. İçeride yaşamın devamı için yaklaşık bir tonluk su deposu inşa edilmiş.</span></p>
<h4><b>Sığınak Altındağ Belediyesi’ne devredildi</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">1964 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı kararla Kale altındaki sığınak, sivil savunma maksadıyla genel amaçlı sığınağa dönüştürüldü ve Ankara Valiliği’ne verildi. Kararın altında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü, Maliye Bakanı Ferit Melen ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’in imzaları bulunuyor. İçişleri Bakanlığı’nın izniyle Altındağ Belediyesi’ne devredilen, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından zaman zaman bakımı yapılan sığınak, gerekli çalışmaların ardından doğal yapısı korunarak Ankara’ya müze olarak kazandırılmayı bekliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir zamanlar askerlerin önünde nöbet tuttuğu bu sığınak, günümüzde kapısı kaynaklanmış, kaderine terk edilmiş bir durumda.</span></p>
<h4><b>Dikmen’deki Sığınak</b></h4>
<ol>
<li><span style="font-weight: 400;"> Dünya Savaşı’ndan kalma sığınak da Dikmen’deki askeri bir karargâh. Bu karargâhta, birimlerinin günlük faaliyetlerini sürdürmeleri için yaşam odaları bulunuyor. İçerisinin ısıtılması ve havalandırılması için kazan dairesi yapılmış, kazanın ısıtma sistemi, banyo, tuvalet gibi ihtiyaçları gidermek için de su depoları kurulmuş. Harbiye ile İlkadım Mahallesi arasında iki mahalleden de girişi bulunan sığınağın, bir ana girişi üç tali kapısı var.</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6759 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_400583Dikmen-siginak-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_400583Dikmen-siginak-300x169.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_400583Dikmen-siginak-150x84.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_400583Dikmen-siginak-768x432.png 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_400583Dikmen-siginak.png 854w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Dikmen sığınağı; savaş konsepti değiştiği ve ihtiyaçları karşılamadığı için 1970’li yıllarda İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’ne devredilmiş, girişlerdeki askeri birlikler de çekilmiş. (Sivil Savunma 2009 yılında kapatılıp AFAD kurulmuş.) Sığınaklar bu süreçte çürümeye terk edilmiş, zamanla tinercilerin barınağı haline dönüşmüş. Kapıları kaynakla kapatılarak girişler önlenmeye çalışılmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi üzerinde Dikmen Caddesi ve MESA konutları bulunan sığınağın girişleri, Dikmen Vadisi’ne bakmakta, bir çıkışı ise Hürriyet Caddesi tarafında MESA konutları arasında. Sığınağın üst tarafına bloklar yapılmasına izin verilmesi de buranın işlevini yitirdiğine kanıt. </span></p>
<h4><b>Ulus’ta 1. Meclis binasının altındaki büyük sığınak</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6761 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_994499Meclis-siginak-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_994499Meclis-siginak-300x169.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_994499Meclis-siginak-150x84.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_994499Meclis-siginak.png 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />İlk Meclis binasının altında bulunan büyük sığınak, II. Dünya Savaşı yıllarında yer altı harekât merkezi olarak inşa edildi. Hükûmetin ve silahlı kuvvetlerin güvenli çalışması için düşünülen bu mekân; 1964 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü ve dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’in de imzalarıyla alınan bir kararla genel amaçlı sığınağa dönüştürüldü. Nükleer ve konvansiyonel saldırılara karşı hazır hale getirilen sığınakta, gaz saldırılarına karşı üç hava filtresi, kimyasal gazlara dayanıklı elbise, sedye, ilk yardım malzemeleri bulunuyor. Sığınak, sivil savunma ve diğer güvenlik birimlerinin haberleşmesi için başkentin 35 ayrı noktasında bulunan siren sisteminin de merkezi durumunda. </span></p>
<h4><b>Mamak Şafaktepe (İsmetpaşa Sığınağı)</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6762 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_973225Mamak-Safaktepe-Siginagi-300x169.png" alt="" width="300" height="169" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_973225Mamak-Safaktepe-Siginagi-300x169.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_973225Mamak-Safaktepe-Siginagi-150x84.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/videoframe_973225Mamak-Safaktepe-Siginagi.png 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Şafaktepe Sığınağı, Mamak Belediyesi’ne ait. Demiryolcuların Demirlibahçe Tüneli diye andığı Şafaktepe Tüneli, sığınağa dönüşmüş ve oldukça küçük. Sığınak terk edildikten sonra yıkık dökük bir durumda. 2014 yılından beri bu sığınağın, Mamak Belediyesi tarafından sanat merkezi olarak hayata geçirilmesi bekleniyor.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/baskent-ankaranin-tarihi-siginaklari/">Başkent Ankara’nın tarihi sığınakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/baskent-ankaranin-tarihi-siginaklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göçün kıskacında bir il: Van!</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gocun-kiskacinda-bir-il-van/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gocun-kiskacinda-bir-il-van/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 17:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir yandan ya&#351;am ko&#351;ullar&#305;n&#305;n zorluklar&#305;, di&#287;er yandan istihdam ve e&#287;itim olanaklar&#305;n&#305;n yetersizli&#287;i nedeniyle Van, ba&#351;ka &#351;ehirlere g&#246;&#231; veriyor. N&#252;fusu, 1 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/gocun-kiskacinda-bir-il-van/">Göçün kıskacında bir il: Van!</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Bir yandan yaşam koşullarının zorlukları, diğer yandan istihdam ve eğitim olanaklarının yetersizliği nedeniyle Van, başka şehirlere göç veriyor. Nüfusu, 1 yılda 9 bin 525 kişi azalan Van’da, 5 yılda 25 bin 388 genç şehri terk etti. </b></h3>
<h4><b>Fatma Nur Polatcan</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin doğusunda yer alan, Doğu Anadolu Bölgesi’nin önemli kentlerinden biri olan Van, yıllardır nüfus hareketliliğiyle dikkat çekerken son yıllarda ilde göç artık bir tercih değil, adeta toplumsal bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. İşsizlik, ekonomik zorluklar, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişimde yaşanan sıkıntılar, kentte yaşamayı her geçen gün daha da güçleştiriyor. Bunun sonucu olarak Van, özellikle genç nüfus başta olmak üzere sürekli bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2024 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre Van’ın nüfusu, 1 yılda 9 bin 525 kişi azaldı. 2023 yılında 1 milyon 127 bin 612 olan nüfus, 2024 yılı itibarıyla 1 milyon 118 bin 87’ye düştü.</span></p>
<h4><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6751 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-300x200.jpg" alt="" width="236" height="157" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-300x200.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-1024x683.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-150x100.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-768x512.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-1536x1024.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-2048x1365.jpg 2048w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_1071-272x182.jpg 272w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" />İlçe ilçe Van’ın nüfus değişimi</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK’in 2024 ADNKS verilerine göre, Van’da nüfus kaybı özellikle kırsal ilçelerde yoğunlaştı. Öte yandan merkez ilçeler olan İpekyolu, Tuşba ve Edremit ise nüfus artışı yaşadı. Van’ın en kalabalık ilçesi olan İpekyolu’nun nüfusu, 2023 yılında 350 bin 708 iken, 2024’te 356 bin 977’ye yükseldi. İlçe bir yılda 6 bin 269 kişilik nüfus artışı yaşadı. Tuşba ilçesinin nüfusu 1 yılda 1.434 kişi artarak 165 bin 885’e yükseldi. Edremit’te ise nüfus 1.164 kişi artarak 130 bin 768’e çıktı.</span></p>
<p><b>Van’ın kırsal ilçelerinde durum vahim</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6749 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-300x225.jpeg" alt="" width="243" height="182" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van2-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 243px) 100vw, 243px" />Van’ın kırsal ilçelerinde tablo tam tersine döndü. Van’ın 10 ilçesinde nüfus kaybı yaşandı. Çaldıran’ın nüfusu bir yılda 4 bin 287 kişi azalarak 56 bin 901’den 52 bin 614’e geriledi. Özalp, 57 bin 829’dan 53 bin 966’ya düşerek 3 bin 863 kişilik kayıp yaşadı. Başkale, 42 bin 922’den 41 bin 159’a düşerek 1.763 kişilik kayıp verdi. Muradiye 44 bin 322’den 42 bin 986’ya gerileyerek 1.336 kişilik nüfus kaybetti. Gürpınar’da 1.834 kişilik düşüş yaşandı. İlçenin nüfusu 31 bin 816’dan 29 bin 982’ye düştü. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çatak’ın nüfusu 1 yılda 1.436 kişi azalarak 18 bin 825’ten 17 bin 389’a geriledi. Saray, 18 bin 779’dan 17 bin 382’ye düşerek 1.397 kişilik kayıp yaşadı. Gevaş’ta nüfus 840 kişi azalarak 27 bin 437’den 26 bin 597’ye düştü. Bahçesaray ise 810 kişi kaybederek 12 bin 983’ten 12 bin 173’e düştü. Erciş ilçesi, 171 bin 35’ten 170 bin 209’a düşerek 826 kişilik bir azalma yaşadı.</span></p>
<h4><b>Vanlı, Van’ı terk ediyor!</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6747 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-300x225.jpeg" alt="" width="247" height="185" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" />Van’dan göç edenlerin nedenleri TÜİK verilerine yansıdı. Buna göre; 17 bin 949 kişi, hane veya aile fertlerinden birine bağımlı göç nedeniyle il dışına taşındı. 9 bin 130 kişi, daha iyi konut ve yaşam koşulları için göç etti. 8 bin 422 kişi, eğitim amacıyla Van’dan ayrıldı. 6 bin 987 kişi, tayin ya da iş değişikliği nedeniyle göç etti. 5 bin 815 kişi, işe başlamak ya da iş bulmak için başka illere gitti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2 bin 810 kişi, ailevi nedenlerle veya medeni durum değişikliği sebebiyle göç etti. 1.813 kişinin göç nedeni bilinmezken, 1.500 kişi diğer nedenlerle ile terk etti. 1.142 kişi ev aldığı, 636 kişi ise memlekete geri döndüğü için il dışına çıktı. 209 kişi emeklilik, 134 kişi ise sağlık ya da bakım gerekçesiyle göç etti.</span></p>
<h4><b>Genç nüfus beş yılda 25 bin kişi azaldı</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK’in 2024 yılı “İstatistiklerle Gençlik” verilerine göre, Van’daki 15-24 yaş arası genç nüfus, son 5 yılda ciddi oranda azaldı. 2020 yılında 237 bin 508 olan genç nüfus, 2024 yılı itibarıyla 212 bin 120’ye geriledi. Bu verilere göre Van, 5 yılda 25 bin 388 genç kaybetti. 2024 verilerine göre, genç nüfusun 109 bin 916’sı erkek, 102 bin 204’ü kadın.</span></p>
<h4><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6748 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-300x225.jpeg" alt="" width="220" height="165" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/van1-1-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" />Kötü senaryo: Düşüş devam edecek</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK’in nüfus projeksiyonlarına göre Van’ın nüfusundaki düşüş önümüzdeki yıllarda da sürecek. 2023 yılında 1 milyon 127 bin 612 olan Van nüfusunun, 2030 yılında 1 milyon 104 bin 161’e kadar düşmesi bekleniyor.</span></p>
<h4></h4>
<h4><b>“Göçün temelinde ekonomik sorunlar ve kuraklık var”</b></h4>
<div id="attachment_6752" style="width: 177px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6752" class="wp-image-6752 size-medium" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-167x300.jpeg" alt="" width="167" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-167x300.jpeg 167w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-569x1024.jpeg 569w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-83x150.jpeg 83w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-768x1382.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu-853x1536.jpeg 853w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Faruk-Alaeddinoglu.jpeg 889w" sizes="(max-width: 167px) 100vw, 167px" /><p id="caption-attachment-6752" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu</p></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van’da kırsaldan kent merkezine, oradan da farklı illere yönelen göçün hızla arttığını belirterek, bu göçün temelinde ekonomik sıkıntılar ve kuraklık olduğuna dikkat çekti.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarım ve hayvancılıkla geçinen kırsal kesimin, iklim değişikliğiyle birlikte suya erişimde ciddi sıkıntılar yaşadığına işaret eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, “Sulama suyu yetersizliği, artan maliyetler ve ürün verimsizliği nedeniyle kırsaldaki vatandaşlar geçimlerini sağlayamıyor, hayvanlarını besleyemiyor ve tarlalarını ekemiyor. Bu durum köyleri hızla boşaltırken, Van merkez de gelen nüfusu karşılayamadığı için başka şehirlere göç oluyor” açıklamasında bulundu.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/gocun-kiskacinda-bir-il-van/">Göçün kıskacında bir il: Van!</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/gocun-kiskacinda-bir-il-van/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İstanbul Ansiklopedisi”nde, bir şehirden fazlası resmediliyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/istanbul-ansiklopedisinde-bir-sehirden-fazlasi-resmediliyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/istanbul-ansiklopedisinde-bir-sehirden-fazlasi-resmediliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 16:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. &#214;z&#231;&#305;nar, &#8220;&#304;stanbul Ansiklopedisi&#8221; dizisinin, seyirciyi d&#252;&#351;&#252;nsel bir s&#252;rece davet etti&#287;ini vurguluyor. &#220;&#231; kad&#305;n karakterin yer ald&#305;&#287;&#305;, hik&#226;yeleri&#160;&#8220;bavul&#8221; metaforu&#160;etraf&#305;nda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/istanbul-ansiklopedisinde-bir-sehirden-fazlasi-resmediliyor/">“İstanbul Ansiklopedisi”nde, bir şehirden fazlası resmediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Prof. Dr. Özçınar, “İstanbul Ansiklopedisi” dizisinin</strong><strong>, </strong><strong>s</strong><strong>eyirciyi düşünsel bir sürece davet ettiğini vurguluyor. Üç kadın karakterin yer aldığı, hikâyeleri “bavul” metaforu etrafında şekillenen dizide “bavul”, geçmişten taşınan yükleri, kültürel kimlikleri ve bastırılmış arzuları simgeliyor.</strong></h3>
<h4><strong>Rafşan Yağmur Çelik </strong></h4>
<p><em>Kaç tepe, kaç kapı, kaç boğaz, kaç sur?</em></p>
<p><em>Kaç hayat, kaç masal, kaç git, kaç dur?</em></p>
<p><em>Anlat İstanbul!</em></p>
<p><em>Anlatsana İstanbul!</em></p>
<p><em>En güzel şehir sen misin? </em></p>
<p><em>Her masalı bilir misin?</em></p>
<p><em> </em><em>*Ümit Ünal- Anlat İstanbul</em></p>
<p>Her masal “bir varmış bir yokmuş” diye başlar ama her masal mutlu sonla bitmez. İstanbul da bir masal gibi anlatılır, sinema ekranlarında&#8230; Masallardaki kahramanlar yerini karakterlere bırakır&#8230; Karakterler, hayatın kendisi gibi bir akış çizgisiyle ilerler.</p>
<p><strong>Salman Nacar’ın yazıp yönettiği “İstanbul Ansiklopedisi”</strong> dizisi, işte tam da bu akışın içinde, bir evin odalarından başlayarak bir kentin sokaklarına ve oradan bir kimlik arayışına uzanan çok katmanlı bir hikâyeyi anlatıyor. Dizi, ismini tarihçi ve romancı Reşad Ekrem Koçu’nun aynı adlı eserinden ilham alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6732 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asniklopedisi2-300x300.jpg" alt="" width="207" height="207" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asniklopedisi2-300x300.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asniklopedisi2-150x150.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asniklopedisi2.jpg 400w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" />Merkezinde Zehra, Nesrin ve Aylin’in olduğu bu hikâye, <strong>taşra-kent</strong><strong>, </strong><strong>doğu-batı</strong><strong>, </strong><strong>gitmek-kalmak</strong><strong>,</strong> sınıfsal farklılıklar gibi klasik çatışmaları bireysel duygular, kültürel kodlar ve mekânsal anlatılarla iç içe geçirerek sunuyor. Üstelik bunu sadece sosyolojik bir bakışla değil; felsefi, sinematografik ve duygusal boyutlarla ele alıyor.</p>
<p>Zehra’nın içsel sesiyle başlayan dizide İstanbul, bir şehirden fazlası olarak resmediliyor. Bazen bir ev, bazen bir bavul, bazen de kaçmak istenen bir koridor. Karakter şöyle diyor:</p>
<p><em>“Anne, ben bavul oldum. Arada kalmak, insan olmaktır. Kim tek bir kimlikle tek bir hayat yaşıyor?”</em></p>
<p>İşte bu cümle, dizinin merkezindeki varoluşsal soruyu ortaya koyuyor: İnsan tek bir yere, tek bir kimliğe ait olabilir mi?</p>
<p>Prof. Dr. Meral Özçınar ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bu dizinin felsefeyle kurduğu ilişkiyi, karakterler üzerinden açılan etik, mekân, aidiyet, kimlik ve kaçış kavramlarını ayrıntılı bir biçimde konuştuk.</p>
<h4><strong>Filmler bizi neden düşündürür?</strong></h4>
<p>Prof. Dr. Özçınar’a göre, “Filmler, düşünmeyi kolaylaştıran görsel anlatılardır. Çünkü yaşamın içinden gelen somut imgelerle çalışırlar. Bir kavramı okumak soyutlama gerektirir; oysa film izlemek, o kavramı yaşamın içindeki örnekleriyle hissettirir. Bu yüzden düşündürür. Çünkü o sahnede, o duyguda kendinizi bulursunuz.”</p>
<p>Naçar’ın dizisi de tam olarak bunu yapıyor: Seyirciyi düşünsel bir sürece davet ediyor. Popüler sinemanın yüzeyinden derin bir katmana inişin mümkün olduğunu gösteriyor.</p>
<p><em><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6731" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-300x226.png" alt="" width="300" height="226" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-300x226.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-1024x773.png 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-150x113.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-768x580.png 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13-1536x1159.png 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-13.png 1925w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-6730" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-300x194.png" alt="" width="351" height="227" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-300x194.png 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-1024x662.png 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-150x97.png 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-768x496.png 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-1536x993.png 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/istanbul-asiklopedisi-8-2048x1323.png 2048w" sizes="(max-width: 351px) 100vw, 351px" />İstanbul Ansiklopedisi</em>’nin merkezinde üç kadın karakter yer alıyor: Zehra, Nesrin ve Aylin. Hikâyeleri “bavul” metaforu etrafında şekilleniyor. Bavul, geçmişten taşınan yükleri, kültürel kimlikleri ve bastırılmış arzuları simgeliyor. Bunu Prof. Dr. Özçınar, “Herkes nereye giderse gitsin, kendi bavulunu da götürür. O bavulda hem tanıdık hem melez bir hikâye vardır” diye açıklıyor.</p>
<p>Dizideki “gitmek mi, kalmak mı?” sorusu, Türkiye’nin birçok bireyinin zihninde yankı bulan temel bir ikilemi işaret ediyor. Kaçış, burada sadece fiziksel değil; aynı zamanda zihinsel ve varoluşsal bir arayış olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<h4><strong>“Akıntıya kapılmayan, akışta olan”</strong></h4>
<p><em>“Artık eminim ki evinde hissetmenin,evde olmakla pek bir ilgisi yok. Bana koskocaman bir ev verdin İstanbul Ansiklopedisi, bir şehir kadar. Sen dünyamın en özel şeyisin ve ben çok şanslı bir kızım.”</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6728 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_7445-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_7445-225x300.jpg 225w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_7445-113x150.jpg 113w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/IMG_7445.jpg 480w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Zehra karakteri, dizinin en dikkat çekici figürlerinden biri. Ne tam olarak muhafazakâr ne de seküler kodlarla tanımlanabilir. Arada kalmışlık onun için bir çıkmaz değil, bir devinim alanı.</p>
<p>Prof. Dr. Özçınar, özellikle Zehra’nın denize atladığı sahneye ilişkin şu vurguyu yapıyor:</p>
<p>“Beresini çıkarıp denize atlaması bir özgürleşme değil, bir varoluş denemesi. Akıntıya kapılmakla akışta olmak farklıdır. Zehra, akışta olmayı temsil ediyor. Bu, çok cesur bir tavır.”</p>
<h4><strong>Mekânlar, karakterlerin ruh halleriyle iç içe </strong></h4>
<p>Naçar, İstanbul’u yalnızca bir arka plan olarak değil, anlatının asli karakterlerinden biri olarak işliyor. Mekânlar, karakterlerin ruh halleriyle iç içe geçiyor. Prof. Dr. Özçınar, bu mekânsal dili, “İstanbul’un modern ve geleneksel arasında sıkışmış yapısı, karakterlerin de iç dünyalarını yansıtıyor. Yönetmen ezbere değil, hissederek mekân seçmiş” diye yorumluyor.</p>
<h4><strong>Politik kültür ve kategorik ezberler</strong></h4>
<p>Dizideki karakterler üzerinden seküler-muhafazakâr çatışmasının klişeleşmiş temsillerine başvurulmadan, daha derin bir anlatı kuruluyor. Prof. Dr. Özçınar, bu tercihin önemini, “Hiçbir karakter basitçe kategorize edilemez. Bu da yönetmenin düşünsel bir tutum geliştirdiğini, mikro çatışmalar üzerinden evrensel sorular sorduğunu gösteriyor” sözleriyle açıklıyor.</p>
<p>Naçar’ın dizisi, Orhan Pamuk’un “Babamın Bavulu” metninde olduğu gibi, geçmişle yüzleşmeden özgürleşmenin mümkün olmadığını anlatıyor. Bu bağlamda, “kültürel şizofreni” dediğimiz şey, bireyin aynı anda hem batılı hem yerel kodlarla yaşamaya çalışma arayışı. Bu çatışma, karakterlerin kimlik krizlerine de zemin hazırlıyor.</p>
<h4><strong>Duygusal boşlukları doldurma çabası </strong></h4>
<p>Dizide metafiziksel sorgulamalara da yer var. Günümüz bireyinin astroloji gibi alanlara yönelmesi, kaldığı duygusal boşlukları doldurma çabası olabilir.</p>
<p>“Dünya, çok adaletsiz bir yer. Birey bu adaletsizliği açıklayamadığında mistik alanlara yöneliyor. Bu da bir tür hayatta kalma stratejisi haline geliyor, olabilir. Gittikçe rasyonelleşen dünyada, aklın ve bilimin daha önemli hale gelmesi gerektiğine inanıyorum” diyen Prof. Dr. Özçınar’ın da vurguladığı gibi, <em>İstanbul Ansiklopedisi</em>, izleyicisini yalnızca bir hikâyeye değil, bir düşünme sürecine davet ediyor. Sinema, burada felsefenin bir uzantısı haline geliyor. Zehra’nın günlüğü, Nesrin’in kaçışı, Aylin’in kalışı; hepsi birer soruya, birer arayışa dönüşüyor.</p>
<p>Bu arayışları düşünürken zihnimde şu metinler yankılanıyor;</p>
<p><em>“Nereye baksam ya da olup bitenlerden hangisini anlamaya çalışsam bunalıyorum&#8230; Hem öyle bunalıyorum ki, çekip gitmek ve bir daha hiç mi hiç dönmemek&#8230;”</p>
<p></em></p>
<p><em>“Arada yaz kış bahar, dünya dönüyor. Zorluklar varsa arada insansın… Dayat ki yaşadığını anlayasın…&#8221;  </em></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/istanbul-ansiklopedisinde-bir-sehirden-fazlasi-resmediliyor/">“İstanbul Ansiklopedisi”nde, bir şehirden fazlası resmediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/istanbul-ansiklopedisinde-bir-sehirden-fazlasi-resmediliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklara doğayı sevdiren, yaşlılara terapi olan kamp</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklara-dogayi-sevdiren-yaslilara-terapi-olan-kamp/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklara-dogayi-sevdiren-yaslilara-terapi-olan-kamp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 07:20:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orman i&#351;letme m&#252;d&#252;rl&#252;&#287;&#252;nden emekli olan Yi&#287;it, Yalova&#8217;da do&#287;an&#305;n g&#246;be&#287;inde &#8220;bir terapi mek&#226;n&#305;&#8221; olarak kurdu&#287;u kamp alan&#305;yla, her kesimden insan&#305; do&#287;ayla [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklara-dogayi-sevdiren-yaslilara-terapi-olan-kamp/">Çocuklara doğayı sevdiren, yaşlılara terapi olan kamp</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Orman işletme müdürlüğünden emekli olan Yiğit, Yalova’da doğanın göbeğinde “bir terapi mekânı” olarak</b> <b>kurduğu kamp alanıyla, her kesimden insanı doğayla buluşturuyor. </b></h3>
<h4><b>İsmail Ersan </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Ahmet Yiğit, Yalova’nın merkez köylerinden Kurtköy’de kurduğu kamp alanı ile çocukların doğa ile tanışmasını sağlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yalova Orman İşletme Müdürlüğü’nden emekli olan Yiğit, yıllarca hizmet ettiği ormanların güzelliklerini ormanla iç içe konumunda kurduğu kamp alanı ile insanlara doğayı tanıma ve huzurlu vakit geçirme olanağı sunuyor. Orman işletmede çalıştığı yıllarda böyle bir projesinin olduğunu söyleyen Yiğit, emekli olduktan kısa bir süre sonra hayalini gerçekleştirdiği için mutlu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6669 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-135x300.jpg" alt="" width="122" height="271" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-135x300.jpg 135w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-462x1024.jpg 462w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-68x150.jpg 68w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-768x1703.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-693x1536.jpg 693w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-924x2048.jpg 924w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler3-scaled.jpg 1155w" sizes="(max-width: 122px) 100vw, 122px" />Kurduğu kamp alanı ile yediden yetmişe herkese özellikle de huzur evlerinde kalan yaşlılara burada hoş vakit geçirme ortamı sağladığına dikkat çeken Yiğit, şunları anlattı: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ben doğa ile iç içe büyümüş biriyim. Doğanın, ormanın, akarsuyun, insan psikolojisi üzerinde olumlu etkilerini çok iyi biliyorum. Ben şu an kendimi genç hissetmem, zinde olmam ve huzurlu bir birey olayı doğaya borçluyum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun için insanlara faydalı olabilmek için böyle bir kamp alanı oluşturdum. Amacım burada para kazanmak değil tesisin masrafı çıksın yeter. Burada asıl amacım insanlara geleceğimiz olan doğayı suyu ormanları sevdirmek. Özellikle huzur evlerinde kalan büyükler ve öğrenciler ormana bitişik olan piknik alanında su ve kuş sesleri eşliğinde zaman geçiriyorlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okullar da sezon sonu pikniklerini burada yapmalarıyla, öğrenci ve velileri doğaya alıştırmak için orman içinde kısa yürüyüşler yaptırıyorum. Öğrenciler ve veliler çok memnun kalıyor.” </span></p>
<h4><b>Engel tanımayan çocukların doğada rahat bir nefes aldığı yer </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamp alanının her kesimden müdavimlerinin olduğunu bildiren Yiğit, şunları söyledi: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çocukların da burada çok rahat kamp yapma olanağı olduğundan özellikle engel tanımayan çocukların doğada rahat bir<img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6668 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-135x300.jpg" alt="" width="169" height="376" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-135x300.jpg 135w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-461x1024.jpg 461w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-68x150.jpg 68w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-768x1707.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-691x1536.jpg 691w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-922x2048.jpg 922w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler2-scaled.jpg 1152w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" /> nefes aldığı bir yer. Özel çocuklarımız burada çok keyif alıyor. Onların yüzündeki sevinç beni mutlu ediyor. Çocuklar burada temiz bir orman havası almaktan ziyade ağaçları hayvanları bitkileri ve otları yakinen tanıyor. Okullarındaki yöneticilerin de bu etkinliğin onlara iyi geldiğini her defasında bana söylediler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tabii bunu duyan diğer okullar da bizden randevu alıp çocukları buraya getirip eğlenmelerini sağlıyorlar. Burada mangal yakıyor, semaverde çay içiliyor. Yani doğanın tam göbeğinde bir terapi mekânı olarak işlev görüyor.”   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle 50 yaş üstü büyüklerin su ve kuş sesiyle huzur buldukları, memnun kalmaları için sık sık tesisi ziyaret ettiklerini belirten Yiğit, burada kamp yapanlar veya günübirlik piknik için gelenler için başta Sufi Yolu parkuru olmak üzere birçok uzun veya kısa parkurların olduğu bu nedenle isteyen misafirlerin yürüyüş yaparak orman terapisi gerçekleştirip evlerine mutlu döndüklerini aktardı. </span></p>
<h4><b>Pek çok ülkeden ziyaretçinin uğrak yeri      </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6664 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--135x300.jpg" alt="" width="135" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--135x300.jpg 135w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--461x1024.jpg 461w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--68x150.jpg 68w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--768x1707.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--691x1536.jpg 691w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--922x2048.jpg 922w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampa-gelen-ogrenciler-derede--scaled.jpg 1152w" sizes="(max-width: 135px) 100vw, 135px" />Kamp alanlarının yurtiçinden olduğu gibi yurtdışından da misafirlerinin olduğunu anımsatan Yiğit, sözlerine şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Kamp alanımız Sufi Yolu güzergâhı üzerinde olması dolayısıyla da pek çok ülkeden vatandaşın uğrak yeri oluyor. Kültür ve inanç turizmi açısından farkındalık oluşturmak, manevi değerleri ve kültürel zenginliği gün yüzüne çıkarmak amacıyla farklı yüzyıllarda yaşamış sufi, şair, alim ve bilginlere ait mekanları yeniden canlandırmak üzere 2014 yılında oluşturulan Sufi Yolu, İstanbul’dan başlayıp Konya’ya uzanıyor. Bu yol da gelen misafirlerin ilgisini çekiyor. Burada yürüyüşler yapılıyor. Gelen herkes ormanın içinden yürüyüş yapıp dinlenebiliyor.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir dönem Ekoturizm ve Sağlıklı Yaşam Derneği başkanlığını da yapan Yiğit, ayrıca tesisin bulunduğu Kurtköy Köyünü, ekoturizme kazandırmak amacıyla pek çok işe imza attığını aktararak piknik ve kamp tesisi su ve kuş sesleri arasında huzur bulmak isteyenlerin uğrak yeri haline geldiğini ve çok güzel dönüşler aldığını sözlerine ekledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6670 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri-240x300.jpg" alt="" width="240" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri-240x300.jpg 240w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri-818x1024.jpg 818w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri-120x150.jpg 120w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri-768x961.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/kampin-huzurevinden-misafirleri.jpg 1220w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" />İstanbul’dan Konya’ya uzanan Sufi Yolu’nun tanıtılmasından köylü pazarı ve ekoturizm alanına kadar pek çok alanda katkıları bulunan Yiğit’in en büyük hedeflerinden birisi de Anaokulu öğrencileri için Doğa Eğitim Merkezi’nin kurulması.</span></p>
<p>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklara-dogayi-sevdiren-yaslilara-terapi-olan-kamp/">Çocuklara doğayı sevdiren, yaşlılara terapi olan kamp</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/cocuklara-dogayi-sevdiren-yaslilara-terapi-olan-kamp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınların yaşam hakkı için mücadeleye devam</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kadinlarin-yasam-hakki-icin-mucadeleye-devam/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kadinlarin-yasam-hakki-icin-mucadeleye-devam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 06:38:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziantep Kad&#305;n Cinayetlerini Durduraca&#287;&#305;z Platformu Temsilcisi Hicret, kad&#305;nlar&#305;n ya&#351;am hakk&#305;n&#305; korumak i&#231;in devlet, sivil toplum ve bireylerin i&#351; birli&#287;i yapmas&#305; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kadinlarin-yasam-hakki-icin-mucadeleye-devam/">Kadınların yaşam hakkı için mücadeleye devam</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Gaziantep Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Temsilcisi Hicret, kadınların yaşam hakkını korumak için devlet, sivil toplum ve bireylerin iş birliği yapması gerektiğine dikkat çekti. “Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların ikinci planda görülmesine ve şiddetin normalleşmesine yol açıyor” diyen Hicret, cezasızlığın failleri cesaretlendirdiği, yargı süreçlerindeki indirim ve yetersiz cezaların, adaletin sağlanmasını engellediğinin altını çizdi.</b></h3>
<h4><b>Azime Bali</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) Gaziantep Temsilcilerinden Ülkü Hicret ile kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddetle mücadele üzerine kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik. Platformun çalışmaları, kadın cinayetlerinin artmasındaki nedenler, cezasızlık sorunu ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshi gibi kritik konularda çarpıcı açıklamalarda bulunan Hicret, kadınların yaşam hakkını korumak için devletin, sivil toplumun ve bireylerin iş birliği yapması gerektiğini vurguladı. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6657" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-300x200.jpeg" alt="" width="821" height="547" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-300x200.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-1024x682.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-150x100.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-768x512.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-1536x1023.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371-272x182.jpeg 272w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/b704369f-eb5d-4b00-b999-c7bfada17b54_4371.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 821px) 100vw, 821px" /></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-KCDP’nin kuruluş amacı nedir ve bugüne kadar kadın cinayetlerine karşı hangi somut adımları attınız?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-KCDP, 2010’da Münevver Karabulut cinayetinin ardından kuruldu. Amacımız, kadın cinayetlerini durdurmak ve kadınların yaşam hakkını savunmak. Bu doğrultuda, kadın cinayetlerini raporlamak, hukuki destek sağlamak, kamuoyu oluşturmak ve yasal düzenlemeler için mücadele etmek gibi somut adımlar attık. 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi’nde etkin rol oynadık, dönemin Aile Bakanlığı’yla iş birliği yaptık.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Türkiye’de kadın cinayetlerinin artmasının temel nedenleri nelerdir? Son yıllarda gözlemlediğiniz değişimler var mı?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kadın cinayetlerinin artışında cezasızlık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve yetersiz koruma önlemleri etkili. Son yıllarda, kadınların kendi hayatlarına dair kararlar almaları nedeniyle öldürülmeleri dikkat çekiyor. 6284’ün sadece adı var, maalesef etkin uygulanmıyor. Koruma kararı çıkarılan kadınların bir kısmı ne yazık ki korunamadan öldürülüyor. Hem önlemsel kanunlar yok hem de caydırıcı cezalar. Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildikten sonra ciddi bir artış gözlemlendi.</span></p>
<h4><b>“Her alanda kadının yeri, eril zihniyetin tahakkümü altında”</b></h4>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın cinayetlerini nasıl etkiliyor? Bu eşitsizliğin hangi yönleri şiddeti körüklüyor?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların ikinci planda görülmesine ve şiddetin normalleşmesine yol açıyor. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarının olmaması ve karar alma süreçlerinden dışlanmaları şiddeti artırıyor. İşte, evde, sokakta, kısacası her alanda kadının yeri, eril zihniyetin tahakkümü altında. Ataerkil toplum yapısında kadının rolü bellidir: Evle ilgilen, çocuk yap ve bak, kocanla ilgilen. Bu da erkeklerin kadına üst bir perdeden bakabilmesine sebep oluyor. O rollerin dışına çıktığında kadına yapılan neredeyse reva görülüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınla erkeği cinsiyetten azade şekilde aynı omuz seviyesinde hayata katar.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Kadın cinayetlerinde cezasızlık ya da yetersiz cezalar konusunda neler söylersiniz? Hukuki süreçlerdeki eksiklikler nelerdir?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Cezasızlık, failleri cesaretlendiriyor. Yargı süreçlerinde indirimler ve yetersiz cezalar, adaletin sağlanmasını engelliyor. 6284 sayılı kanunun etkin uygulanmaması en önemli etken. Davalarda süreç uzun sürüyor ve o sürede fail dışarıda elini kolunu sallayarak geziyor. Kadınlar, koruma kararı çıkarsa da bu artık bir aya kadar düştü. Kadınların tekrar tekrar koruma kararı çıkarması gerekiyor ve bu bile oldukça riskli. ‘Seni öldürür, üç beş sene yatar çıkarım’ diyerek cesaret kazanan failleri çok gördük.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetle mücadelede nasıl bir etki yarattı?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Sözleşmenin feshi, kadınların korunmasında ciddi bir boşluk yarattı. Bu karar, şiddetle mücadelede geri adım olarak değerlendiriliyor ve kadınların güvenliğini tehlikeye atıyor. Koruma kararından tutun da birçok konuda failin lehine ilerliyor süreç. Sadece kadınlar değil, LGBT bireylerin de yaşam hakları tehlike altına girdi. Geçmişte onların dernekleşmesine destek olanlar, şimdi ölüm fermanlarını imzalıyorlar adeta. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle kalmayacaklarını biliyorduk. En son toplumsal cinsiyet kavramını yasaklamaya kadar ileri gittiler. Ancak mücadelemizin sonuç vereceğine inancımız tam. Bu ülke bir gün tüm insanların korkmadan huzurla yaşayacağı bir yer olacak.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Kadın cinayetlerini önlemek için devlet, sivil toplum ve bireyler düzeyinde ne tür çözüm yöntemleri uygulanabilir?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Devletin etkin yasalar uygulaması, sivil toplumun farkındalık yaratması ve bireylerin şiddete karşı duyarlı olması gerekiyor. Eğitim, ekonomik destek ve koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi şart. “Aile yılı” ilan edilen bu yılda bile en çok aile bireyleri tarafından öldürüldü kadınlar, çocuklar. Hükümetin artık oturup ciddi ciddi düşünmesi gerekiyor nerede hata yaptıklarını. Sivil toplum örgütleriyle iş birliği içinde bu süreci yürütmeliler. 6284 etkin, eksiksiz, hatta geliştirilerek uygulanmalı. İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli. Caydırıcı cezalar ve önlemsel aksiyonlar alınmalı. Eğitimde, mahallelerde, köylerde bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı.</span></p>
<h4><b>“Görünürlüğü artırmak, daha çok kadına ulaşmak demek”</b></h4>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Platform olarak veri toplama ve raporlama süreçlerinizde neler yapıyorsunuz? Kadın cinayetlerinin görünürlüğünü artırmak için nasıl bir strateji izliyorsunuz?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-KCDP, resmi verilerin yetersizliği nedeniyle kendi veri tabanını oluşturdu. Medya taramaları ve aile başvuruları ile veriler toplanıyor. Aylık raporlarla kamuoyu bilgilendiriliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bu verileri almayı bıraktı. Biz, ‘Neden, nasıl, nerede’ olduğuna dair ayrıntılı bir veri havuzu oluşturuyoruz. Görünürlüğü artırmak, daha çok kadına ulaşmak demek. Bu yüzden medya araçlarını kullanıyoruz, bildiriler dağıtıyoruz ve bilinçlendirme çalışmaları yapıyoruz. Hemen hemen her şehirde küçük büyük örgütlü haldeyiz. Giderek daha da genişleyen bir aileyiz, çünkü artık kimse duyarsız kalmak istemiyor.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Medyanın kadın cinayetlerini ele alış biçimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Medya, toplumsal farkındalığı artırmada nasıl bir rol oynayabilir?  </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Medya, şiddeti meşrulaştırmadan ve mağduru suçlamadan haber yapmalı. Doğru dil kullanımı ve bilinçli yayın politikaları, toplumsal farkındalığı artırmada önemli. Ne yazık ki çok kısa süre önce Aydın’da öldürülen bir kadın arkadaşımız hakkında dahi çok çirkin ithamlarda bulunarak haber yaptılar. Hâlâ bunun mücadelesini veriyoruz. Bu, kadın cinayetlerini meşrulaştırmak için kasıtlı yapılan bir eylem. Medya çok güçlü bir araç, farkındalığı artırmada en etkili yollardan biri. Ama böyle haberlerle tam tersi etki yaratıyor.</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Kadınların ekonomik bağımsızlık kazanması, şiddetten kurtulmaları ve cinayetlerin önlenmesi açısından ne kadar etkili olabilir?  </span></i></p>
<p><b>&#8211;</b><span style="font-weight: 400;">Ekonomik bağımsızlık, kadınların şiddet ortamından çıkmalarını kolaylaştırır. İş güvencesi ve maddi destek, kadınların kendi hayatlarını kurmalarına yardımcı olur. Birçok kadın ekonomik güvencesi olmadığı için şiddet ortamını terk edemiyor. Ve maalesef şiddet giderek büyüyor.”</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Toplumda kadın cinayetlerine karşı farkındalığı artırmak için genç nesillere yönelik neler yapılmalı? Eğitim sisteminde nasıl bir değişim önerirsiniz?</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Eğitim müfredatına toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri eklenmeli. Gençlere eşitlik, saygı ve şiddetsizlik değerleri kazandırılmalı. Okullarda rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli. Aileler de bu sürece dahil edilmeli.”</span></p>
<h4><b>“Mücadele Devam Ediyor”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkü Hicret’in açıklamaları, Türkiye’de kadın cinayetlerinin önlenmesi için hem yapısal hem de toplumsal değişimlere ihtiyaç olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye genelinde veri toplama, hukuki destek ve farkındalık çalışmalarına devam ederken, Hicret’in sözleri kararlı bir mesaj taşıyor: “Kadınların yaşam hakkı için mücadelemiz sürecek. Bu ülke bir gün herkesin korkmadan, huzurla yaşayacağı bir yer olacak.”</span></p>
<p>Kapak Fotoğrafı: Depo Photos</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/kadinlarin-yasam-hakki-icin-mucadeleye-devam/">Kadınların yaşam hakkı için mücadeleye devam</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/kadinlarin-yasam-hakki-icin-mucadeleye-devam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ev genci” kimlik arayışında…</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ev-genci-kimlik-arayisinda/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ev-genci-kimlik-arayisinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 08:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6651</guid>

					<description><![CDATA[<p>Art&#305;k bireysel bir se&#231;im olmaktan &#231;&#305;kan &#8220;Ev genci&#8221; kavram&#305;, toplumsal ve psikolojik boyutlar&#305;yla dikkat &#231;eken karma&#351;&#305;k bir sorun. Mevcut destek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ev-genci-kimlik-arayisinda/">“Ev genci” kimlik arayışında…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Artık bireysel bir seçim olmaktan çıkan “Ev genci” kavramı, toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla dikkat çeken karmaşık bir sorun. Mevcut destek mekanizmalarının, yetersiz veya dağınık olduğunu vurgulayan uzmanlar, beceri kazandırmaya yönelik eğitim programları, gönüllülük projeleri, bireysel danışmanlıklar ve bilgilendirici psikoeğitimler gibi destek ağları kurulmasını önerdi.</b></h3>
<h4><b>Ali Esat Adak</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de özellikle son yıllarda artan işsizlik, yükselen konut fiyatları ve değişen sosyal beklentiler, gençlerin evden ayrılma yaşını giderek ileriye taşıyor. Artık yaygınlaşan bir şekilde karşımıza çıkan “ev genci” kavramı, 20’li yaşlarında eğitimini tamamlamış ya da tamamlamak üzere olan, işsiz veya güvencesiz çalışan, aktif sosyal yaşamı azalmış, çoğunlukla ailesiyle birlikte yaşayan ve evden dışarı çok çıkmayan, sosyal izolasyon yaşayan genç bireyleri tanımlıyor. Bu durum, sadece bireysel bir seçim olmaktan çıkarak, toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla dikkat çeken karmaşık bir sorun yumağına dönüşmüş durumda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ülkemizde giderek yayılan “ev genci” kavramı, uzmanların gözünden hem ekonomik ve sosyal bir çıkmazı hem de derin psikolojik yaraları ortaya koyuyor. Psikolog Beyza Öztürk ve Sosyolog Fatma Kuzu, “ev genci” konusunda çarpıcı değerlendirmeler yaptılar. </span></p>
<h4><b>“Toplumsal cinsiyet rolleri sürece yön veriyor”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyolog Fatma Kuzu, “ev genci” kavramını yalnızca bireysel bir durum olarak değil, toplumsal olguları da içinde barındıran çok katmanlı bir kavram olarak yorumluyor. Sosyolog Kuzu’ya göre bu terim, “eğitimini tamamlamış ancak herhangi bir yerde çalışmayan ve aile evinde yaşamını sürdüren gençler” için kullanılıyor. Ekonomik zorlukların bu durumun ortaya çıkmasında doğrudan etkili olduğuna işaret eden Kuzu, “Üniversite mezuniyetinin artık bir gelecek garantisi sunamaması, birçok gencin mezuniyet sonrası eve dönmesine ya da evde kalmasına yol açıyor. Mezun verilen bölüm fazlalığı, nitelikli eğitimin azalması ve özel sektördeki düşük ücretler gibi yapısal sorunlar, gençleri üretkenliklerini sergileyemeden eve yöneltiyor. ‘Ev genci’ kavramı, bireysel bir seçim değil, işsizlik ve yapısal sorunların bir ürünü olarak değerlendirilmesi gerekiyor” vurgusunda bulundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kültürel açıdan Türkiye toplumunun “çocuğunu koruyan ve sahiplenen yapısının” bunu pekiştirdiğini belirten Kuzu, sözlerine şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ailelerin, gencin ‘dinlenmesi’ ya da ‘iyi bir işi beklemesi’ gibi durumları olağan karşılaması, maddi destek sağlaması ve karar alma süreçlerinde etkili olmaya devam etmesi bireyin bağımsızlaşma sürecini geciktirebiliyor. Toplumsal cinsiyet rolleri de bu sürece yön veriyor. Kadınlar için evde kalmak geleneksel rollerle örtüşürken, erkekler için çalışmamak ‘tembellik’ veya ‘yetersizlik’ olarak algılanabiliyor. Bu da özellikle erkek ev gençleri için psikolojik baskıyı artırıyor. Ancak son yıllardaki ekonomik kriz, bu rolleri esneterek evde kalmayı kadın ya da erkek fark etmeksizin ortak bir sorun haline getirmiş durumda.”</span></p>
<h4><b>Varoluşsal boşluk, motivasyon kaybı ve hayata karşı amaç bulamama </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Psikolog Beyza Öztürk ise kavramı duygusal, bilişsel, davranışsal ve sosyal süreçleri temel alarak tanımlıyor. Psikolog Öztürk, bu tanıma göre ev gencini, “bireyleşme, kimlik oluşturma ve toplumsal roller üstlenme döneminde olan; ancak çeşitli içsel ve dışsal etmenler nedeniyle bu süreci sekteye uğrayan, sosyal hayattan çekilmiş, gelecek belirsizliği ve kaygısıyla baş etmeye çalışan genç birey” olarak açıklıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ev genci” statüsündeki gençlerde görülen duygusal ve zihinsel zorlukların, sosyal izolasyon, geleceğin belirsizliği, üretkenliğin azlığı ve umutsuzluk gibi faktörlerden beslendiğinin altını çizen Öztürk, bu durumun psikolojik iyi oluşu ciddi düzeyde etkilediğini belirterek şu açıklamayı yaptı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Gençler, kendileriyle ilgili olumsuz inançlar (başarısızım, beceriksizim) geliştirerek öz farkındalık ve benlik değerlerini azaltıyor. Varoluşsal boşluk, motivasyon kaybı ve hayata karşı amaç bulamama gibi duygular sıkça yaşanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ev gencinde depresif duygu durumları, uyku düzensizlikleri ve bilişsel çarpıtmalar sıkça görülüyor. Sosyal ortamlardan uzak kalan bireyler, zamanla iletişim kurmakta güçlük yaşıyor ve sosyal anksiyete, kaçınma gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Çalışmama, kendini gerçekleştirememe ve yaşıtlarının gerisinde kalma hissi, yoğun yetersizlik ve değersizlik duygusu yaratıyor. Aile ve çevre baskıları bu duyguları derinleştiriyor. Ayrıca, amaçsızlık, kararsızlık ve ertelemecilik gibi durumlar da sıkça görülüyor. Bunun sonucunda suçluluk duygusu, baskın hale geldiriyor.”</span></p>
<h4><b>Dijital dünya: Kurtarıcı mı, yalnızlığı derinleştirici mi?</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijitalleşme ve sosyal medya, ev gençlerinin sosyal çevreleriyle etkileşiminde ikili bir rol oynuyor. Sosyolojik açıdan bunu değerlendiren Kuzu, dijital platformların fiziksel olarak izole olmuş gençler için bir yandan sosyalleşme, kendini ifade etme ve gündemi takip etme imkânı sunarken, diğer yandan bu süreçlerin yüzeysel kalmasına neden olabildiğini belirtti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medyada yalnız olmadığını hisseden ve benzer sorunlar yaşayan kişilerle bağlantı kurarak dayanışma halinde olabildiklerini söyleyen Kuzu, sanal sosyalleşmenin gerçek hayattaki empati, yüz yüze iletişim ve dayanışmanın yerini asla tutmadığını, duygusal bağların daha eksik ve yüzeysel kaldığını kesin bir dille vurguladı. Kuzu, dijital ortamların bazen sorunlardan kaçış alanı olarak görüldüğünü ve bunun psikolojik yalnızlığı daha da artırabildiğine işaret etti.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital dünyanın hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğunu aktaran Öztürk, şunları anlattı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Olumlu etkisi, gençlerin coğrafi engelleri aşarak farklı insanlarla bağlantı kurmasına olanak sağlanıyor ve sosyal medya ile oyun platformları aracılığıyla arkadaşlıklarını sürdürebiliyor. Bu platformlar, özgüven ve benlik farkındalığını destekleyerek aidiyet duygusu sağlayabiliyor. Ancak sürekli bu platformlarda vakit geçiren ev genci, zamanla sosyalleşme, empati kurma, beden dili kullanma gibi sosyal becerilerden yoksun kalıyor ve gerçek ilişki kurmakta zorlanıyor. Dijital platformlardaki yüzeysel bağlantılar, sahte bir doyum yaratıyor ve sürekli başarılı görünen profillerle kıyaslama, yetersizlik ve öz değer düşüklüğüne yol açabiliyor. Bu durum, depresyon ve kaygı bozukluklarını besliyor, birey fiziksel dünyadan uzaklaşarak yalnızlığını daha da derinleştiriyor. Psikolojik gelişim aşamasında ailenin, gençlerin özgüven, bağımsızlık, sorumluluk alma ve kimlik gelişimi gibi süreçler üzerinde doğrudan etkileri var. Aşırı koruyucu ebeveyn tutumu, kişide öz yetersizliği, ebeveynlere bağımlılığı, bireyselleşememeyi ve risk almaktan kaçınma davranışlarını artırıyor. Bu durumda ev genci, dış dünyaya adım atmakta zorlanıyor ve konfor alanı olarak evde kalmayı tercih edebiliyor. Aşırı eleştirel ve mükemmeliyetçi ebeveyn tutumun ise özgüvensizliği, hata yapma korkusunu ve erteleme davranışlarını artırıyor. Tutarsız ve dengesiz aile dinamikleri de güvensizlik, kararsızlık ve istikrarsız öz değer yaratıyor, gençler, sınırlarını korumak ve benliğini tanımlamakta zorlanıyor.”</span></p>
<h4><b>“Ev genci olma, bireysel bir seçim değil, sistemin bir sorunu”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuzu, toplumun “ev genci” kavramına yaklaşımının büyük ölçüde olumsuz önyargılar ve kalıplaşmış etiketlemelerden oluştuğuna değinip sözlerine şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Türkiye gibi akademik hayatın, çalışma yaşamının ve üretkenliğin ‘başarı’ ile özdeşleştirildiği toplumlarda, çalışmayan gençler, çoğu zaman ‘tembel’, ‘sorumsuz’ veya ‘iş beğenmeyen’ gibi etiketlere maruz kalıyor. Ev gencinin yaşadığı durum, kişisel bir başarısızlık gibi algılanıyor. Oysa ev genci olma, bireysel bir seçim değil, sistemin bir sorunu. Bu durum, bireyin içine kapanmasına ve yalnızlaşmasına yol açabilir. Son yıllarda sosyal medyada ve gençlik platformlarında bu sorunun toplumsal bir mesele olduğuna dair farkındalık artıyor ve gençler yalnız olmadıklarını görerek dayanışmacı bir dil kurabiliyor.”</span></p>
<h4><b>Yetersiz destek mekanizmaları ve öneriler…</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Her iki uzman da “ev genci” olarak adlandırılan gençlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mevcut sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarının yetersiz veya dağınık bir yapıda olduğunu belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gençlerin yaşadığı sorunların yapısal olduğunu (eğitim, ekonomi, istihdam) ancak sunulan desteklerin genellikle bireysel çözümlerle sınırlı kaldığına dikkat çeken Kuzu’ya göre, artan üniversite sayısı ile niteliksiz ve plansız bir genişlemenin, her yıl ihtiyaçtan fazla mezun veren bölümlerin işsizlik oranlarını artırdığı yadsınamaz bir gerçek. Gençleri evde kalmaya iten işsizlik, fırsat eşitsizliği ve düşük ücretler sorununun kesinlikle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Kuzu, devlet destekli gençlik merkezleri, beceri kazandırmaya yönelik eğitim programları, gönüllülük projeleri ve yarı zamanlı destekli istihdam modelleri gibi somut adımlar atılmasını önerdi. Kuzu, ayrıca, işverenlere genç istihdamını artırmaya yönelik teşvikler sunulabileceğini ve gençlerin yalnız olmadığını hissetmeleri için aktif katılım sağlayabilecekleri alanlar açılması gerektiğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ev gençlerinin öğrenci ya da çalışan kimliğe tam dahil olamadıkları için sistemli mekanizmaların dışında kalabildiklerini ve onlara özel tanımlanmış bir grup olmadığı için destek bulmanın zorlaştığını belirten Öztürk, belediye, üniversite, gençlik merkezleri veya sosyal hizmet kurumlarıyla birlikte psikolojik destek programları oluşturulup, bireysel danışmanlıklar ve bilgilendirici psikoeğitimler gibi destek ağları kurulabileceğini önerdi. Öztürk, aile içi etkinlikler, seminerler ve rehberlik hizmetleriyle kişiler ve ailelerin bilinçlendirilebileceğini, gençleri sosyalleştirmek ve üretkenliklerini artırmak adına ortak aktiviteler (topluluk buluşmaları, sanat atölyeleri) düzenlenebileceğini anlattı. Son olarak Öztürk, alanında uzman disiplinli bir kadroyla gençlik danışma merkezleri kurulmasının, kişilerin erişilebilirliğini artırarak kapsayıcı ve güvenilir ağlar oluşturacağını dile getirdi.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ev-genci-kimlik-arayisinda/">“Ev genci” kimlik arayışında…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ev-genci-kimlik-arayisinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engellinin turizm hizmetlerine erişimi hayal</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/engellinin-turizm-hizmetlerine-erisimi-hayal/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/engellinin-turizm-hizmetlerine-erisimi-hayal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 06:36:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turizme eri&#351;im engelliler i&#231;in s&#305;n&#305;rl&#305; ve zor bir alan. Sorunun sadece fiziksel engellerle de&#287;il, toplumsal duyars&#305;zl&#305;k ve yetersiz d&#252;zenlemelerle derinle&#351;ti&#287;i, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/engellinin-turizm-hizmetlerine-erisimi-hayal/">Engellinin turizm hizmetlerine erişimi hayal</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Turizme erişim engelliler için sınırlı ve zor bir alan. Sorunun sadece fiziksel engellerle değil, toplumsal duyarsızlık ve yetersiz düzenlemelerle derinleştiği, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında ciddi eksikliklerimiz olduğunu belirten Doç. Dr. Salih Tellioğlu, erişilebilir turizmin sağlam yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. </b></h3>
<h4><b>Erdem Duru </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Turizm ve seyahat, herkesin hakkı olsa da engelli bireyler için bu hak, çoğu zaman yalnızca kâğıt üzerinde kalıyor. Seyahat acentelerinin internet sitelerinden, belediye otobüslerine, kaldırımlardan otel odalarına kadar turizme erişim engelli bireyler için hâlâ sınırlı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki engelliler için turizmde engelleri kaldırmak nasıl mümkün olabilir? 9. </span>Köy’ün sorularını yanıtlayan Alanya Üniversitesi Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Tellioğlu, “Engelliler için turizmde erişilebilirlik, yalnızca tesislerdeki rampalardan ya da özel odalardan ibaret değil; ulaşılabilir bir tatilde sorun, engelli bireyin evinden çıktığı anda başlıyor” dedi.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumun büyük bölümünün engelli bireylerin yaşadığı zorluklara karşı hâlâ duyarsız olduğuna işaret eden Doç. Dr. Tellioğlu, şunları anlattı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sorunun çözümü için seyahat acentelerinden, belediyelere, otel yönetimlerine kadar, toplumun tüm kesimlerin gerekli önlemleri alması gerekiyor. Engelli bireyler toplum içinde daha sık yer aldıkça, daha çok istihdam edildikçe ve onların geliri arttıkça turistik faaliyetlere daha sık katılacaktır. Bu faaliyetlere katılabilme konusuna gelince de birçok sorun ile karşılaştıklarını söyleyebiliriz. Örneğin; seyahat acentelerinin web sayfaları görme engelliler için ne kadar erişilebilir? Engelli bir bireyin tatile gideceği noktada evinden çıktığında başlayan ulaşım sorunu, otele varıncaya kadar ne yazık ki devam ediyor. Yani konu sadece otelin içerisindeki eksiklikler değil, oraya gelinceye kadar engelli bireyler birçok eksiklik ile karşılaşıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beni en çok etkileyen şeylerden biri, belediye otobüslerinin durakta tekerlekli sandalyeli bir yolcu gördüğünde bazen durmadan geçip gitmesi oldu. Çünkü şoför asansörü indirip o kişiyi araca almak zorunda kalıyor ama bunu yapmak istemeyenler varmış. Hakikaten çok üzücü bir tablo. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaldırımlar ve rampaların önüne yapılan parklar da engelli bireylerin günlük yaşamını zorlaştırıyor. Bu konuda en etkili çözüm, eğitimden geçiyor.” </span></p>
<h4><b>“Erişilebilir turizm, sağlam yasal düzenlemelerle desteklenmeli”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı ve turizmde erişilebilirliğin destekle mümkün olduğunun altını çizen Doç. Dr. Tellioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6646 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />“Ülkemizde sadece toplumsal farkındalık değil, yasal düzenlemeler de yetersiz. Turizm sektörüne ilişkin bir örnek vermek gerekirse, 300 odalı bir otelde sadece 3 erişilebilir oda bulundurma zorunluluğu var. Bu oran, gerçekten çok düşük. Grup olarak seyahat eden engelli bireyler, aynı otelde kalamıyor. Oysa bu odalar sadece engelli bireyler için değil, yaşlı turistler için de konforlu. Diğer misafirlerin de rahatlıkla kullanabileceği şekilde tasarlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle ülkemize en çok turistik gönderen ülkelerdeki engelli bireylere yönelik maddi ve manevi destekler, onların turistik faaliyetlere daha çok katılmasını sağlıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erişilebilir turizm, yalnızca iyi niyetle değil, sağlam yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’de 2005 yılında kabul edilen 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun önemli bir başlangıçtı. Sonrasında olumlu adımlar atıldı ancak gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında hâlâ ciddi eksikliklerimiz var.”</span></p>
<h4><b>“Alanya, engelsiz turizm konusunda öne çıktı”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Erişilebilir turizm konusunda Alanya’nın Türkiye genelinden önce adım attığını ancak bunun yetersiz olduğunu anımsatan Doç. Dr. Tellioğlu, “2003 yılında, Alanya Belediye Meclisi, ‘Herkes için turizm’ projesini devreye soktu. 2011’de de ‘Engelsiz turizm kendi Alanya’ projesine imza atıldı. Bazı bakanlıklar da bu projeye destek verdi ve Alanya, engelsiz turizm konusunda öne çıktı. Tabii bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, Alanya’da hâlâ giderilmesi gereken eksiklikler olduğunu da söylemem gerekiyor” diye konuştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6645" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-3-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />.          <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6644" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-300x225.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-1024x768.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-150x113.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-768x576.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-1536x1152.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/EngelliDostuTurizm-2-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<h4><b>“Almanya ve İspanya, örnek alınabilir”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Erişilebilirlik konusunda bazı Avrupa ülkelerinin çok daha ileride olduğunu belirten Tellioğlu, Türkiye’nin de bu iyi uygulamaları örnek alması gerektiğini vurgulayıp sözlerini şöyle bitirdi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Engelliler ile ilgili düzenlemeler noktasında Almanya örnek alınabilir. Almanya sosyal politikalara çok önem veren bir ülke. Ama turizm kapsamında değerlendirecek olursak İspanya’nın bu konudaki çalışmaları da örnek alınabilir. Dünyada bu konudaki sosyal politikalardan ve engellilere yönelik düzenlemeleri takip etmek ve iyi uygulamaları ülkemize de kazandırmak gerekiyor.” </span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/engellinin-turizm-hizmetlerine-erisimi-hayal/">Engellinin turizm hizmetlerine erişimi hayal</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/engellinin-turizm-hizmetlerine-erisimi-hayal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Algoritma sansüründe gazetecilik</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/algoritma-sansurunde-gazetecilik/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/algoritma-sansurunde-gazetecilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 08:16:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6636</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital platformlardaki g&#246;r&#252;n&#252;rl&#252;k yar&#305;&#351;&#305;nda ba&#287;&#305;ms&#305;z gazeteciler, e&#351;itsiz algoritmalarla m&#252;cadele ediyor. Dr. Saran, &#8220;Algoritmalar&#305;n &#351;ekillendirdi&#287;i dijital g&#246;r&#252;n&#252;rl&#252;k, gazetecili&#287;i hem var ediyor [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/algoritma-sansurunde-gazetecilik/">Algoritma sansüründe gazetecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Dijital platformlardaki görünürlük yarışında bağımsız gazeteciler, eşitsiz algoritmalarla mücadele ediyor. Dr. Saran, “Algoritmaların şekillendirdiği dijital görünürlük, gazeteciliği hem var ediyor hem de boğuyor” uyarısı yaptı.</b></h3>
<h4><b>Melek Çelik</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteciliğin dijital platformlara kaydığı bir çağda, görünür olmak mı önemli, bağımsız kalmak mı? Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ceren Saran, Türkiye’de genç gazetecilerin karşılaştığı yeni sansür biçimlerini, dijital bağımlılığı ve ekonomik sürdürülebilirliği Media4Democracy’ye değerlendirdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6639 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-300x200.jpeg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-300x200.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-1024x682.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-150x100.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-768x512.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-1536x1023.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10-272x182.jpeg 272w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.10.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Alternatif medya kuruluşlarının, siyasi ve ekonomik baskılara direnmeye çalıştığını, özellikle dijital platformlardaki görünürlük yarışında bağımsız gazetecilerin eşitsiz algoritmalarla mücadele ettiğini anlatan Dr. Saran’a göre, “özgür medya” kavramı, geniş ve bağlama göre değişkenlik gösteren bir olgu. Türkiye bağlamında bu kavramın, öncelikle gazetecilik faaliyetinin siyasi iktidar ve çeşitli güç odaklarından etkilenmeden yürütülmesini ifade ettiğini vurgulayan Dr. Saran, bugün “özgür medyanın”, siyasi baskılardan olduğu kadar, algoritma ve platform politikalarından da bağımsız olmayı gerektirdiğine dikkat çekti.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Google algoritmalarının etkisiyle kapanan Gazete Duvar örneğini anımsatan Dr. Saran, “Haberi önceleyen yayın çizgileri, algoritmalara yeniliyor. Algoritmaların şekillendirdiği dijital görünürlük, gazeteciliği hem var ediyor hem de boğuyor” dedi. </span></p>
<h4><b>Devletin yerini algoritmalar mı aldı?</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Eskiden sansür denildiğinde akla öncelikle devlet baskısı gelirdi. Ancak bugün medya üzerinde etkili olan sansür mekanizmaları yalnızca siyasi iktidardan kaynaklanmıyor. Dr. Saran’a göre, algoritmalar, platform politikaları ve dijital reklam sistemleri de dolaylı yoldan sansür işlevi görebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6637 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1-300x200.jpeg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1-300x200.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1-150x100.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1-768x512.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1-272x182.jpeg 272w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-1.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Yeni baskı biçimlerine dair çarpıcı bir örnek, geçtiğimiz aylarda Gazete Duvar’ın kapanmasıyla gündeme geldi. Dr. Saran, 2016’dan beri alternatif medya alanında nitelikli habercilik yapan Gazete Duvar’ın, Google algoritmalarının etkisiyle yaşadığı ekonomik darboğazı aşamayarak yayın hayatına son vermek zorunda kalmasını dikkat çekici buluyor. Çünkü Gazete Duvar, habercilikte kaliteyi önceleyen, algoritmalarda öne çıkacak içerikler üretmektense bağımsız gazeteciliği tercih eden bir yayın politikası izliyordu. Dr. Saran, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bu gibi faktörler, zaman zaman birer sansür mekanizması gibi işleyebilir; aynı zamanda tüm bu zorluklara rağmen benimsenen eleştirel editoryal politikaların sonuçları olarak da değerlendirilebilir.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"> Örneğin, geçtiğimiz aylarda Gazete Duvar’ın kapanması; Google algoritmaları ve platform kapitalizminin, bağımsız dijital yayıncılar açısından yarattığı olumsuz etkileri ortaya koyan çarpıcı bir örnektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2016’dan bu yana son derece nitelikli bir gazetecilik pratiği sürdüren, ana akım medyada yer bulamayan birçok iyi gazeteci ve yazarı bünyesinde toplayan bu alternatif medya kuruluşu; Google’ın yarattığı eşitsiz koşulların derinleşmesi ve ekonomik darboğaz nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazete Duvar, ana akım habercilik anlayışı yerine alternatif haberciliği; arama motorlarında öne çıkacak içerik stratejileri yerine ise haberi önceleyen bir yayın çizgisini benimsemişti. Dolayısıyla bu örnekten farklı ve önemli sonuçlar çıkarmak mümkündür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özgürlük, oldukça geniş bir kavramdır ve bakış açısına göre farklılık gösterir. Türkiye’de ‘özgür medya’ denildiğinde ise genellikle gazetecilik faaliyetini, siyasi iktidar ve diğer güç odaklarından etkilenmeden yürütebilen medya kuruluşları akla gelir. Bu bağlamda, alternatif medya olarak tanımlanan yapı; uzun yıllardır istikrarlı biçimde faaliyet gösteren Evrensel ve BirGün gibi konvansiyonel yayınlarla birlikte, Bianet, Diken, Artı Gerçek gibi dijital doğumlu haber sitelerini kapsar. Sosyal medya haberciliği yapan yeni nesil gazetecilik pratiklerinin de bu dijital doğumlu alternatif medyaya eklenmesiyle alandaki çeşitlilik artmıştır. Ancak bu organizasyonlar, siyasi iktidar ve sermaye çevrelerinden görece bağımsız çalışsalar da bu çevrelere mesafeli durmalarından kaynaklanan ekonomik zorluklar ile siyasi, hukuki ve idari baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. Habere ulaşma konusunda da dezavantajlı konumda olan bu yapılar, dijital medya ve platformların sunduğu içerik dağıtım ve görünürlük imkânlarını kullanarak haberlerini daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışmaktadır. Konvansiyonel medyadaki sınırlamaların aşıldığı düşünülen dijital ortamda ise mevcut eşitsizlikler, güçlü olanı daha da güçlendiren; güçsüz olanın ise bir ileri bir geri adım atarak yerinde saymasına neden olan algoritmalar üzerinden yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla mutlak bir özgürlükten söz etmek, ne yazık ki mümkün değildir.”</span></p>
<h4><b>Görünmeyen sansür: Shadowban ve Algospeak</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6638 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-300x169.jpeg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-300x169.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-150x84.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09-768x432.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/WhatsApp-Image-2025-06-04-at-21.27.09.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Dr. Ceren Saran, dijital platformlarda son dönemde belirginleşen yeni bir sansür biçimine işaret etti: Algoritmik görünmezlik. Özellikle Ekim 2023 sonrası Filistin yanlısı içeriklerin görünürlüğünün azalması, “shadowban” adı verilen gizli sansür yöntemini tekrar gündeme getirdi. Saran, bu yöntemi şöyle açıklıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Shadowban, bir içeriğin açık bir yasaklama ya da bildirim olmadan diğer kullanıcılar için görünürlüğünün azaltılması şeklinde işleyen bir sansür mekanizmasıdır. Bu uygulama yalnızca içerikleri değil, haberleri de görünmez kılarak haberin etkisini zayıflatan ve toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştiren ciddi bir soruna dönüşüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu görünmez sansürden kaçmak için geliştirilen bir diğer strateji ise ‘Aalgospeak. Özellikle Instagram ve TikTok gibi platformlarda sıkça rastlanan ‘Algospeak’ yöntemi; algoritmaların ‘olumsuz’ ya da ‘hassas’ kabul ettiği kelimeleri algılamasını önlemek amacıyla kelimelerin bazı harflerinin sembollerle değiştirilmesi anlamına geliyor. Örneğin ‘sldırı, şddet, tciz, tcavüz, b*mba’ gibi yazımlar buna örnek.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu pratiğin haber içeriklerine de sirayet ettiğini ve bunun düşündürücü boyutlara ulaştığını belirten Dr. Saran, “Haber içeriklerinde, doğrudan konunun özüyle ilgili kelimelerin bu şekilde sansürlenmesi; editoryal ve kamusal sorumluluğa sahip medya kuruluşlarının da bu yönteme başvurması bana oldukça tuhaf geliyor. Bu durum, platformlarda algoritmalara uygun haberlerin öne çıkmasına ve giderek bu algoritmalara uyumlu bir habercilik anlayışının benimsenmesine neden oluyor. Böylece, bir tür otosansür gelişiyor ve bu durum adeta bir editoryal politika hâline geliyor” uyarısında bulundu.</span></p>
<h4><b>Sadece dijital mecralara yaslanan medya modelinin sürdürülebilirliği   </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medya ve dijital platformlar gazeteciler için hem bir fırsat hem de bir tuzak olabilir mi? Dr. Saran, bu konuda dikkatli bir denge kurulması gerektiğini vurgulayıp şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bu platformlar için mutlak olarak olumlu veya olumsuz diyemeyiz, her iki açıdan da sonuçları olduğunun farkında olmalı ve buna uygun bir denge kurmak gerekir. Medya organizasyonları açısından dijital platformlar, algoritmik bir dağıtım açısından bir avantaj sunuyor. Ama bu avantaj, konvansiyonel medya ve düzenin, mevcut eşitsizliklerini yeniden üreten koşullar altında sunulan bir avantaj oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital platformlara tamamen bağımlı hale gelen medya kuruluşları, algoritmalarda yaşanan en küçük değişiklikte savrulabiliyor. Örneğin 2018-19 dolaylarında Facebook bir değişikliğe giderek platformdaki linke tıklayarak websitesine giden kullanıcının etkileşim verilerinin, websitesi trafiğine etki etmesini engellemişti. Bu uygulama, haber siteleri açısından, websitesine sosyal medyadan gelen trafiğin büyük ölçüde azalmasına ve reklam gelirlerinin düşmesine yol açmıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu nedenle, sadece dijital mecralara yaslanan bir medya modelinin sürdürülebilirliğinin sorgulanması gerekiyor. Sadık bir okur kitlesi oluşturma önem taşıyor. Öte yandan sosyal medyanın bireysel gazeteciler açısından sunduğu imkânlar da yadsınamaz. Gazetecilerin sosyal medya platformları aracılığıyla oluşturulan dijital imaj; okur ve takipçi kitlesi geliştirmeye, kendi haberlerinin kurumsal hesaplardaki/sitedeki etkileşim ve erişim oranlarının yükseltilmesine ve kurumla kurdukları bağın güçlenmesine, kariyerlerine olumlu etki eden bir kaldıraç olarak kullanılıyor. Hoşlanmadığım tabirle, sosyal medya platformlarının bir ‘markalama’ aracı işlevi üstlendiğini görüyoruz ama günümüz koşullarında bu anlaşılabilecek bir durum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetle, olumlu sonuçlar da yaratan bir bağımlılık durumu söz konusu, özgürlükten bahsetmek bence mümkün değil.”</span></p>
<h4><b>“Ekonomik sürdürülebilirlik, ifade özgürlüğünün ön koşulu” </b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital çağda ifade özgürlüğü yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik bir mesele haline geldi. Medya kuruluşlarının ayakta kalmakta zorlanmasının, doğrudan ifade özgürlüğünü tehdit ettiğinin altını çizen Dr. Saran, bu durumun hem kurumsal hem bireysel düzeyde etkileri olduğunu belirtip sözlerine şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Etkiliyor, ifade özgürlüğü için gerekli olan kürsü olan medya kuruluşu, tüm zorluklara rağmen varlığını sürdürmeye çalışırken kendini ne kadar koruyabiliyor, bu iddialarını ne kadar sürdürebiliyor? Bazı durumlarda, Gazete Duvar örneğinde olduğu gibi varlığını sürdüremeyerek ortadan kalkmış oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımsız veya alternatif medya kuruluşlarının maaş ödeyemediği, nitelikli gazetecileri elde tutmakta zorlandığı ve temel giderlerini karşılamakta güçlük çektiği bir ortamda, ekonomik sürdürülebilirlik, ifade özgürlüğünün ön koşulu haline geliyor.”</span></p>
<h4><b>Gazetecilerin editoryal bağımsızlıklarını zedeleyebilecek durumlar</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital platformlar, genç gazeteciler için görünürlük sağlarken, aynı zamanda onları yeni türden zorluklarla da karşı karşıya getiriyor. Görünürlük elde etmek kolay olsa da Dr. Saran’a göre, bağımsızlığı sürdürebilmek, çok daha karmaşık bir mesele. Dr. Saran, açıklamalarını şöyle sürdürdü: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Genç gazeteciler, dijitalleşmenin getirilerinden faydalanarak kendini görünür kılabilir. Ancak bağımsız gazetecilik pratiklerinde en önemli konulardan biri, sürdürülebilir bir ekonomik model geliştirebilmek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Platformların içerik üreticilerinden yaptığı yüksek kesintiler, gelir modelinin reklama ve sponsorluğa dayanması gibi nedenlerle gazeteciler sıkça editoryal bağımsızlıklarını zedeleyebilecek durumlarla karşılaşıyor</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YouTube’un katıl modelinde yüzde 30 civarı bir kesinti yaptığını biliyoruz. Ana gelir modelinin sponsorluk olması, editoryal sorunlar doğuruyor. Nevşin Mengü’nün aldığı vitamin reklamı, 3 yıldır konuşuluyor ve gazetecinin sponsorluk ve reklam alması hâlâ tartışılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Serbest gazetecilik ise telif ücretlerinin düşüklüğü, güvencesizlik ve gelir istikrarsızlığı nedeniyle herkesin sürdürebileceği bir yol olmaktan uzak. Bu koşullarda bağımsızlık, çoğu zaman yalnızca idealde kalan bir hedefe dönüşüyor. Üstelik Türkiye gibi basın özgürlüğünün her yıl gerilediği bir ülkede, zaten Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 159. sırada olan ve her sene geriye giden bir ülke olan Türkiye’de bağımsız gazetecilik, daha da çetrefilli bir konu haline geliyor.”</span></p>
<h4><b>“Dijital çağın gazetecisi, aynı zamanda algoritmalarla da konuşmayı bilmeli”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Görünür olmak isteyen bir gazetecinin sadece iyi haber yazması yetmiyor. Günümüzde haber okuma alışkanlıklarının değiştiğini, kullanıcıların “enformasyon yorgunluğu” yaşadığını belirten Saran, hedef kitleyi anlayabilmenin kritik olduğunu söyledi. Gazetecilik becerilerinin artık çok yönlü hale gelmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Saran, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Dijital çağın gazetecisi, aynı zamanda algoritmalarla da konuşmayı bilmeli. Her şeyden önce dijital platform ekosistemi, platform politikaları ve güncel algoritma faktörleriyle ilgili eleştirel bir bakış geliştirmesi gerekir. Özellikle bu mecralarda başarılı şekilde var olabilmek için platform kültürlerine hâkim olması, buralarda yeterince gözlem ve pratik yapmış olması, bu platformların yerlisi olması beklenir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Haber okumaktan kaçınan bir hedef kitlenin nelerden sıkıldığı, neleri görmek ve görmek istemediği de yapılması gereken önemli tespitler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İyi bir haber ve gazetecilik altyapısının üzerine dijital ve algoritmik okuryazarlık, dijital araç ve yapay zekâ araçlarını etkin kullanabilme, dijital kültür ve platform trendlerine hâkim olma, kullanıcı davranışlarını anlamlandırabilme ve bunu gazetecilik faaliyetlerine entegre edebilme gibi beceriler inşa etmek gerekiyor.”</span></p>
<p>Haber Görseli: Depo Photos</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/algoritma-sansurunde-gazetecilik/">Algoritma sansüründe gazetecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/algoritma-sansurunde-gazetecilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğal taşlarla hayatını değiştirdi</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/dogal-taslarla-hayatini-degistirdi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/dogal-taslarla-hayatini-degistirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6614</guid>

					<description><![CDATA[<p>33 y&#305;l &#246;nce evde tak&#305; yapmaya ba&#351;layan &#350;im&#351;ek, Yalova&#8217;da do&#287;al ta&#351;lar&#305; &#351;ifaya d&#246;n&#252;&#351;t&#252;ren isim oldu.&#160; Hatice Ersan Yalova&#8217;da ya&#351;ayan &#214;zden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/dogal-taslarla-hayatini-degistirdi/">Doğal taşlarla hayatını değiştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>33 yıl önce evde takı yapmaya başlayan Şimşek, Yalova’da doğal taşları</b> <b>şifaya dönüştüren isim oldu. </b></h3>
<h4><b>Hatice Ersan</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Yalova’da yaşayan Özden Şimşek, 33 yıl önce evinde takı yaparak başladığı yolculukta bugün doğal taşlar konusunda Türkiye’nin tanınan isimlerinden biri haline geldi. Almanya doğumlu eşiyle birlikte bu işi sürdüren Şimşek, yıllar boyunca sabır ve emekle doğal taşları, sadece takıya değil, şifaya da dönüştürüyor.  </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6616 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-225x300.jpeg 225w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-768x1024.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-113x150.jpeg 113w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-1152x1536.jpeg 1152w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-1536x2048.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/5BEF08C5-0413-4E88-BE53-9DD631002684-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Takı işine ilk başladığında çevresindekilerin şaşkınlıkla karşıladığını anlatan Şimşek, “İnsanlar ilk başta ne yaptığımı pek anlamıyordu, hatta garipsiyorlardı. Ama şimdi doğal taşlara büyük bir ilgi var. Oysa Avrupa’da bu taşlar yıllardır kullanılıyor” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğal taşların enerjisine inanan Şimşek, taşların sadece estetik değil, aynı zamanda ruhsal ve fiziksel faydalar sunduğuna dikkat çekip “Bu taşların evde bulundurulması, negatif enerjiyi uzaklaştırır, pozitif enerji verir. Vücuda takıldığında ise ağrılara, özellikle de eklem ağrılarına ve nazara karşı şifa sağlar” vurgusu yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En çok tercih edilen taşlardan biri olan akik taşı, nazara ve eklem ağrılarına iyi gelmesiyle öne çıkıyor. Şimşek, özellikle ametist taşını öneriyor. Ametist taşı, </span><span style="font-weight: 400;">sakinleştirici enerjisiyle öne çıkıyor, stres ve kaygıyı hafifletmeye yardımcı oluyor, zihinsel berraklık ve sezgi gücünü artırıyor, mistik ve ruhsal açılardan da oldukça değerli.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurtdışından özel olarak temin ettiği doğal taşlarla üretim yapan, “Önceki işler gibi değil, biraz durgunluk var” diyen Şimşek, ekonomik durgunluktan etkilense de tutkusundan asla vazgeçmiyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-6618" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-300x225.jpeg" alt="" width="251" height="188" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/56D44FAA-9598-46A9-A0CA-EA6D25796C22-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />    <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-6619" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-225x300.jpeg" alt="" width="144" height="192" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-225x300.jpeg 225w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-768x1024.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-113x150.jpeg 113w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-1152x1536.jpeg 1152w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-1536x2048.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D52A7E66-BB11-46B7-A887-AAFAABB4977F-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 144px) 100vw, 144px" />    <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-6620" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-225x300.jpeg" alt="" width="146" height="195" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-225x300.jpeg 225w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-768x1024.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-113x150.jpeg 113w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-1152x1536.jpeg 1152w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-1536x2048.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/D321D46F-4C42-4C75-851F-95EAA9FA1611-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 146px) 100vw, 146px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayata ve insanlara duyduğu sevgiye işaret eden Şimşek, “İnsanları çok seviyorum, hayatı çok seviyorum ama taşları aşırı seviyorum. Bu sevgimi taşların enerjisine ve doğanın mucizesine borçluyum” diyerek sözlerini tamamlıyor.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/dogal-taslarla-hayatini-degistirdi/">Doğal taşlarla hayatını değiştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/dogal-taslarla-hayatini-degistirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Organ” şeklindeki ürünler, çocukların ruh sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/organ-seklindeki-urunler-cocuklarin-ruh-sagligini-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/organ-seklindeki-urunler-cocuklarin-ruh-sagligini-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 07:30:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6608</guid>

					<description><![CDATA[<p>V&#252;cut par&#231;alar&#305;na benzeyen &#351;ekerlemeler, &#231;ocuklar&#305;n hayal d&#252;nyas&#305;n&#305; olumsuz etkileyebiliyor, korku, tiksinti ve ac&#305; gibi do&#287;al tepkileri bast&#305;rmalar&#305;na yol a&#231;abiliyor. Yasemin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/organ-seklindeki-urunler-cocuklarin-ruh-sagligini-tehdit-ediyor/">“Organ” şeklindeki ürünler, çocukların ruh sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Vücut parçalarına benzeyen şekerlemeler, çocukların hayal dünyasını olumsuz etkileyebiliyor, korku, tiksinti ve acı gibi doğal tepkileri bastırmalarına yol açabiliyor.</b></h3>
<h4><b>Yasemin Dikici</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Son zamanlarda marketlerde ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan insan uzvu şeklindeki abur cuburlar, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Özellikle parmak, göz ve beyin gibi vücut parçalarını taklit eden bu ürünlerin, çocukların hayal dünyasında yarattığı olası etkiler uzmanları endişelendiriyor. Peki, masum gibi görünen bu atıştırmalıklar çocukların psikolojisini nasıl etkiliyor? Konu ile ilgili olarak Uzman Psikolog Hüseyin Erol ve Aile Danışmanı Murat Ürgen ile konuştuk. Uzmanlar, bu tür şekerlemelerin çocukların korku, tiksinti ve acı gibi doğal tepkilerini bastırmasına yol açabileceğini savunuyor.</span></p>
<h4><b>“Çocuğun zihninde kalıcı ve korkutucu imgeler bırakabiliyor”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6609 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-300x200.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-1024x683.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-150x100.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-768x512.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-1536x1024.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-2048x1365.jpg 2048w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Huseyin-Erol-272x182.jpg 272w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Uzman Psikolog Hüseyin Erol, insan uzvu biçimindeki abur cuburların küçük yaştaki çocuklarda gerçek ile oyun arasındaki sınırı bulanıklaştırabileceğine dikkat çekerek “Çocuklar, gördükleri her şeyi keşfetmeye ve denemeye çalışır. Bir insan parmağı ya da gözü gibi görünen şekerin ‘yenebilir’ olması, zihinlerinde yanlış bağlantılar kurmalarına yol açabilir” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu ürünlerin çocukların oyun sırasında arkadaşlarına zarar verme gibi tehlikeli davranışlara kapı aralayabileceği belirten Erol, çocuklarda korku ve kaygı düzeyini artırabileceğine işaret edip şu değerlendirmeyi yaptı: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Göz veya beyin şeklindeki şekerlemeler, çocuğun zihninde kalıcı ve korkutucu imgeler bırakabiliyor. Böyle bir etki, çocuğun dünyasında şiddeti ve korkuyu sıradanlaştırma riski barındırıyor. Gece kâbusları, uyku düzensizlikleri ve alt ıslatma gibi sorunlar, bu ürünlerin yaygınlaşmasıyla artabilir. Gerçek ile hayal arasındaki çizginin belirsizleşmesi, çocukların şiddeti bir oyun unsuru gibi görmesine sebep olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çocukların gelişiminde beden bütünlüğü kavramı önemli. Bu kavram, ‘şaka’ veya ‘oyun’ gibi gösterilmesi, empati duygusunu zayıflatabilir. Bu tür ürünler, başkalarına zarar vermeyi sıradan bir eğlence gibi sunabilir. Başkasının canını yakmayı ya da zarar vermeyi bir oyun gibi algılayabilen çocuk, zamanla arkadaşına vurmayı ya da kendisine zarar verildiğinde yardım aramayı ‘abartılı’ bulmaya başlayabilir. Bu da çocuğun şiddeti normalleştirmesine ve kendini ifade etmemesine yol açabilir.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ailelerin yanı sıra üretici firmaların da bu konuda daha hassas olması gerektiğini vurgulayan Erol, sözlerini “Sadece aileler değil, bu ürünleri tasarlayan ve pazarlayan firmalar da çocuk psikolojisini göz önünde bulundurmalı” uyarısında bulunarak tamamladı.</span></p>
<p><b>“Yetişkine komik gelen bir detay, çocuğun hayal dünyasında kabusa dönüşebilir”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-6612 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-300x232.jpg" alt="" width="222" height="172" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-300x232.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-1024x791.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-150x116.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-768x593.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen-1536x1187.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Murat-Urgen.jpg 2000w" sizes="(max-width: 222px) 100vw, 222px" />Aile Danışmanı Murat Ürgen ise, çocukların sağlıklı besinlere yönlendirilmesi gerektiğini ve empati duygusunu besleyen oyunların desteklenmesinin önemini vurgulayıp “Çocuğun duygularını açıkça paylaşabileceği güvenli ortamlar yaratmak ve gerçek ile hayali ayırt etmesine yardımcı olmak hem ailelerin hem de toplumun öncelikli görevidir” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yetişkinlerin “masum şaka” gibi gördüğü şeylerin çocuklar için ciddi korkular yaratabileceğinin altını çizen Ürgen, “Bir yetişkin için komik gelen bir detay, çocuğun hayal dünyasında kabusa dönüşebilir. Mizah anlayışı yaşa göre değişir ve çocukların hassasiyetleri göz ardı edilmemelidir. Aileler, çocuklarının tepkilerini yakından gözlemlemesi ve bu tarz ürünlerin etkilerini hafife almaması gerekir” uyarısında bulundu.</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/organ-seklindeki-urunler-cocuklarin-ruh-sagligini-tehdit-ediyor/">“Organ” şeklindeki ürünler, çocukların ruh sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/organ-seklindeki-urunler-cocuklarin-ruh-sagligini-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Foto muhabirliğinin değişen doğası</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/foto-muhabirliginin-degisen-dogasi/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/foto-muhabirliginin-degisen-dogasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 07:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ge&#231;en g&#252;n daha zor ko&#351;ullarda yap&#305;lan foto muhabirli&#287;i, T&#252;rkiye&#8217;de giderek daha az ilgi g&#246;ren bir meslek haline geliyor.&#160; Delal [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/foto-muhabirliginin-degisen-dogasi/">Foto muhabirliğinin değişen doğası</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Her geçen gün daha zor koşullarda yapılan foto muhabirliği, Türkiye’de giderek daha az ilgi gören bir meslek haline geliyor. </b></h3>
<h5><b>Delal Meltem Demir</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda hem sokakta çalışan gazetecilere yönelik baskılar hem de bilgi kirliliği artarken, doğrulanabilir görsel bilgiye ulaşmak da giderek zorlaşıyor. Gazeteciliğin hem en görünür hem de en çok hedef alınan alanlarından biri olan foto muhabirliği, her geçen gün daha zor koşullarda yapılıyor. Polis müdahaleleri, keyfi gözaltılar, darp, dijital sansür ve hedef gösterilme; artık birer istisna değil, günlük deneyim haline gelmiş durumda. Özellikle sosyal medyanın haberleşmede başat rol üstlendiği günümüzde, görsel belgeler daha da büyük bir politik anlam taşıyor. Fotoğraf, artık yalnızca bir tanıklık değil, aynı zamanda iktidar tarafından kontrol edilmek istenen bir hafıza aracı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de özellikle sokakta görev yapan foto muhabirleri, sadece haber peşinde koşmuyor; aynı zamanda şiddetin, sansürün ve sistematik baskıların tanıklığını da üstleniyor. Geçtiğimiz aylarda Saraçhane’deki eylemlerde birçok foto muhabiri darp edildi, ekipmanlarına el konuldu ve bazıları görüntü aldıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel ile Gazeteci ve foto muhabiri Hayri Tunç, mesleğin değişen doğasını ve karşılaştıkları engelleri anlattı.</span></p>
<h4><b>“Yapay zekânın etkisiyle sahte görüntülerin dolaşıma sokulması daha da kolaylaştı”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Foto muhabirliğinin dünyayla paralel bir gelişim gösterdiğini ancak Türkiye’deki foto muhabirlerin, çalıştıkları kurumların önüne geçtiğini belirten Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel, özellikle yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte, sosyal medyada paylaşılan sahte görüntülerin ayırt edilmesinin güçleştiğine dikkat çekti. Bu durum foto muhabirlerinin kimliğini her zamankinden daha önemli hale getirdiğini vurgulayan Özel, şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<div id="attachment_6601" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6601" class="wp-image-6601 size-medium" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-300x200.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-1024x683.jpg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-150x100.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-768x512.jpg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-1536x1024.jpg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-2048x1365.jpg 2048w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Riza-Ozel-272x182.jpg 272w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-6601" class="wp-caption-text">Rıza Özel</p></div>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bugün Türkiye’de foto muhabirleri dünyadaki birçok önemli işe imza atıyor, dünyanın pek çok önemli organizasyonlarından ödüller alıyorlar. Ama maalesef gazeteler, ajanslar bu dönüşüme ayak uydurmakta yetersiz kaldılar diyebiliriz. Dünyada da benzer durumlar var, sadece Türkiye’de değil bu durum. Ama maalesef, Türkiye’de kaynak sorgulama kültürü çok daha zayıf. İnsanlar sosyal medyada gördüklerine sorgulamadan inanır hale geldi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ teknolojilerinin etkisiyle birlikte sahte görüntülerin dolaşıma sokulması daha da kolaylaştı. Bu noktada güvenilir gazeteci ve foto muhabirlerinin önemi arttı. Bir örnek olarak Saraçhane protestolarında Pikachu kostümlü kişinin sosyal medyada yaygın şekilde kullanılan sahte görüntüsünü gösterebiliriz. Biliyorsunuz polislerden kaçan Pikachu’nun videosu vardı. Ama üzerine üretilmiş bir sürü yapay zekâ fotoğrafı sosyal medyada dolaşıma sokuldu. İnsanlar gerçek mi değil mi, ayırt edemiyor. O yüzden artık fotoğrafın içeriğinden ziyade, o fotoğrafı çeken kişinin kimliği, güvenilirliği de önem kazanıyor.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Saraçhane eylemlerini takip edip fotoğraf çektikleri için gözaltına alınan gazeteciler için Türkiye Foto Muhabirleri Derneği olarak aktif şekilde mücadele ettiklerine değinen Özel, bu tür durumlara sessiz kalmamalarının nedenini şöyle açıkladı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bizim arkadaşlarımızın orada yaşadıkları asıl sorun şu: Hukuksuz bir şekilde, yaptıkları işten kaynaklı gözaltına alınmaları. Başka bir şey olsa bu kadar tepki uyandırmayabilir. Ama siz gazeteci olarak bir toplumsal olayda fotoğraf çektiğiniz, haber yaptığınız için bir gün sonra sabah saat 5’te ev baskınıyla gözaltına alınıyorsanız bu doğal bir süreç değildir. Bizim ve meslek örgütlerinin tepkisi de bunaydı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Derneğimiz yalnızca organizasyonlar düzenleyen bir yapı değildir. Mesleki haklar için de görünmeyen birçok mücadele yürütüyoruz. ‘Basın Fotoğrafları Yarışması’, fotoğraf organizasyonları yapıyoruz, sergiler, kültürel etkinlikler yapıyoruz. Ama yaptığımız işin bir de görünmeyen kısmı var. Basın kartları, gözaltılar, meslek onuru için verdiğimiz mücadele iğneyle kuyu kazmak gibi.”</span></p>
<h4><b>“Haberciliğin kendisi, artık başlı başına bir risk”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Foto muhabirliğin temelinde, yaşanan olayları yorum katmadan, tüm çıplaklığıyla göstermek yer alıyor. Ancak bu, Türkiye gibi ülkelerde mesleği daha da tehlikeli hale getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci ve foto muhabiri Hayri Tunç, “Foto-muhabirlik kendine özgü kuralları olan, fotoğrafçılıktan ayrışan bir meslek. Sokaklarda olmak, sokağın canlılığını, her saniye değişen şeklini, farklılaşan ruh halini görmek zaman içinde sizin de belli bir değişim içerisine girmenizi sağlıyor” dedi.</span></p>
<div id="attachment_6600" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6600" class="wp-image-6600 size-medium" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Hayri-Tunc-Sarachane-de-haber-takibi-yaptigi-sirada-fotograf-makinesi-cekilen-fotografta-gorulmedigi-icin-mahkemede-kendisini-savunmak-durumunda-kalmisti-300x156.jpeg" alt="" width="300" height="156" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Hayri-Tunc-Sarachane-de-haber-takibi-yaptigi-sirada-fotograf-makinesi-cekilen-fotografta-gorulmedigi-icin-mahkemede-kendisini-savunmak-durumunda-kalmisti-300x156.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Hayri-Tunc-Sarachane-de-haber-takibi-yaptigi-sirada-fotograf-makinesi-cekilen-fotografta-gorulmedigi-icin-mahkemede-kendisini-savunmak-durumunda-kalmisti-150x78.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Hayri-Tunc-Sarachane-de-haber-takibi-yaptigi-sirada-fotograf-makinesi-cekilen-fotografta-gorulmedigi-icin-mahkemede-kendisini-savunmak-durumunda-kalmisti-768x400.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Hayri-Tunc-Sarachane-de-haber-takibi-yaptigi-sirada-fotograf-makinesi-cekilen-fotografta-gorulmedigi-icin-mahkemede-kendisini-savunmak-durumunda-kalmisti.jpeg 828w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-6600" class="wp-caption-text">Hayri Tunç</p></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tanıklığın hem fiziksel hem de duygusal olarak yıpratıcı olduğunun altını çizen, foto muhabirliğinin Türkiye’de giderek daha az ilgi gören bir meslek haline geldiğine işaret eden Tunç, “Yangında ya da depremde insanların acılarına tanıklık ederken, bir yandan da o acının duyurulmasının da önemini bildiğiniz için olayı yaşayanlar gibi hissetmiyorsunuz. Acının hem içindesiniz hem de dışından bakmak zorundasınız; çünkü onu görünür kılmakla yükümlüsünüz. Bunun nedeni yalnızca ekonomik zorluklar değil; mesleğin taşıdığı ciddi riskler de birçok kişiyi bu alandan uzaklaştırıyor” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle hak temelli habercilik yapanlar için tehlikenin her geçen gün büyüdüğüne işaret eden Tunç, şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Haberciliğin kendisi, artık başlı başına bir risk teşkil ediyor. İnsanlar bize ‘Habere giderken dikkatli olun’ demeye başladı. Bu durumu normalleştirmeden yaşamak zorundayız. Yalnızca haber çekmek değil, olay yerinde bulunma dahi tehlike arz ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sokak eylemlerinde yaşanan işkenceleri gizlemeden belgelemek, depremde ailesini kaybeden bir insanın acısını, yaşanan haksızlıkları ya da bunun yanında yaşanan direniş ya da dayanışmayı çıplak bir şekilde görünür kılmak; tüm bunlar gücü elinde tutanların istemeyeceği gerçeklerdir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Foto muhabirleri, gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya çalıştığı için hedef haline geliyor. Foto muhabirinin görevi, yaşanılan ne varsa tüm çıplaklığıyla ortaya koymak. Bunu yaptığınız zaman, gücü elinde tutan kim varsa onun hedefi haline gelirsiniz. Çektiğimiz haber fotoğrafları, o anı ve yaşanılanları gösteriyor. Üzerinde bir oynama yapılmadan, ‘Burada bunlar yaşandı’ diyor aslında. İktidar medyasının yok dediği ne varsa (işkence, dayak, direniş, dayanışma) o karelerde görünüyordu. Ondan dolayı hedef olarak seçilmemiz bana çok normal geliyor bana.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak fotoğrafın bu güçlü etkisi, onun kalıcı bir hafıza aracına dönüşmesini garanti etmiyor. Görsel hafızanın kalıcılaşması, sadece teknolojik değil, kültürel ve bireysel çaba gerektiriyor. Arşiv kültürü, Türkiye’de genel anlamıyla sorunlu bir durum. Fotoğraflar genellikle sosyal medyada paylaşmak için çekiliyor, sonra yer kaplamasın diye siliniyor. Sonra da ülke gündemi içerisinde o fotoğraflar, o anlar gerilere doğru itilip duruyor. Bana göre bunun en büyük nedeni, geçmişe yönelik bir tarih okumasına alışmamış olmamız. Hafızanızı yitirirseniz, geleceğinizi de yitirirsiniz. Kalıcı hale gelmesi için önce bireysel, sonra toplumsal hafızanın oluşmasını sağlayacak bir kurumsallaşmaya, bir plan program halinde arşiv çalışmalarının önemine dikkat etmek gerek. O olmazsa gerisi laf-ü güzaf olur.”</span></p>
<h4><b>“Fotoğrafın kendisi ideolojiktir; çekenin bakış açısına göre şekillenir”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarafsızlık tartışmalarına da değinen Tunç, tarafsızlık iddiasını şöyle eleştirdi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hayatın kendisi ideolojikken, bir mesleğin tarafsız olması mümkün değil. Attığınız adım, kullandığınız sözcük, aldığınız sigara, hatta sevgilinize hitabınız bile ideolojik ve belli bir taraftan duruşu ifade ediyorken gazeteciliğin tarafsız olması çok saçma. Gazeteciler tarafsız değildir. Fotoğrafın kendisi ideolojiktir; çekenin bakış açısına göre şekillenir. Aynı eylemi, polisin arkasından çektiğinizde eylemciler, ‘saldırgan’ görünür, eylemcinin gözünden çektiğinizde ise bambaşka bir tablo çıkar. Ondan dolayıdır ki fotoğraf çeken kişinin ideolojik duruşuna göre değişkenlik gösterir.  Sorun şudur, tanık olduğunuz olaylara nereden bakacaksınız, hangi çerçeveyi kendinize seçeceksiniz?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul’da yaşanan deprem sonrası yurttaşlar Gezi Parkı’nda çadır kurmak istedi, polis engelledi. Eğer polisin yanında durursanız, ‘Turistik mekân burası, hem can kaybı da olmadı ne çadırı’ der, ona göre çekim yaparsınız. Ama yurttaşların yanında durduğunuzda da ‘Deprem olmuş, evlerimiz güvenli değil’ diye düşünüp, ona göre bakarsınız. Bakış açınız hangi tarafta olduğunuzu gösterir.”</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/foto-muhabirliginin-degisen-dogasi/">Foto muhabirliğinin değişen doğası</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/foto-muhabirliginin-degisen-dogasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köy yollarından dünya parkurlarına…</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/koy-yollarindan-dunya-parkurlarina/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/koy-yollarindan-dunya-parkurlarina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 07:10:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6541</guid>

					<description><![CDATA[<p>K&#246;yde b&#252;y&#252;y&#252;p &#8220;Depremzede k&#246;y &#231;ocuklar&#305; unutulmas&#305;n diye &#351;imdi Afrika&#8217;da ko&#351;uyorum&#8221; diyen ilk kad&#305;n ultra maraton ko&#351;ucumuz emekli &#246;&#287;retmen Duran, 6 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/koy-yollarindan-dunya-parkurlarina/">Köy yollarından dünya parkurlarına…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Köyde büyüyüp “Depremzede köy çocukları</b> <b>unutulmasın diye şimdi Afrika’da koşuyorum” diyen ilk kadın ultra maraton koşucumuz emekli öğretmen Duran, 6 Şubat depremlerinde etkilenen çocuklar için bayram sonrası Tanzanya’da koşacak. Duran, fark yaratan kadın sporcunun toplumda rol model olacağının altını çiziyor.</b></h3>
<h4><b>Melek Çelik</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin ilk kadın ultra maraton koşucularından Bakiye Duran’ın yaşamı, sadece uzun mesafelerle değil, uzun soluklu bir mücadelenin adımlarıyla örülü. Kısa mesafeli yarışların kalabalığında görünmez kalan Duran, dikkatleri ancak ultra çöl yarışları, dağ maratonları, bisiklet, kano ve orienteering gibi zorlu disiplinlerdeki başarılarıyla çekebildi. Uluslararası dereceler aldı, dünya şampiyonalarında Türkiye’yi temsil etti. Hakkında belgeseller yapıldı, medyada ses getiren haberler çıktı. Duran için koşulan mesafe ya da dağların yüksekliği artık zorluk değil. Onun asıl derdi, görünmeyen engeller. Ulaşılması güç dağ köylerindeki çocuklar, eğitim hayali kuran ama tarlada çalışan minikler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ultra maraton koşucusu ve emekli öğretmen Duran, 6 Şubat depremlerinde etkilenen çocuklar için bayram sonrası Tanzanya’da katılacağı yarış için yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da hazır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanzanya’daki yarış, Klimanjaro Dağı’nın giriş kapısından başlayacak. Takımlar zirveye çıkacak, dağın eteklerinden geçerek kabile köyleri içinden geçip başladıkları noktaya dönecek. Bu zorlu parkur, 5 ila 6 gün sürecek. Eksi 8 dereceye varan soğuk, kar yağışı ve yüksek irtifa gibi risklere işaret eden Duran, “Zorlu doğa koşularını tercih etmemizin sebebi dikkat çekmek. Asıl amacımız çocukların eğitimine katkı sağlamak. Her çocuk üniversiteyi bitirmeli, meslek sahibi olmalı. Özellikle kız çocukları kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeli. Güçlü olmalı” diyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6550" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-199x300.jpeg" alt="" width="295" height="445" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-199x300.jpeg 199w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-680x1024.jpeg 680w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-100x150.jpeg 100w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-768x1157.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9-1020x1536.jpeg 1020w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-9.jpeg 1062w" sizes="(max-width: 295px) 100vw, 295px" />               <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6545" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-201x300.jpeg" alt="" width="290" height="433" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-201x300.jpeg 201w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-685x1024.jpeg 685w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-100x150.jpeg 100w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-768x1147.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4-1028x1536.jpeg 1028w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-4.jpeg 1071w" sizes="(max-width: 290px) 100vw, 290px" /></p>
<h4><b>Kız çocukları okuyup meslek sahibi olmalı</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Köyde doğup büyüyen, köyde yaşayarak üniversite okuyan, 1979 yılından beri öğretmenlik yapan Duran, özellikle kız çocuklarının okuyup meslek sahibi olması ve sporla ilgilenmesine ilişkin şunları söylüyor:  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çevremdeki köylerde yaşayan kız çocukları okumadılar, küçük yaşta evlendiler. Kız çocuklarının eşine muhtaç olarak hayatını sürdürmesi bana hep çok yanlış geldi. Küçük yaşta evlendirilen yaşıtlarımı izleyerek adalet duygusuyla tanıştım. Köylerdeki kız çocuklarının okuması ve meslek sahibi olması için yıllarca bireysel çaba gösterdim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6549 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-199x300.jpeg" alt="" width="199" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-199x300.jpeg 199w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-680x1024.jpeg 680w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-100x150.jpeg 100w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-768x1157.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8-1020x1536.jpeg 1020w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-8.jpeg 1062w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" />Antrenmanlarımı özellikle köy yollarında yaptım. Büyüdüm ve hayallerim de büyüdü. Sesimi daha çok duyurabilmek için en zor ve en uzun yarışları koşmaya başladım. Mücadelem zamanla, sınıf duvarlarını, köy yollarını ve ülke sınırlarını aştı.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">6 Şubat 2023 depremi sonrasında bölgedeki pek çok köyde, çocukların eğitime erişiminin çok zor olduğunun altını çizen Duran, çözüm için sporun gücünü kullanmaya karar verdiklerini şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ben ve ekip arkadaşım Bilal Gül, deprem sonrası Adıyaman, Malatya ve Maraş’taki köylere giderek yardım çalışmalarına katıldık. Ailelerle bire bir görüştüm. Kaç çocuk var, okula gidebiliyorlar mı tek tek sordum. Konteyner kurarken köy çocukları hep yanımızdaydı. Yaşlılar, kadınlar, çocuklar hep birlikteydik. Koştuk, oyunlar oynadık, bisiklet sürdük. Toprağın altından çıkarılan iki kız kardeş vardı. Onlara ne istersiniz dedim, biri sadece saç tokası istedi. Onları hiç unutamadım. Defalarca ziyaretlerine gittim. Eğitim desteği, giysi, bisiklet götürdük. Depremzede köy çocukları, artık sadece bu ülkenin değil, insanlığın sorunudur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6543 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-169x300.jpeg" alt="" width="169" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-169x300.jpeg 169w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-576x1024.jpeg 576w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-84x150.jpeg 84w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-768x1365.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2-864x1536.jpeg 864w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-2.jpeg 900w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" />Bu yarışmaya katılmaya o köylerde, o çocukların gözlerinde kararı verdim. Depremzede köy çocukları unutulmasın diye şimdi</span> <span style="font-weight: 400;">Afrika kıtasının en yüksek zirvesi Klimanjaro Dağı’nda koşacağım. Bu bölge doğasıyla, zorluklarıyla ve tehlikeleriyle biliniyor. Amaç sadece zirve değil; sesimizi, projemizi ve çocukların ihtiyaçlarını daha çok kişiye duyurmak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yarışta yer alan ekipler, bireysel yardım ve bağış kabul etmiyor. Amaç, dikkat çekerek ihtiyaç sahipleriyle potansiyel destekçileri buluşturmak. Bizim görevimiz koşarak projemizi ilgililere duyurmak. Yardım çağrısı yapmıyoruz. Yarışın kuralı gereği bağış toplayamıyoruz. Ama köy köy gezip çocukları ve okulları tespit ediyor, rapor hazırlıyoruz. Bu raporlarla kurumları harekete geçmeye çağırıyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Duran için spor sadece bir disiplin değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi. Koşmak onun için ruhsal bir yolculuk. Duran, “Çocuklar sporla hayata hazırlanıyor. Bu yüzden spora erişim, eğitim kadar kıymetli. Her çocuk zaten oynar, koşar, zıplar. Spor da bir oyundur. Kuralları öğretir, zamanı kullanmayı öğretir, iş birliğini öğretir. Spor yapan çocuk sosyal iletişim kurar, sorumluluk alır, rol model olur” diye konuşuyor.</span></p>
<h4><b>Toplumsal sorunlara çözüm sunan projeleri olan sporcular seçiliyor</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya genelinde her yıl binlerce spor organizasyonu düzenlendiğini ancak kalabalık yarışlarda fark edilmek neredeyse imkânsız olduğuna dikkat çeken Duran, sözlerine şöyle devam ediyor:</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6546 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5-200x300.jpeg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5-200x300.jpeg 200w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5-681x1024.jpeg 681w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5-100x150.jpeg 100w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5-768x1155.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-5.jpeg 941w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Son yıllarda dikkat çekmek isteyen sporcular için farklı bir yol açıldı. Sosyal sorumluluk odaklı, proje temelli yarışlar oluyor. Birkaç yıldır dünyada yeni bir akım oluştu. Organizasyon ekipleri, toplumsal sorunlara çözüm sunan projeleri olan sporcuları seçiyor. Bu yarışlar genelde çok zorlu coğrafyalarda yapılıyor; kızgın çöllerde, vahşi dağlarda, buzlu göllerde… Bu tür yarışlar halka açık değil. Butik bir yapı içinde düzenleniyor, yalnızca özel olarak davet edilen sınırlı sayıda (genellikle 40 ila 60) iki kişilik ekipler katılabiliyor. Yarıştan önce her ekip projesini sunuyor. Etki gücü yüksek projeler, yarış sırasında ve sonrasında çeşitli kurum ve sponsorlardan destek bulabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarış parkurlarının zorlukları bize hiç etki etmez. Asıl zorluk, ‘Orada bir köy var uzakta’ cümlesindeki gibi. O köyde tarlada çalışan bir Gülsüm vardı. Fatma vardı, keçi güdüyordu. Bana ‘mühendis olmak istiyorum’ dedi. ‘Çok çalışmam gerek, çok’ demişti. Ben de çok çalışıyorum. Onlar okusun diye.”</span></p>
<h4><b>“Fark yaratan kadın sporcu toplumda rol model olur”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal sorumluluk yarışlarında başarı, sadece fiziksel dayanıklılıkla değil, güçlü ve güven veren bir projeyle mümkün olduğunu vurgulayan Duran, bu yarışlara katılmanın zorluğuna işaret edip sözlerini şöyle tamamlıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6542 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-199x300.jpeg" alt="" width="199" height="300" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-199x300.jpeg 199w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-680x1024.jpeg 680w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-100x150.jpeg 100w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-768x1157.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1-1020x1536.jpeg 1020w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Bakiye-duran-1.jpeg 1062w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" />“Koşmak işin en kolay bölümü. Zor olan projeyi doğru seçmek, davet almak ve yarışa katılımın tüm maddi koşullarını sağlayabilmek. Ulaşım, konaklama, teknik ekipman, katılım ücretleri… Bunların hepsi zamanında, güvenilir şekilde planlanmalı. Güvenilir ve şeffaf olmalısınız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ultra maraton, benim için ultra bir hayat demek. Ultra insan olmayı anlatıyor. Sonsuz bir mutluluk veriyor. İnsan bütün olmalı. Hayatında güzel duygular yaşamalı. Sevilmek için hayatı sevmek gerek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de kadın sporcuların sayısı her geçen gün artıyor. Devamlılık yoksa, unutulursunuz. Fark edilmek istiyorsanız fark yaratmalısınız. Bunun için de en zorlu yarışlara katılmak gerek. Fark yaratan kadın sporcu toplumda rol model olur. Sporcu, ahlaklı, paylaşımcı, adaletli ve topluma duyarlı olmalı. O zaman iz bırakırsınız. Ben kalıcı bir kişi olmak için kitap yazdım: Cesaret Yalnızdır. Böylece sesimi büyük kitlelere duyurmayı başardım.”</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/koy-yollarindan-dunya-parkurlarina/">Köy yollarından dünya parkurlarına…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/koy-yollarindan-dunya-parkurlarina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elazığ’da eğitimin geleceği tehlikede…</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/elazigda-egitimin-gelecegi-tehlikede/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/elazigda-egitimin-gelecegi-tehlikede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 07:22:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ya&#351;anan depremler ve pandeminin etkisiyle &#246;zellikle Elaz&#305;&#287;&#8217;da, &#8220;hayalet &#246;&#287;renciler&#8221; ve &#8220;diplomal&#305; e&#287;itimsizler ordusu&#8221; ciddi bir tehlike olu&#351;turuyor.&#160; Serra Taylan Hem [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/elazigda-egitimin-gelecegi-tehlikede/">Elazığ’da eğitimin geleceği tehlikede…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>Yaşanan depremler ve pandeminin etkisiyle özellikle Elazığ’da, “hayalet öğrenciler” ve “diplomalı eğitimsizler ordusu” ciddi bir tehlike oluşturuyor. </b></h3>
<h4><b>Serra Taylan</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Hem iki yıl önce Kahramanmaraş merkezli hem de beş yıl önce Elazığ’da yaşanan depremler ile pandemi, öğrencileri okuldan uzaklaştırdı. Özellikle 5 yıldır sürekli büyük sorunlarla baş etmeye çalışan Elazığ’da okul disiplininden ve örgün eğitim koşullarından faydalan-a-mayan birçok öğrencinin olduğu yadsınmaz bir gerçek. İnternet, telefon gibi bağımlılıklar, ekonomik zorluklar, çalışmak zorunda kalınması gibi birçok neden, “Hayalet öğrenci” ordusunun oluşmasına yol açıyor. Hemen her Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) değişimi ile yeni bir eğitim sistemi ile sınandığımız ülkemizde eğitim sisteminin belki de en büyük gediklerinden birisi, “Hayalet Öğrenciler” kavramı.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başka bir tehlike ise bizzat bazı eğitimciler eliyle meydana getiriliyor. Okula gelmeyen öğrenciler yok sayılmıyor, devamsızlık ettiği halde bir tedbir almaksızın sınıf geçirtiliyor. Ve ortaya diplomalı eğitimsizler ordusu çıkıyor. Elbette bu tehlikenin farkında olan ve bu öğrencilerin düzenli bir okul yaşamlarının olması için çabalayan eğitimciler de var. Çocuğunun okula düzenli gitmesi ve eğitim disiplini edinmesi için çabalayan ebeveynler de. </span></p>
<h4><b>Eğitimci Zelyut: Okuldan uzak, okuma motivasyonunu kaybetmiş bir öğrenci kitlesi oluştu</b></h4>
<div id="attachment_6535" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6535" class="wp-image-6535 size-medium" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-300x225.jpeg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-300x225.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-1024x768.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-150x113.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-768x576.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT-1536x1152.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/HATICETUL-KUBRA-ZELYUT.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-6535" class="wp-caption-text">Hatice Kübra Zelyut</p></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuyla ilgili görüştüğümüz özel bir mesleki ve teknik anadolu lisesinin yöneticisi Eğitimci Haticetül Kübra Zelyut, “hayalet öğrenciler”den çok muzdarip. Okula gelmeyen öğrenciler konusunun büyük ve çözülmesi gereken bir problem olduğunu belirten Zelyut, şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ben Marmara Eğitim Kurumları Elazığ Yönetim Kurulu Başkanı olarak yaklaşık 2 yıldır Elazığ’dayım. Okulumuz, bir proje okulu ve öğrencilerimiz devlet destekli olarak öğrenim görmekteler. Ancak ne yazık ki aileler normal liselerde başarılı olmayacaklarına inandıkları çocuklarını meslek liselerine yönlendiriyorlar. Üzülerek söylüyorum ki burada birinci öncelik eğitim değil, bir an önce bir okula diploma alması. O nedenle okula devamlılıkları konusuna ciddiyetle eğilmiyorlar. Bu sadece meslek liselerinde değil fen lisesi ya da Anadolu liselerine de yaşanıyor. Bu bölgede bir hayalet öğrenci kitlesi oluştu. COVİD-19 ile başlayan, depremler ile devam eden süreçte okuldan uzak, okuma motivasyonunu kaybetmiş bir öğrenci kitlesi oluştu. Aradan yıllar geçti ve yaralarımızı sarma konusunda çok ciddi bir yol aldık. Ama hâlâ çocuklar, okula gelme konusunda yeterli ciddiyete ulaşamamış durumda. Ben şunu tavsiye ediyorum. Okula gelmeyen, ya da gelmek istemeyen öğrenciler için açık lise alternatifi var. Ben kendi adıma kurumumuzda ‘hayalet öğrenci’yi kabul etmiyorum. Mutlaka ve mutlaka okula gelmeli ve eğitimi hem teorik hem pratik olarak almalıdır. Bunun yanı sıra okul disiplinini de görmelidir. Bu çocuğun ileriki yıllarında da oldukça etkili olacaktır. Belki onlarca öğrencimi bizzat evlerine giderek okula döndürme çabalarımız oldu. Ancak evlerine gittiğimizde gördüğümüz manzara şu oldu. Elinde tableti telefon ya da bilgisayar. Bu bağımlılık çocukların eğitimindeki en büyük engel. Evde stabilize olmuş, hayattan kopuk, ete süte karışmayan öğrenciler var. Aileler de bu konuda çok bilinçli değiller. Şu anda devam ve devamsızlık sorununa ciddi bir yaklaşım var. Devlet de bu konuda ciddi kurallar getirdi. Bu konu özellikle bizim kurumumuzda çok önemsediğimiz bir konu.”</span></p>
<h4><b>Uzman Psikiyatrist Deniz: Aileler uzman desteği almalı, okuldaki eğitimcilerle koordineli çalışmalı </b></h4>
<div id="attachment_6537" style="width: 303px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6537" class="wp-image-6537 size-full" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/omer-deniz.jpg" alt="" width="293" height="172" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/omer-deniz.jpg 293w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/omer-deniz-150x88.jpg 150w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" /><p id="caption-attachment-6537" class="wp-caption-text">Ömer Deniz</p></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Konu ile görüşlerini aldığımız Uzman Psikiyatrist Dr. Ömer Deniz, öğrencileri okula gitmeme isteklerinin birçok nedeni olabileceğini anlattı. Lisede yeni bir okula başlandığı için yaşanan “ayrılık anksiyetesi”nin bugün birçok öğrencide olabileceğini belirten Deniz, akran zorbalığının da önemli bir sebep olduğuna işaret etti. Toplumsal kaygılar, özellikle internet, telefon bağımlılığı nedeniyle çocuklarda büyük oranda dikkat dağınıklığı oluştuğunu bildiren Deniz, bunun öğrencilerin okul ile olan bağlarını zayıflattığını vurgulayarak şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Akademik ortada bir şeyler öğrenmek çocuklar için büyük bir yük gibi geliyor. Bağımlılık sorunu olan çocuk sayısında ciddi bir artış var. Ekran bağımlığı, tablet bağımlılığı gibi sorunları olan çocuklarımız hem okula hem de arkadaş ortamlarına adaptasyon sorunu yaşıyor. Eğitim sisteminde yaşanan değişimler de öğrencilerin okula olan bağlılığını zayıflatmaktadır. Baktığımızda özellikle devlet okullarında bu konuya daha disiplinli yaklaşıyorlar. Gelecek kaygısı güttüğü için okuldan vazgeçip iş hayatına yönelen çocuklar, sınava hazırlandığı için okulda gördüğü derslerin dışında ek destek alma ihtiyacı hissederek okuldan ziyade kurs merkezlerine öncelik veren çocuklar. Bunların hepsi öğrencilerin okula gidiş motivasyonunu düşüren etkenlerdir. Burada ekonomik sorunlar, bunun dışında sevgi, ilgi ihtiyacı karşılanmayan çocuklar mutsuz oluyor. Mutsuz olan çocukların geleceğe dair planlamaları yok. Gelecek kaygısı nedeni ile okuldan uzaklaşan öğrenci sayısı da küçümsenmeyecek derecede. Son dönemlerde sıklıkla karşımıza çıkan akran zorbalığı vakaları da çocukların okuldan uzaklaşmasına neden olan bir başka unsurdur. Elazığ ve bölgemiz özelinde deprem ve pandemi gerçeği ile yüzleştik. Bu süreçte insanların davranış sistemleri değişti. Aylarca okuldan uzak kaldılar. Uzaktan eğitim gördüler. Kimi ders alabildi, kimi alamadı. Bir zaman sonra derslerden de uzaklaştılar. Çocuklarımız okula gitmeyip ‘hayalet öğrenci’ olarak kalmayı tercih ediyorsa ailelerin bunu gözlemlemesi ve uzman desteği alması, okuldaki eğitimcilerle koordineli olarak çocuğun motivasyonunu arttırıcı çalışmalar yapması gerekmektedir.”</span></p>
<h4><b>Öğrenciler umutsuz</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">16 yaşında meslek lisesinde okuyan A. Çokulu, bir an önce meslek edinme kaygısı taşıdığını, liseyi bitirse de, üniversite mezunu olsa da bir iş bulamayacağını düşündüğü için şimdiden kendi yol haritasını çizme arayışına girdiğini belirtiyor. Diplomanın çok da önemli olmadığını söyleyen A.Ç “Ailemin zoruyla okula gidiyorum. Lise diplomasını alır almaz bir iş bulup para biriktireceğim ve yurtdışına gideceğim” diyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6538 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/SIKILMIS-OGRENCI-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/SIKILMIS-OGRENCI-300x200.jpg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/SIKILMIS-OGRENCI-150x100.jpg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/SIKILMIS-OGRENCI-272x182.jpg 272w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/SIKILMIS-OGRENCI.jpg 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">17 yaşında, üniversite sınavlarına girmek için hazırlanan S.A., okulu özellikle 2. dönemden itibaren ikinci plana attığını anlatıyor. Üniversite sınavına hazırlanmak için özel bir kurs merkezine gittiğini belirten S.A. “Sadece okula gitsem sınavlarım için yeterli değil. Kazanamam. Mecburen dershaneye gidiyorum. Okulda yok yazılmamak için de rapor alıyorum. Meslek lisesinde okuyorum. O nedenle temel derslerde daha fazla net yapabilmem lazım. İnşallah kazanırım” diye konuşuyor. </span></p>
<h4><b>Ebeveynler mutsuz ve bir o kadar da çabasız…</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Ebeveynler de çocuklarının okula gitmemesi konusunda dertli. Sadece çocukların değil, okulların da bu konuda sıkı denetim yapmadıklarını belirtiyorlar. Özellikle özel okullarda çocukların notları fazla gösteriliyor. Bundaki amacın hem okulu başarılı göstermek hem de tabiri caizse müşteri olarak gördükleri velileri memnun etmek olduğunu düşünen veli sayısı da küçümsenmeyecek boyutta.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayşe Ç. isimli veli, 16 yaşındaki oğlunun okula gitme konusunda sürekli bahaneler bulduğunu ve bu konuyla tek başına mücadele edemeyecek hale geldiğini söylüyor. Okulların bu konuda ipleri gevşek bıraktığını da söyleyen Ayşe. Ç bir veli olarak yaşadığı sorunları şöyle dile getirdi: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Pandemi zamanında oğlum LGS’ye hazırlanıyordu. Hiçbir sıkıntımız yoktu. Okuldan eve gelir ve derslerini yapar, okuluna da severek giderdi. O yıl özel bir kursa da yazdırdık. Çünkü sadece okuldan alacağı eğitimle sınavda istediği başarıyı yakalayamayacağını düşünüyorduk. Ki hâlâ öyle düşünüyorum. Ne yazık ki önce depremi yaşadık. Okullarımız 1 ay tatil oldu. Akabinde pandemi nedeni ile uzaktan eğitime başladık. Mecburen internet bağladık. Akıllı telefon ve tablet temin ettik. Ancak ne olduysa ondan sonra oldu. Çünkü sonraki süreçte oğlum okula gitmek istemedi. Sürekli bahaneler uydurdu. Liseyi kazandı. Lisede de aynı motivasyonsuzluğu devam etti. Şimdi de öyle. Bir gün hastalanıyor, bir gün kimse gelmiyor ben niye gideyim diyor. Bir anne olarak kaygılı mıyım? Evet. Aldığı eğitimden memnun değilim.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka anne Safiye G. ise kızının kilolu olduğu için arkadaşları tarafından zorbalığa uğradığını ve bu nedenle çocuğun okula gitmek istemediğini aktarıyor. 15 yaşında lise 2. sınıf giden kızının ikinci okulu olduğunu belirten Safiye G.  2. okulunda da mutlu olmayan kızının akran zorbalığına maruz kaldığı için okul ortamından nefret ettiğini bildirerek şunları söylüyor: </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6536 alignleft" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/OKUL.jpg" alt="" width="259" height="194" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/OKUL.jpg 259w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/OKUL-150x112.jpg 150w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Okulda PDR hocaları ile de görüştük. Çocuğumu haricen uzman bir psikologla da görüştürdüm. Ancak bu yaşlarda arkadaşların yaklaşımı, anne babalardan daha etkili oluyor çocuklar üzerinde. Ne yazık ki kızım okuldan soğudu. Evet gidiyor. Ama bazen okulu bizden habersiz astığını öğreniyorum. Bazen da ağlıyor okula gitmemek için. Ben göndermiyorum. Ne yazık ki mutsuz bir öğrenci o.”</span></p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/elazigda-egitimin-gelecegi-tehlikede/">Elazığ’da eğitimin geleceği tehlikede…</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/elazigda-egitimin-gelecegi-tehlikede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmen atamaları tartışılıyor</title>
		<link>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ogretmen-atamalari-tartisiliyor/</link>
					<comments>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ogretmen-atamalari-tartisiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 06:30:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Desteklenen Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://supporttomediafreedom.com/?p=6505</guid>

					<description><![CDATA[<p>MEB&#8217;in &#246;&#287;retmen atama politikas&#305; tart&#305;&#351;&#305;lmaya devam ediyor. Kontenjanlar&#305;n ihtiyac&#305;n &#231;ok alt&#305;nda kalmas&#305;, m&#252;lakat sisteminin g&#252;venilirli&#287;inin sorgulanmas&#305;, engelli &#246;&#287;retmen atamalar&#305;ndaki yetersizlik [&#8230;]</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ogretmen-atamalari-tartisiliyor/">Öğretmen atamaları tartışılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><b>MEB’in öğretmen atama politikası tartışılmaya devam ediyor. Kontenjanların ihtiyacın çok altında kalması, mülakat sisteminin güvenilirliğinin sorgulanması, engelli öğretmen atamalarındaki yetersizlik ve ücretli öğretmenliğin yaygınlaşması öğretmenlik mesleğini zorluyor.</b></h3>
<h4><b>Delal Meltem Demir</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğretmen atamaları, yıllardır Türkiye’nin kronikleşen sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2025 yılı için duyurduğu 15 bin sözleşmeli öğretmen ataması, Türkiye’de yıllardır süregelen öğretmen atamaları krizini bir kez daha gündeme taşıdı. Açıklanan kontenjan dağılımı, atanmayı bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı arasında hayal kırıklığına yol açtı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En fazla atama yapılacak branşlar sırasıyla, sınıf öğretmenliği (4.378), özel eğitim öğretmenliği (3.087), din kültürü ve ahlak bilgisi (1.802), okul öncesi öğretmenliği (1.321) ve İngilizce öğretmenliği (757) oldu. Alanlara ayrılan kontenjanlar, ülke genelindeki öğretmen ihtiyacı ve doluluk oranları dikkate alınarak belirlendi. Başvurular, 21 Nisan – 5 Mayıs 2025 tarihleri arasında alındı. Bakanlık ayrıca bu yıl içerisinde 1.381 engelli öğretmenin atamasını gerçekleştirdiğini açıkladı. Ancak bu sayı da, yıllardır kadro bekleyen engelli öğretmenlerin büyük çoğunluğunun taleplerini karşılamaktan uzak.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2024 yılı verileri tabloyu net şekilde ortaya koyuyor. Atama bekleyen bazı branşlardaki aday sayıları şu şekilde: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi: 59.390, Okul Öncesi Öğretmenliği: 56.542, Türk Dili ve Edebiyatı: 35.791, Rehberlik: 23.235, Beden Eğitimi: 22.949, Tarih: 20.257 ve Türkçe: 20.057. Bu veriler, özellikle sosyal bilimler ve eğitim branşlarında mezun sayısının yıllar içinde biriktiğini ve kontenjanların çok gerisinde kaldığını gözler önüne seriyor. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6512 alignright" src="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--300x135.jpeg" alt="" width="548" height="247" srcset="https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--300x135.jpeg 300w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--1024x461.jpeg 1024w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--150x67.jpeg 150w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--768x345.jpeg 768w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden--1536x691.jpeg 1536w, https://supporttomediafreedom.com/wp-content/uploads/2025/06/Mulakat-Magduru-Ogretmenlerin-Oturma-Eyleminden-.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 548px) 100vw, 548px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atama bekleyen öğretmenlerin yalnızca küçük bir kısmı her yıl kadroya alınabilirken, kalanlar </span><span style="font-weight: 400;">Kamu Personel Seçme Sınavı (</span><span style="font-weight: 400;">KPSS) tekrarına, özel sektöre yönelmeye ya da mesleği bırakmaya mecbur kalıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak Eğitim-İş ve Eğitim-Sen gibi sendikalar, bu sayıyı, mevcut ihtiyacı karşılamanın çok gerisinde buluyor. Sendikalar ve eğitim uzmanları, atama bekleyen öğretmen sayısının çok daha yüksek olduğunu bildiriyor. Örneğin Eğitim-İş Sendikası, bu rakamın 500 bini aştığını belirtirken, sahada görev yapan birçok eğitimci bu sayının</span> <span style="font-weight: 400;">750 bine yaklaştığını dile getiriyor.</span></p>
<h4><b>“Engelli öğretmenler, başka sınava tabi tutulmadan doğrudan atanmalı”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği Başkanı ve Engellilerin Haklarına Erişim Platformu Sözcüsü Turhan İçli ile özellikle engelli öğretmen atamaları konusunda bir görüşme gerçekleştirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli öğretmen atamalarındaki yetersizliğine dikkat çeken İçli, şu değerlendirmeyi yaptı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Her yıl çok sayıda engelli öğretmen mezun oluyor ve öğretmenlik hakkı kazanıyor, ancak MEB bu açığı kapatmakta yetersiz kalıyor. MEB, engelli istihdamını sadece normal memur atamalarıyla telafi etmeye çalışıyor, oysa öğretmen atamaları yoluyla bu açığı kapatabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli öğretmen adayı sayısı her yıl üç bin, dört bin, hatta beş binlere ulaşmasına rağmen MEB, çok düşük sayılarla atama yaparak bu açığı doldurmaktan kaçınıyor. Bir defada tüm engelli öğretmen açığını kapatacak kapasiteye sahip olan bakanlık, bunu gerçekleştirmiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atama sürecinde engel grupları arasında belirgin bir ayrımcılık gözlemlemedim. Engelli öğretmen atamalarına herkes başvurabiliyor ve KPSS puan sıralamasına göre atamalar yapılıyor. Ancak genel öğretmen atama sürecine baktığımızda, KPSS sınavlarında atanamayan milyonlarca öğretmen adayı bulunuyor. Son açıklanan 25 bin öğretmen atamasında bile, bu sayı iki parçaya bölünerek 15 bin ve 10 bin olarak çeşitli kriterlere bağlandı. Dolayısıyla, MEB görevini tam anlamıyla yapmıyor ve engelli öğretmenlerin sayısının yetersiz olması bir çeşit ayrımcılığa yol açıyor. Çünkü 20-30 bin engelli personel açığı olmasına rağmen bu açık kapatılmıyor.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçli, MEB’ten taleplerine ilişkin de şunları belirtti:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Yıllardır engelli hakları için mücadele ediyoruz. Defalarca MEB ile görüşmeler yaptım ve zaman zaman anlamlı sayılarla atamalar yapıldı. Ancak son dört-beş yıldır sivil toplum örgütleri bu mücadeleyi sürdüremedi. Bu durumu fırsat bilen MEB, gerekli duyarlılığı göstermeyerek yeterli sayıda engelli ataması yapmıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Engelli öğretmen atama sisteminde bir değişiklik olması lazım. Engelli öğretmenlerin KPSS sınavına girmesi gerekmemeli. Çünkü öğretmenlik, zaten dört yıllık bir lisans eğitimi ve pedagojik formasyon gerektiriyor. Engelli öğretmen adayları da diğer öğretmen adayları gibi formasyon alıyor ve eğitimlerini tamamlıyor. Onların yeniden bir sınava tabi tutulması gereksiz ve zaman kaybettirici. Üstelik bu durum, diğer engelli işsizlerin haklarını da öğretmenler üzerinden kullanmalarına sebep oluyor. Bence formasyonları tamamlanmış engelli öğretmenler, başka sınava tabi tutulmadan doğrudan atanmalı. Okulların da bu yönde ciddi ihtiyaçları var.”</span></p>
<h4><b>“Bu mücadele sadece bizim değil, gelecekte öğretmen olacak herkesin mücadelesi”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">KPSS’den yüksek puan almasına rağmen sözlü mülakat nedeniyle elenen beden eğitimi öğretmeni Tamer Ağabal, 190 günü aşkın süredir Ankara’da hak mücadelesi veriyor. 84.600 puanla Türkiye genelinde kendi alanında 250. sırada yer aldığını belirten Ağabal, “Buradaki 1600 öğretmen KPSS’de derece yaptı ama adaletsiz mülakatlar nedeniyle atanamadı” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mülakat sisteminin değişmesiyle birlikte komisyonların keyfi puanlama yaptığı, iller arasında büyük farklar oluştuğu ve aslında kontenjan içinde yer alan birçok öğretmenin bu yüzden elendiğine dikkat çeken Ağabal, şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Erzurum’da 500 kişiden sadece 5 kişi elenirken, Bursa ya da İstanbul Siyavuşpaşa’da 500 kişiden en az 190-200 kişi elendi. Aynı branşta farklı illerde yapılan bu uygulama, sistemin adaletsizliğini ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bakan Yusuf Tekin, önce sosyal medyadaki eleştirileri reddetti, ardından iller arası farkı kabul edip yeni sistemde buna göre düzenleme yapıldığını açıkladı. Peki, biz sizin deney fareniz miyiz? Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz. Liyakat diyoruz. Bu mücadele sadece bizim değil, gelecekte öğretmen olacak herkesin mücadelesi.” </span></p>
<h4><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Bölüm var, atama yok”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Fransızca öğretmeni Merve Ariş, Türkiye’de az sayıda kontenjan ayrılan branşlardan birinde mezun oldu. Devlet kadrolarında yer bulamadığı için uzun süre ücretli öğretmenlik yapan Ariş, yaşadığı ekonomik zorlukları ve mesleki adaletsizlikleri şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“2020 yılında Fransızca öğretmenliği branşında KPSS birincisi olan bir öğretmenin dahi ataması yapılmadı. Bu durum sistemdeki çelişkiyi ortaya koydu. Birinci olan arkadaşımız ancak sosyal medyada tepki görünce atandı. Bu yaşananlar insana ‘Madem atama yok, neden üniversitelerde bu bölüm var?’ sorusunu sorduruyor. Özetle, bölüm var ama atama yok. Sadece seçim döneminde 13 Fransızca öğretmeni atandı. Ondan önceki yıllarda sayı bir, iki ya da sıfırdı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2023 yılına kadar ücretli öğretmenlik yaptım. Devlet okulunda deneyim kazanmak istememe rağmen, ücretli öğretmenliğin ağır ekonomik koşulları beni özel sektöre yönlendirdi. Kadrolu öğretmenin maaşının yüzde 25’ini bile almıyorduk. Aldığımız ücretle, sadece mutfak masrafını karşılayabiliyordum. Aynı ders saatlerinde çalışıyorduk ama kadrolu öğretmenler nöbet tutmazken bizde bu hak yoktu. Onlar ek ders ücreti alırken, bize ek ders için ayrı ücret ödenmiyordu. Hatta onların aldığı ek ders ücreti, bizim toplam maaşımıza eşitti. Ücretli öğretmenlik yalnızca maddi değil, manevi olarak da oldukça yıpratıcı. Devlet dairelerinde kadro açılmaması, atanmış öğretmenlerle aramızdaki fark, öğretmen olarak insanın kendi değerini sorgulamasına neden oluyor. Bu süreç hem maddi hem manevi olarak çok yorucu.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atama bekleyişi sürdükçe öğretmenlerin özel sektöre yönelmek zorunda kaldığına değinen Ariş, geçimini sağlamak için okuldan çıkıp özel dersler verdiğini belirtip “Özel dersleri ek iş gibi düşünüyordum ama çok yorucuydu. Tüm branşlarda kadro açılması gerekiyor. Yoksa bu yük öğretmenlerin omzunda birikmeye devam edecek” diye konuştu.</span></p>
<h4><b>KPSS’ye hazırlanmaktan vazgeçenler&#8230;</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">MEB’in bu yıl yalnızca 15 bin sözleşmeli öğretmen ataması yapacağını açıklaması, atama bekleyen birçok öğretmeni umutsuzluğa sürükledi. Yeni uygulamaya alınacak Akademi Giriş Sınavı (AGS) sistemiyle birlikte sınav belirsizlikleri de bu umutsuzluğu derinleştiriyor. Beden eğitimi öğretmeni Nurşin Ayboy da bu koşullarda sınava çalışmayı bırakan öğretmenlerden biri. Ayboy, iki yıl boyunca KPSS’ye hazırlanarak sınava girdiğini, üçüncü yılı için çalışmaya başladığı sırada ise bu karar nedeniyle sınava hazırlanmayı bıraktığını şöyle açıklıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“KPSS’den önce sınavın belirsizliğinden kaynaklı bir stres zaten vardı. Sınava üç ay kala yeni sistemin açıklanması stresi daha da artırdı. Son alımın açıklanması ve kontenjanın 10 bin civarı olacağının açıklanmasıyla, hele ki bazı branşlarda alım yok derece az olması üzerine, ben de bırakma kararı aldım. Benim branşım da bu kapsamdaydı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sadece kontenjan düşüklüğü değil, sınav sürecinin net olmayışı da beni zorluyor. Yeni sistemin açıklanmaması, sınavın nasıl olacağına dair hiçbir şeyin belli olmaması psikolojik olarak beni çok zorladı. En çok da ümitsizlik yıprattı. KPSS’ye girmekten vazgeçince geçim kaygısıyla özel sektörde iş aramaya başladım. Ailem bu kararıma üzülse de geçim kaygısı ağır basıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ailem, özel sektöre geçip çalışmamı söyledi. Ben de şu an için öğretmenlikten vazgeçmiş, öğretmenlik hedefimi en azından bir kenara bırakmış durumdayım. Yeni bir sistem gelmeden tekrar çalışmayı da düşünmüyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğretmen açığı varken düşük kontenjanlarla yapılan atamalar kabul edilemez. Atama sistemi ihtiyaca göre düzenlenmeli.</span> <span style="font-weight: 400;">Binlerce ücretli öğretmenin görev yaptığı okullarda bu açıklar kadrolu öğretmenlerle kapatılmalı. Branş derslerinin yine kendi öğretmenleri tarafından verilmesi gerekir. Bu hem eğitimi hem atamaları olumlu etkiler.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Atama sayılarının düşüklüğünün sadece bireysel değil, toplumsal bir soruna dönüştüğünü vurgulayan Ayboy, sözlerini “Atama sayıları yetersiz olduğu için birçok kişi ya KPSS’ye hazırlanmaktan vazgeçiyor ya da ücretli öğretmenlik yapıyor. Bu da öğretmenliğe ve eğitime verilen önemin azaldığını, hatta yok sayıldığını gösteriyor” diyerek tamamlıyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapak Fotoğrafı: Depo Photos</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://supporttomediafreedom.com/haberler/ogretmen-atamalari-tartisiliyor/">Öğretmen atamaları tartışılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://supporttomediafreedom.com">Support To Media Freedom Projesi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://supporttomediafreedom.com/haberler/ogretmen-atamalari-tartisiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
